"...feeling of empowerment, yet vulnerability at the same time", demiş biri. doğrudur.
Lint Roller? I Barely Know Her

JVL
PUT YOUR BEARD IN MY MOUTH
Claire Keane
will byers stan first human second
styofa doing anything
tumblr dot com

❣ Chile in a Photography ❣

titsay
Monterey Bay Aquarium

PR's Tumblrdome
Misplaced Lens Cap
trying on a metaphor

roma★
TVSTRANGERTHINGS
cherry valley forever

祝日 / Permanent Vacation

Product Placement
$LAYYYTER

No title available

seen from Germany
seen from Vietnam

seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from Italy

seen from Germany
seen from Malaysia
seen from Netherlands
seen from United Kingdom

seen from Germany

seen from Brazil

seen from United States

seen from Austria
seen from Japan

seen from Germany
seen from United States

seen from United States
seen from United States

seen from United States
@kendimekendimden
"...feeling of empowerment, yet vulnerability at the same time", demiş biri. doğrudur.
birine karşı içinin soğuduğunu duyumsadığın an. sanki artık alacak verecek hiçbir şey kalmamış, sen yoluna ben yoluma dostum, gibi. ama nasıl olur, ben bir şey anlattığım herkesi özlüyorum. yok, oluyor, oluyor. öyle bir oluyor ki, kaçış olarak nostalji hissine sarılıyor insan. birini özlediğini sanmak o kişiye karşı artık son derece kayıtsız olduğun fikrinden daha romantik ve her nasıl oluyorsa daha az kırıcı çünkü. buyur, 00.34 tespiti. dokuz saat çalıştım, tespit ancak bu kadar.. şimdi agatha christie dinleyip uyucam ben günlük. allah rahatlık versin.
depresyondan paralize olarak çektiğim acı mı yoksa günde on saat çalışarak ama yine de yetersiz hissederek çektiğim kaygının acısı mı. hepsinin kendince artı ve eksileri var, karar veremiyorum. tek bildiğim artık huzurlu hissetmek istediğim. ulan dünya bana ne zaman mental sağlık borçlu olacaksın.
son iki ay kala tezi yazmaya başladım ama mazoşizm tarihini iki paragrafta anlatayım diye çıktığım yolda hala utanmadan bin sayfalık dokümanda socrates refi arıyorum. iflah olmayacağımı kabullendim ama sığ sularda boğularak da tezin ana kısmını yazamicam. help me allam nolursun.
yalnızlığımdan yorgunum (öf ne kötü cümle) yalnızlığımdan yor gu num. yalnızlığımdan yorgunum. y o r g u n u m. şöyle diyim: yalnızlığımdan yorgunum. yorgun kere yorgun. yalnızlığımdan yorgunum dostlar.
yaşamayı seçmeye inanıyorum ve benim için bu inanç burada tasvir edilen şeye çok benziyor. yaşamanın tarafında duran her ne varsa ben dünyadaki tüm vaktimi onları arayarak geçireceğim. kendime verdiğim tek söz bu.
"bir tepeye çıkıp bağırıp duyacağız dünyayı. ne duymayı istiyorsak onu duyacağız" yazmışım seneler evvel, yani galiba "...the m stands for maddy. that this whole new world is for her."
bugün yaşamak için, yaşamım için neler yapabileceğimi kendime kanıtladım ve bunun gücüne tutunacağım.
