‘’Çünkü güzel olan şey, geçerken yakalanandır.’’
Muriel Barbery, Kirpi’nin Zerafeti’nde, doğum gününde intihar etmeyi kafasına koymuş 12 yaşındaki Paloma ile, televizyonun sesini açarak gizli kütüphanesine çekilen apartman kapıcısı Kirpi’nin apartmanda yaşayan diğer herkesten sakındıkları zihinlerini, bu ikisinin yollarının kesişmesine yedirerek bize aktarır. Kitaptan uyarlanan Kirpi filmiyle beraber kitabın kendisini çok farklı noktalara koyarak ayrı ayrı çok severim. Uyarlama değil, birbirine rastgelme olarak bakıldığında, filmin ve kitabın farklı avantajları ve gedikleri bulunmaktadır. Kitapta karakterlerin düşünsel dünyalarına ayakabbısız girip doyasıya dans edilebilise de, aceleye getirilmiş sonu ufak bir hayal kırıklığı yaşatabilir. Film bu açıdan daha ayakları yere basan ve bütünlüğünden taviz vermeyen bir düzeyde kotarılmıştır. Kitabın yarattığı felsefik dünyadan nispeten veya büyük oranda uzak olsa da, Paloma ile Kirpi’nin hayatlarından ufak kesitlerle şeker gibi detaylar bulundurur film.
Paloma’nın ailesinin de dahil olduğu burjuvazinin çelişkilerini anlatan, filmin de atlamadığı küçücük bir pasajda, zili çalan Kirpi’ye kapıyı açan annesi, ayağının altında dolaşan kediye telaşla bakar. Bunu gören Paloma, Kirpi’nin önünde hafifçe kapatılan kapıya bakıp şöyle der: ‘’Kedi dışarı çıkmasın, Kapıcı içeri girmesin.’’ Bu sahneden kurtulmayı başarıp bir kez daha küçük dairesindeki gizli kitaplığına saklanan Kirpi, damağında erittiği bitter çikolatasıyla günün görevlerinden ve insanlardan kurtulmanın keyfini sürmeye başlar. Bundan birkaç gün sonra işler değişecek olsa da, o güne değin yaseminli çayını ve eriklerini paylaştığı tek arkadaşı, hizmetçilik yapan Manuela’nın arkasından şöyle düşünür Kirpi: ‘’Aristokrat kimdir, etrafı bayağılıklarla çevrili olsa bile bayağılıkların erişemediği bir kadın.’’
Bir gün kapısını Paloma çalar, bir başka gün güler yüzlü bir Japon. Birbirlerinin yaseminli çaylarına, Mozart çalan klozetlerine ve inatçı yalnızlıklarına ortak olurlar.
Paloma’nın on üçüncü yaş gününde neler olduğunu merak ederseniz kitaba göz atarsınız. Ancak ben şimdi şunu düşünüyorum, hepimiz çocukken intihar etmeyi kafamıza bir kez koymuş olsaydık, şu an bambaşka bir yerde mi olurduk belki?