nasıl yıllarca?
arsen’in bir anlamı da kurtuluş demek, ben de semt olan kurtuluş’ta yaşadım.

blake kathryn
occasionally subtle

Product Placement
I'd rather be in outer space 🛸
Three Goblin Art

Discoholic 🪩

if i look back, i am lost
Acquired Stardust

Andulka

titsay
Cosimo Galluzzi
art blog(derogatory)

No title available
cherry valley forever

pixel skylines
Jules of Nature
Alisa U Zemlji Chuda
No title available

Origami Around
wallacepolsom

seen from China

seen from Germany
seen from Germany

seen from Malaysia
seen from Sweden

seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from South Africa

seen from United States
seen from Yemen
seen from Australia

seen from France

seen from United Kingdom
seen from Australia

seen from United States
seen from Greece

seen from Germany
@kanarca
nasıl yıllarca?
arsen’in bir anlamı da kurtuluş demek, ben de semt olan kurtuluş’ta yaşadım.
Arsen, Ankara’nın neresinde yaşıyordun?
ahshshah, yıllarca adını taşıdığım yerde, kurtuluş’ta. söyleyince biraz komik geliyor.
BLACK SWAN 2010, dir. Darren Aronofsky
her gün, bir gün gidecekmiş gibi, yaşayalım ankara.
eğrisiyle, doğrusuyla, teşekkür ederim. kazandırdığın ve kaybettirdiğin her şey için.
şarkı bırakır mısın
napıyorsun
çiçeğimle, bakışıyoruz
Bir şarkı dinlediğine neredeyse eminim, bizimle paylaşır mısın
güzel tahmindi, beğendim
dinginleşmişsin, durulmuşsun, hiç alışık değilim bu hallerine
zamanla alışmıştım ben de.
hissizleşmek bunun adı. herkese, her şeye. en çok kendime
yakalandım, kendimi dinlemeyeli de çok uzun zaman olmuştu. belki hala dinleyen birileri vardır bir yerde, bilmek ister miyim bilmiyorum varsa da. kelimeleri süslemeyi çok severdim eskiden, yılan gibi dolanır dolaşırdım kelimelerle, ne oldu bilmiyorum. değişenin dünya olduğunu bilsem de kendimi onunla evrilirken bulacağımı hiç düşünmemiştim. bu denli keskin dönüşlerin olacağını kestirememiştim hiç, ben sandığım benden ne kadar uzağım, ben kimim, siz ya da onlar kim? cevap arıyor muyuz hala bir şeyler için, kime sorsam çok yorgun, aramayı bırakın görmek istemiyorlar sorulanları. o kadar iyi anlıyorum ki, yaş geçtikçe gençleşirim sanıyordum, belki de yanıldım. ben pek yanılmazdım, insan oluşumun payını bırakarak oynardım kumarlarımı, ne ara bu kadar görmezden gelmeye başladım kazan kaybeti hatırlamıyorum. hayatın bir kumar olduğunun hep farkındaydım, en usta oyuncularından biri olacağımı düşünmezdim. lafım sizden uzak, ben kendi hayatımın kumarbazıyım. uçlarında mıyım, kesinlikle değilim. kazanır mıyım, bilmiyorum ama kaybetmem. bir nefret eden daha buldum bu çağdan, aklındakileri okumama izin vermiyor ilginçtir ki o benim aklımı su gibi okuyor. birlikte akıyoruz ama bir türlü yetişemiyorum ona, hangimiz daha iyi bir kumarbaz, kesinlikle ben. bu kadar temkin fazla bile, günün sonunda kazanan hep kumarı oynatan olmayacak mı zaten? yaşayan ve yalan olmadığını düşündüğüm tek bir gerçek bile kalmadı, bugünü geçirmek herkesin aklından geçen, biliyorum. eskiden böyle değildik, biliyorum büyüdük çok iyi biliyorum evrilip devrildik ama tanımıyorum ben bu dünyayı. ayak uyduramuyorum, unutamıyorum. en büyük lanetmiş unutamamak, sürekli hatırlamak. aklımdan çıkmıyor ki hatırlayayım, o çığlıkları kim unutabilirdi ki?
kızıldan vazgeçtim, hala lekelerini taşıyorum ama siyaha döndüm. elinde sonunda yolum hep siyahı bulacaktı zaten, elimi biraz çabuk tuttum. derdim ya, tilkinin kuyrukları, hepsini kesip attım. kızılı akıttığım gün onlar da akıp gitti, belki de bir lanetti. kızıl kadınlar hep acı verirdi, kendilerine bile. bazen özlüyorum. bazen nefret ediyorum üç yılından. üçleri hiç sevmemiştim zaten. dün gece doğmuş yeşil gözlü bir kadın, dünyayı da doğurmuş. eskisi kadar nefret etmiyorum renklerden, taşıyamıyorum ama nefret de etmiyorum. eğer dünyam dönmezse tersine, altı üstünden daha iyi değil biliyorum, yine keskin bir dönüş beni bekliyor. şehirler değişecek, isimler ve ünvanlar, parmaklar bile değişir belki. adım hangi tarafına yazılır, ben hangi tarafa adım atarım belli olmaz. herkesin bir evi vardır demişlerdi, evimi bulurum belki bir gün.
izleri gizleyebilir miyiz derdin, doğduğumuz gün öğretilmedi mi bu bize, seninle ben aynı kabuktanız. kafamın içini anlatamam sana, tilkilerini birbirine doladım kimsenin de el sürmesine izin vermiyorum, dengemi koruyamıyorum ağırlıktan bazen, bazense kayboluyorlar birden. parmak uçlarımdan kayıp gidiyorlar, sen artık hissetmekten çok uzaktasın. üşüme, ben çok üşüyorum senin yerine de, yeri göğü inletiyorum bu soğukluktan. buz tuttum. sıfırlar döşedim bize sınırlar yetmezmiş gibi. ben kimim, bazen gürültüden duyamıyorum. her gece titremekten mosmor oluyorum da bir kere olsun ağzımı açmıyorum, göğe uğurlandık, göğü mezar ettik kendimize. sen ordasın ben burada, anlamı yok o yüzden. hiçbir şeyin anlamı olmadığı gibi senin de anlamın yok. duyuyor musun, artık bilmiyorum. sesim bir sana erişirdi, karanlığım bir sana ışık tutardı, yıldızlar yolun olmuş şimdi. fazla susmanın bir bedeli de bu sanırım. kilitli kalmanın zindanında nasıl bir şey olduğunu da anlatamam sana. kırık kalemler, sivri uçları bana battı. kimse anlamayacak, korkma. ne seni, ne beni. kimse duymayacak, kulak bile kesilmeyecek artık. sivrisin, sivri kal derdin. daha ne kadar sivrileceğiz, söylesene. seni ellerimle öldürdüm, bir gün dahi yaşıyor olmanı dilemedim. artık karanlığım bile ışık tutmaz tilkilerine, zindanında kal. kimsenin ışığının üzerine düşmesine izin vermeyeceğim. bir gün olsun seni unutmadığım gibi sana kendimi unutturacağım. kanımıza ağır bu bizim, batar da kalırız. batıp da çıkamayız. şimdi şiir okuyacağım sana, uyu, sakın uyanma.*
Maria Denise Dessimoz, The Inevitable Anguish of Desire