canım insanlar sizi çok seviyorum tanımasam bile seviyorum sevmek bir insanı sevmekle başlar her şey sahiden bunu bugünlerde tekrar anlıyorum ve günün sonunda hep şu bilgiye rastlıyorum ki çoğu kişi sadece bu hayata tutunmanın bir yolunu arıyor birilerinin hayatında kötü diğerinde iyi biri oluyor ama tüm hesaplar kitaplar yapıldığında birini yargılamanın ne boş ne lüzumsuz olduğunu her geçen gün daha iyi kavrıyorum ve bir tanrısallık varsa şayet içimizde bu sevgiden başka hiçbir şey olamayacaktır böyle sezinliyorum ben de buna tutunuyorum
az evvel kendime dair rahatsız edici bir farkındalık yaşadım ve bu meseleyi bir süre daha düşüneceğim gibi gözüküyor. mesele şu, çok uzun süredir internette orijinal bir fikir görmeye hasretim (eski interneti çok özledim ama bu başka bir konu) ve eskaza birinin hesabını keşfettim. fikirleri karşısında mest oldum. bu kişi epeyce güzel, seksi bir kadın, bunun da farkında gibi gözüküyor ve çok akıllı. ve ben her nedense bu üç sıfatı birbiriyle bir saniye kadar eşleştiremedim. bir saniyelik bu önyargı beni kendi denyoluğum ve bastırılmışlığımla yüzleştirdi. cinselliği ve cinsel tarafını sahiplenmemek, bunu sahiplenenlere karşı sahip olduğum o iğrenç önyargıda ayyuka çıkıyor işte böyle. cinselliğe kötü bir atfım mı var, sanmıyorum. ancak mesele keşke bu kadar basit olsa. benim derdim değer hiyerarşisinde cinselliği fazlasıyla geriye itiyor olmak. peki bu neden öyle olsun ki? bu neyin inkarı? evet, bastırmanın her zaman kötü olduğunu sanmıyorum ve süblimasyona inanıyorum ama madem gerçeğin ne olduğu bu denli önemli benim için, o halde daima ilk bakmam gereken de bu mesele olsa gerek. pek çok şeyi motive eden unsurun dolaylı yahut dolaysız şekilde cinsellik olduğunun teorik olarak farkında olsam da kültürü bundan istemsizce ve hatalı şekilde ayrıştırıyorum. mesela bu meseleyle de ilintili olarak, birini seksi bulmanın koşulu neden böylesine yüksek bir akıl-kültür standardı olmak zorunda benim için? partner neden "her şey" olmak zorunda? neden akıl-kültür seksten önemli olsun ki? ilkini bulmak için böylesine çok kaynak varken üstelik.
aslında denklem basit: ben idealize ettiğim birini arzulayabiliyorum ve idealize ettiğim şey hep akıl ve kültür ekseninde ilerliyor. bu benim değerim. insanın değerlerinin uzlaşmasını istemesi kadar doğal bir şey yok, bu da tamam. ancak içgüdülerim bunun neresinde kalıyor? entelektüel ve zeki bulduğum herkese çekim hissetmiyorsam başka unsurlar da devreye giriyor olmalı bu işe. peki ne onlar? bunları keşfetmekten öylesine uzağım ki. belki tanımlanabilir şeyler bile değil zaten ama onları keşfetmek için önümdeki bariyer hep cinsellikten ayırmaya eğilimli olduğum us oluyor. her şeyin içine sirayet eden bu cinsel güdüleri sahte buluyorum ama esas sahte olan da bunu sahte buluyor olmak esasen. hayattan cinselliği çıkardığımızda geriye kalan bir "saf merak" olabileceğine inanıyorum hâlâ. belki de inanmak istiyorum. tüm bu fallik sistemin; rekabetin, başarının, gücün, unvanın, paranın, kıskançlığın, hırsın yani öne çıkmaya, cezbetmeye, ele geçirmeye ve eşleşmeye dair uygarlaştırılmış motivasyonların dışında da bir arzu olabileceğini ummak istiyorum. peki neden? çünkü bu yeterince büyük bir kazanç gibi gelmiyor, insan olmakla ödediğimiz bedelin yanında. peki ama neden bu kadar çok şey umuyorum ki varoluştan? belki de hayvan oluşumuzun bir problem teşkil etmediğini fark etmem gerekiyor artık çünkü zaten kimse başka türlüsünü vadetmemişti ve biz başka türlüsünü de hiç bilmedik. hem başka türlüsü ne ki zaten? mutlak gerçek, doğru, iyilik ve adalet arayan soyut ruhlar olmak mı? ne saçma. yok bir de tanrı olalım.
