EXPECTATIONS

@theartofmadeline
Aqua Utopia|海の底で記憶を紡ぐ
tumblr dot com
Today's Document
🩵 avery cochrane 🩵
d e v o n
macklin celebrini has autism

Origami Around

Jar Jar Binks Fan Club

titsay
No title available
RMH
untitled
Not today Justin
2025 on Tumblr: Trends That Defined the Year
🪼

ellievsbear

Kiana Khansmith

No title available

seen from Brunei

seen from Japan
seen from United States
seen from United States
seen from Brazil
seen from Malaysia

seen from Canada
seen from Bangladesh
seen from United States

seen from Singapore

seen from Bolivia
seen from United States

seen from United Kingdom
seen from Thailand
seen from Bangladesh
seen from Russia

seen from United Kingdom
seen from Pakistan
seen from United States
seen from Germany
@karakutuvebos
Bugün öldüğünü düşün.
Mezar taşına, bugüne kadar nasıl bir hayat yaşadıysan onu özetleyen tek bir cümle yazılacak.
Ne yazardı?
Tumblr ahalisi, sizin mezar taşınızda ne yazsın isterdiniz?
Son dört aydır hayatımın içinde görünmeyen bir şeyle mücadele ediyorum.
Dışarıdan bakıldığında hayat devam ediyor. İnsanların arasına karışıyorum, konuşuyorum, gülüyorum, bir yerlere gidiyorum. Belki kimse içimde ne kadar sessizlik biriktiğini anlamıyor. Çünkü insan bazen en büyük yorgunluğunu, hayatın içinden çekilmeden de yaşayabiliyor.
Son aylarda çok şey denedim.
Kimi zaman duygularımın peşinden gittim, olmadı. Kimi zaman aklımı dinledim, yine olmadı. Bir şeyleri doğru yapmaya çalıştım, olmadı. Bekledim, sabrettim, anlamaya çalıştım… yine olmadı.
Ve bir noktadan sonra insan kendisine sormaya başlıyor:
Ben nerede yanlış yaptım?
Hâlâ bilmiyorum.
Belki de her şeyi yanlış yaptığım için değil; bazı şeylerin doğru yapılmış olmasının bile doğru sonucu getirmediğini yeni öğreniyorum.
Çok yalnız kaldım. Daha doğrusu, kalabalıkların içinde yalnızlığın ne demek olduğunu öğrendim. Bana verilen sözlerin tutulmayışını, “yanındayım” diyenlerin bir gün uzaklaşabildiğini, ait olmak istediğim yerlerde kendime ait bir köşe bulamayışımı gördüm.
Sonra yavaş yavaş insanları azaltmaya başladım.
Hayatımı değil belki ama hayatımın içindeki insan sayısını.
Kendime ait, kimsenin kolay kolay giremediği küçük bir dünya kurdum. Orada daha az inciniyordum. Daha az beklentim vardı. Daha az hayal kırıklığı…
Ama insan kendini korumak için dünyasını küçülttükçe, bir süre sonra nefes alacak alanını da küçültebiliyor.
Sanırım benimki biraz da böyle oldu.
Bir zamanlar yapmak istediğim şeylerden bile uzaklaştım. İçimden geleni anlatma isteğim azaldı. Söyleyeceklerim vardı ama sesim yoruldu.
Ve şimdi dönüp baktığımda, en çok da şunu fark ediyorum:
Elimi tutmasını istediğim insanlar, elim uzandığında orada değildi.
Elimi tutmaması gereken insanlar ise, tam da en savunmasız olduğum yerde ellerimi tuttu.
Belki bugün bu kadar yorgun olmamın sebebi biraz da bu.
Çünkü insan yanlış yere tutunduğunda yalnızca birini kaybetmiyor; bir süre sonra kendi tutunma biçimine de güvenini kaybediyor.
Çok yoruldum.
Ama belki bundan sonrası, birilerinin gelip beni kurtarmasını beklemek değil.
Kendime yeniden güvenmeyi öğrenmek.
