[Aşağı doğru inişe geçtiğimizde Boris elimi sıkıca kavradı, az sonra nefesi yine sıklaştı. Bir süre sonra, Sophie'nin sokağın dibine varmış olduğunu gördüm, ama nihayet bizim sıkıntımızı fark etmişçesine aşağıdaki lambanın altında durmuş, biraz endişeli bir ifadeyle bize bakıyordu. Sonunda yanına vardığımızda öfkeyle, "Sana yetişmekte zorlandığımızı görmüyor musun?" dedim. "Hem ben hem de Boris yorucu bir gün geçirdik." Sophie hülyalı hülyalı gülümsedi. Sonra kolunu Boris'in omuzlarına dolayarak çocuğu kendine çekti. "Merak etme," dedi usulca. "Burası biraz tatsız, biliyorum, hava da soğudu, yağmur yağıyor üstelik. Ama hiç merak etme, eve varmamıza çok az kaldı. Orası sıcacık olacak, söz veriyorum. O kadar sıcak olacak ki, istersek tişörtle dolaşabileceğiz evde. Hem sonra yeni büyük koltuklara kıvrılıp oturabilirsin istersen. Sen ufacık boyunla kaybolursun o koltukların içinde. İster kitap okursun, ister video seyredersin. Ya da istersen dolaptan oyun indiririz. Ben oyunların hepsini çıkarırım, hangi oyunu istersen Mr. Ryder'la oynayabilirsin. Büyük kırmızı minderleri halının üstüne koyar, oyunu da yere yerleştirirsiniz. O arada ben de akşam yemeğini hazırlarım, köşede sofrayı kurarım. Aslında akşam yemeği için bir ana yemek yerine küçük küçük mezeler de hazırlayabilirim. Ufak köfteler, minicik peynirli börekler, birkaç çörek. Hiç merak etme, senin en sevdiğin mezeleri hatırlayıp hepsini sofraya dizeceğim. Sonra hep birlikte oturur yemeğimizi yeriz, ardından da oyuna üçümüz devam ederiz. Tabii daha fazla oyun oynamak istemezsen oynamayız. Sen belki Mr. Ryder'la futbol muhabbeti yapmak istersin. Sonra, sen iyice yorulduktan sonra, yatarsın. Biliyorum, yeni odan çok küçük, ama rahat, kendin de söylüyordun. Eminim bu gece çok güzel uyuyacaksın. O zamana kadar bu tatsız yürüyüşü, üşüdüğünü unutmuş olursun. Hatta kapıdan içeri, sıcacık eve girdiğin an unutacaksın. Onun için moralini bozma. Çok az yolumuz kaldı."]
sayfa, 46, avunamayanlar, kazuo ishiguro. türkçeye çeviren roza hakmen.