özetle başıbozuk düşünceler içindeyim ve aslında dönüp dolaşıp yine buraya geldim: "freud only ever asked himself, personally, one question - how can this system of signifiers without which no incarnation of either truth or justice is possible, how can this literal logos take hold of an animal who doesn’t need it and doesn’t care about it - since it doesn’t at all concern his needs?"
her şeyi halledicem sıkıntıya mahal yok. belki de hayatımda ilk defa değersizlik hislerimin yanına başka hisler eklemleyebiliyorum. belki de mesele eksiltmek, gidermekten öte eklemektir; içindeki pis suya peyderpey temiz su katmaktır. ben de deniyorum, yeni dramalar ve kötülükler dahil etmiyorum hayatıma, eskisinin tekrarından bazen başaramasam da sakınmaya gayret ediyorum. güzellikler eklemeye çalışıyorum hayatıma. faydasız kalan tek yanım hatıralarla meşguliyetim ama hiç değilse onları yeniden üretmiyorum. bu bir kazanımdır ve bundan gurur duyuyorum. kendimi başıma gelenlerle tanımlamaktan yeterince usanacağım bir gün gelecek, geçmişi düşünmekten daha anlamlı gelen bir gelecek hayali yaratacağım. inanıyorum, bir gün ne olursa olsun, kendime, kalbime ve aklıma sahip olmak, lanetinden daha da büyük bir lütuf olacak. ölene kadar yaşayacağım. ölümlü olduğum bilgisini unutup tekrar hatırladığım anlar olacak ama olacak olan da olacak zaten. hiç değilse birkaç sene beni götürecek bir planım var. sonrasına bakarım şansım da yaver giderse.
“Başka çare göremedi demek kendini anlatmak için,” dedi Süleyman Kargı. “İnanmıyorlar ki. Elle tutulur deliller istiyorlar. Yok canım, o kadar değil, diyorlar her zaman. Ölmezsin, diyorlar. Bu da geçer... Olaylar haklı çıkarıyor onları çoğu zaman. Milyonda bir de olsa yanılma, ağır ve elim yanılma sessizce belirince... Milyonda bir için hayatı zehir etmeye değer mi? diyorlar onlar. Onlar, biz, hepimiz...” Turgut ümitsizlikle başını salladı: “Başka bir yol olmalıydı,” dedi. “Bir yol bulunmalıydı. İnsana bir fırsat verilmeliydi. Bana, sana hiç olmazsa... Bu çaresizliğe dayanamıyorum. Bir defaya mahsus olmak üzere bir istisna yapılmalıydı. Kâğıtlarınızda bir noksanlık var, bir imza eksik diye geri çevrilmeliydi Selim. Özür dileriz, kabul edemeyiz; bazı noktaları unutmuşsunuz denemez miydi?... Turgut’u, Süleyman’ı unutmuşsunuz; bilseniz ne merakla bekliyorlar sizi. Bütün karakollara haber vermişler, her yeri aramışlar. Neden haber vermediniz çıkarken?... Dikkat et Selim... canın acıyacak dur... söz veriyorum... her şeyi yeniden konuşacağız. Selimciğim Işık... hepsi hak verecek sana... durmadan başlarını sallayarak, haklısınız, haklısınız, diyecekler... sen gitmek istesen de bırakmıyacaklar seni... ne olur biraz daha