Ve uzun zamandır başkalarından beklediğim o eli, bu kez kendime uzatmak.
telefonuma gelen tek bildirimin namaz vakti bildirimi olması... Ey yalnızlık...
"Ve Allah bizim için neyi seçerse, bizim için daha hayırlıdır.."
Hangi dala tutunmaya çalışsam elimde kaldı...
İnsan koşarak gittiği yerlerden çekilir, heyecanla aradıklarından uzaklaşır, çok sevmesine rağmen mesafelenir... Çünkü zordur yüklediğin anlamın altında kalmak.
Zarifoğlu diyor ya;
"Gelecektim ama daha kötü bir hatıram
olsun istemedim."
Bazı şeyler, en iyi yerde noktalanmalı.
Yalnızlığıma
bir süredir kendimi hayattan sessizce geri çekiyorum.
öyle büyük bir kopuş değildi bu.
bir sabah uyanıp “artık kimseyi istemiyorum” demedim.
sadece bazı insanlara yazmamaya başladım.
bazı mesajları beklememeye.
bazı şeyleri anlatmamaya.
sonra bazı uygulamaları sildim, bazı kapıları kapattım, bazı isimleri hayatımın gürültüsünden çıkardım.
insan bazen kendini koruduğunu sanarak yalnızlığını büyütüyor.
psikolojide bunun bir tarafına solitude diyorlar; insanın kendi isteğiyle yalnız kalması, kalabalıktan çekilip kendi içine dönmesi.
belki benimki de önce buydu.
çünkü yalnızlık ilk başta güzel geliyor.
kimseye yetişmek zorunda kalmıyorsun.
kimseye kendini açıklamıyorsun.
kimse “neden böylesin?” diye sormuyor.
kimseye kırılmamak için kendini eksiltmiyorsun.
sessizlik güvenli geliyor.
ta ki bir gün o sessizliğin içinde kendi kalp atışlarını fazla yüksek duyana kadar.
sonra anlıyorsun ki insan, herkesten uzak durarak incinmekten kurtulamıyor.
sadece incinmesini daha sessiz yaşamayı öğreniyor.
bugün ağladım.
öyle büyük bir şey olmadı aslında.
kimse gelip hayatımı yıkmadı.
kimse büyük bir cümle kurmadı.
sadece gözlerim doldu ve ben, birilerinin arasında ne kadar yalnız olduğumu fark ettim.
bir kişi gelip “iyi misin?” diye sordu.
sonra bir kez daha sordu.
akşam tekrar yazdı.
“aklımdaydın,” dedi.
ve insan bazen küçücük bir cümleyle kendi yalnızlığının boyunu ölçebiliyormuş.
meğer ben uzun zamandır birinin beni fark etmesini bekliyormuşum.
ama en acısı şu:
ben kimseye “beni fark edin” demedim.
aksine herkese “iyiyim” dedim.
gözlerim ağlamaktan kıpkırmızı iken bile.
çünkü insan bazen yardım istemekten değil, yardım istediğinde karşılığında ne bulacağından korkuyor.
ben de sustum.
sustum, sustum, sustum.
sonra kendimi bütün o kalabalıklardan çekip aldım.
şimdi geriye çok az şey kaldı.
bir telefon.
birkaç sessiz uygulama.
birkaç yarım cümle.
bir sürü düşünce.
ve ben.
yalnızlığımın ortasında oturup kendime bakıyorum.
bazen “Allah’tan başka kimsem yok,” diyorum.
bu cümle bir tarafıyla çok acı.
çünkü insanın sarılacağı, gecenin bir yarısı arayıp “ben kötüyüm” diyeceği, hiçbir şey anlatmadan yanında susabileceği birini istemesi çok insanca.
ama aynı cümlenin başka bir tarafı daha var.
Allah var.
kimsenin görmediği yerde O var.
ben “iyiyim” derken iyi olmadığımı bilen O.
insanlara anlatamadığım cümlelerin tamamını bilen O.
içimde kimsenin uğramadığı o karanlık odaları bilen O.
ve belki de benim bütün bu yalnızlığımın en tuhaf tarafı burada başlıyor:
insanlardan uzaklaştıkça,