kalın, daha yeni başlamıştık konuşmaya... söyleyecek o kadar söz vardı ki... canım Selim... hayır Süleyman Kargı! İnanmıyorum Selim’in öldüğüne. Reddediyorum! İnkâr ediyorum.” Nefes alamıyordu. “Bir şeyler yapmak, bir yere tutunmak istiyorum.”Süleyman Kargı yerinden kalktı, kütüphanenin yanına gitti. Turgut’a dönerek: “Selim gibilerine işte böyle yaparlar,” dedi. “Birdenbire yüklenmezler üstüne. Önce bırakırlar istediği gibi düşünsün her şeyi. Dünyayı dilediği gibi anlamasına, yaşamasına, hissetmesine izin verirler. Hatta alkışlarlar, överler onu. Büsbütün çileden çıksın da geri dönemesin diye. Sonrasını biliyorsun işte.” Eğildi, kütüphanenin alt gözünden bir dosya çıkardı, “Fakat Selim, bazı evrakını kaçırmayı başardı onlardan. Hiç bir iz bırakmadan kaybolacağını sananlar aldandılar. Ona cesaret verecek insanlar da vardı dünyada. Ve o, uzun boylu düşünmeden, hesaba kitaba kaçmadan, öylesine, içinden geldiği gibi, dünyasını kurmaya çalıştı; bu uzun şarkıları yazdı. ‘İstediğini yaz Selim,’ dedim. ‘Hiç bir korku aklını gölgelemesin.’ ‘Sonunda pişman olursun ama; dayanamazsın,’ dedi. ‘Boş yere yorulursun, usanırsın benden,’ dedi. ‘Zarar yok Selim be,’ dedim. ‘Bir insan da senin yüzünden sıkılsın; bir insandan da utanma; ne olur?’ ‘Peki Süleyman dost,’ dedi. ‘Senin için olsun bu şarkılar. Sen izin ver, ben de yazayım. Elele verip gösterelim onlara. Utançlarından sokağa çıkamasınlar. Öyle garip bir yaratık çıksın ki ortaya, aynı cinsten olduklarından utansınlar. Bütün tabiat âlimleri bir araya gelsinler de çözemesinler bu yaratığın sırrını. Öyle tuzaklar kuralım ki küçümseyip bir kenara atsınlar; gene de rahat etmesin içleri.’ Sonra kuşkuya kapıldı hemen. ‘Yapamam Süleyman dost,’ dedi. ‘Onlara rezil olduğum gibi kendi yüzüme de bakamam aynada.’ İşte böylece Turgut dost; bir iyi oldu, bir kötü. Bir zayıf hissetti, bir kuvvetli.
bugün içimde bitmek tükenmek bilmeyen bir insan sevgisi vardı. sizi seviyorum canım insanlar. birbirimizi dinleyip fikirlerimizi paylaşalım. birbirimizden öğrenelim. gülelim kendimizle dalga geçelim. oyunlar oynayalım birlikte. dürüst olalım böyle hep ne güzel şey. üretelim düşünelim derdimizi paylaşalım. güzel yüzlerinize, gülen gözlerinize bakayım ben de. kimse kimseyi incitmesin, küçük hesaplar, kaskatı bencillikler girmesin aramıza. insan oluşumuzun noksanlıklarını bile konuşabilelim. birbirimize salaklıklarımız için tahammül edebilelim. hepimizin benzer sınavlar verdiğini ve benzer yalnızlıklardan geçtiğini duyumsayalım. varlıklarımız teselli olsun birbirimize. sonra yorulunca da evlerimize gidelim.
hafıza ile derdim bitmiyor. kendimi unutmuşum. 