O’nun yakınlığını daha çok fark ediyorum.
belki bazı insanlar hayatımızdan eksilirken, Allah bizi eksiltmiyor.
sadece elimizde sandığımız şeyleri bırakıp
aslında kimin elimizi tuttuğunu gösteriyor.
ben hâlâ kırgınım.
hâlâ yalnızım.
hâlâ bazı geceler “keşke biri olsa” diye düşünüyorum.
bunu inkâr edecek kadar güçlü değilim.
ama artık yalnızlığımı bir ceza gibi görmek de istemiyorum.
belki bu, hayatın beni biraz susturma biçimidir.
belki kalabalıkların içinden çekip
kendi sesimi duymam için bıraktığı bir boşluktur.
belki de insanın bütün kapıları kapattığında,
Allah’ın kapısının hiç kapanmadığını anlaması için
gereken o uzun sessizliktir.
şimdilik kimseye yetişmek istemiyorum.
kimseye kendimi anlatmak da.
biraz susmak istiyorum.
biraz ağlamak.
biraz kitapların arasında kaybolmak.
biraz gökyüzüne bakıp hiçbir şey düşünmemek.
ve biraz da Allah’la,
kimsenin bilmediği bir yerde,
kimsenin görmediği bir yakınlıkta
baş başa kalmak.
çünkü galiba insanın en derin yalnızlığı,
yanında kimsenin olmaması değil;
yanında insanlar varken bile kendini kimsesiz hissetmesi.
en derin tesellisi ise,
kimsenin kalmadığını sandığı yerde
Allah’ın zaten hep orada olduğunu fark etmesi.
ben şimdi o ikisinin arasında bir yerdeyim.
ne tamamen dünyaya dönüyorum,
ne de dünyadan vazgeçiyorum.
sadece biraz sessizim.
ve belki ilk defa,
bu sessizliğin içinde
kendimi değil,
Rabbimi dinliyorum.
o çok sevdiğim yalnızlık ağır gelmeye başladı.
Her şey ağırlaştığında, insan göğe bakar; belki de ruhun bildiği en eski kaçış yolu budur.
Dünyadaki en iyi his, eve dönmektir. Ondan daha iyisi, evinin neresi olduğunu bilmektir.
Şimdi şiir bence senin yüzündür , Şimdi benim tahtım senin dizindir. Sevgilim, saadet ikimizindir, Göklerden gelen bir yadigâr gibi. ✨
“Rabbim! Şüphesiz, bana lutfedeceğin her iyiliğe öylesine muhtacım ki!”
|Al-Quran~ 28:24
Yalnızlığımı mesele edecek kadar yalnızım.
Merhaba hocam anonim olarak yazdıklarıma verdiğiniz cevabı okudum tekrar ederek sizin için de uygunsa kaldırma şansınız varmi hasta danışan mahremi gibi düşünün:)
Elbette isterseniz hemen kaldırırım, bu konuda içiniz rahat olsun. 🌿
Ama bir şey söylemek isterim. Bence siz bu satırları yazarken sadece bana bir mesaj göndermediniz; uzun zamandır içinizde sessizce taşıdığınız yükü ilk kez kelimelere döktünüz. İnsan bazen yazdıktan sonra utanıyor, “Keşke silsem.” diye düşünüyor. Bunun sebebi çoğu zaman yazdıkları değil, ilk kez bu kadar görünür olmasıdır.
Psikolojik olarak duyguların ifade edilmesi, bastırılmasından çok daha sağlıklıdır. Siz bu yazıyla zayıflığınızı değil, kendinize karşı dürüst olabilme cesaretinizi göstermiş oldunuz. Bence bu çok kıymetli.
Yine de karar tamamen sizin. Silmemi isterseniz hiç düşünmeden kaldırırım. Ama gönlüm, bu satırların en azından bir yerde yaşamaya devam etmesinden yana. Çünkü belki de bu yazı, yalnız olmadığını hissedecek başka bir kalbe de dokunacaktır. Bazen kendi yarasını anlatan bir insan, farkında olmadan başkasının yarasına merhem olur.
Sizin de yazdıklarınız çok yakından tanıdığım bir dost gibi. Amin hocam teşekkür ederim elbette edeceğim
Allah razı olsun🌸