16 yaşımdayken benim için önemli biriyle facebooktaki mesajlaşmalarımızı okudum. sanki hiç yaşamamışım gibi hissediyorum. her şeyi öyle silmişim ki. kimin hafızasında ne kadar varım bilmiyorum. benim hafızamda kimse yok. sadece ağır karanlık hisler var. ızdıraptan mı sildim acaba hepsini? o kadar ağır, o kadar dehşet şekilde ağır geliyor ki düşünmek. ne yaşadım ben buraya nasıl geldim? bu yaşıma nasıl geldim? zaman geçiyor, sanki ben dün doğdum. nasıl geçti bunca zaman? korkuyorum. nasıl bu kadar istikrarlı şekilde acı çekmişim? ne bu kadar geri dönülmez şekilde zarar görmüş bende? kendime ne yapmışım böyle? kendime ne yapıyorum böyle? neden yaşamak hiç hafiflemiyor? ben birilerinde var mıyım acaba? birilerinin zihninde var mıyım? bağ kuramıyorum. ne şimdide varım, ne geçmişte, ne gelecekte. bir anda buraya fırlatılmışlık hissi geçmiyor. kimi kimsesi olmadan. bu dünyada birileri için değerli oldum mu? kim benim için oldu ki? herkes birer silüet sadece. ne paylaştım, onca insanla ne konuştum, ne yaptım, nasıl geçirdim zamanı. o kadar az şey kaldı ki aklımda. her şeyi domine eden, yutan, parçalayıp sindiren tek şey acı. acı da unutturuyor kendisinden başka her şeyi. yalnızca acı çekmişlik kalıyor. kalıcı olarak bir şeyleri yitirdim, eskidim ve eksildim. ölümden korkuyorum çünkü ben hiç yaşamadım. her an telaşlı ama her şeye geç kalmış her nasılsa. böyle biri oldum. hep böyle biri olmuşum. daha fazla sürdüremiyorum. ne uğruna sürdürdüğümün cevabını bulamıyorum. kendimi bile hatırlamazken ne uğruna? kendi hayatımda bile yıllardır böyle yabancı, kopmuş, ayrı, uzak, çok uzak hissederken ne uğruna bunca acı? tek tesellim hatırlamadığım bir kendiliğin acısını yazmak yazmak yazmak. neyi yazmak? ne için? bomboş bir acıyı, neyden hasıl olduğunu, başlangıcını bile kaybettim. aidiyetsizlik, yalnızlık, delice bi yalnızlık, umutsuzluk. aksi ne zaman var edilmişti? iki defa, belki de bilmem. ikisinde de olmasaydı ölürdüm diye. yitirince de bu defa onların acısı, ölüm değil ama yaşamın içinde daimi bir yas. sürekli yas tutuyorum. kendimin yasını tutmayı bitiremiyorum. o bitecek gibi olsa bu defa insanlardan tekme yiyorum. geçmişin silik silüetlerinden zihinimi kurtaramıyorum. yaşayan insanlarla değil derdim, hep yitenlerle meşgulüm. yaşasalar bile. içimdeki ölmüşlüğü sırtlamaktan eğilip büküldüm. kamburum çıktı ölümü taşımaktan. ne zaman yaşadım? ben ne zaman yaşamıştım? hep bunun arayışındayım. geçmişi kazıyıp duruşum bile bundan. ben vakitlerden birinde yaşıyor gibi hissetmiş miydim? sevmiş miydim canlı bir şeyi? canlı bir şeyin beni sevdiğini hissetmiş miydim? çok zorlanıyorum. bu hayatın yerlisi değilim. değilim canım insanlar. canım ölü insanlar. ben bu yerin yerlisi değilim. birinin kızı, arkadaşı, kardeşi, aşığı olamadım. olduysam da hatırlamıyorum. varlığımı hiçbir şeye yamayamıyorum. varlığımı yamayamıyorum. görülmüş, duyulmuş, hatırlanmış olmanın, tüm bu ihtimallerin gerisinde bir evdeyim. bedenimin varlığını sigaranın ciğerlerime bıraktığı acıdan, üstümdeki yorganın ağırlığından çıkarıyorum. dünyanın öyle uzağında bir yerde hissediyorum ki. soyutlanmış haldeyim. aksini bilmiyorum, bir zamanlar vardıysa bile hatırlayamıyorum. tek taraflı bi camdan izliyorum sanırdım dünyayı ama artık ondan bile emin değilim. burada benim de görebildiğim hiçbir şey yok ki. kimse yok ki. ölü silüetler. bir fikir ve ideal olarak. kimdi onlar, ne yaparlardı, ne konuşurduk, nelerini severdim, onlar bende neyi severdi, bilmem. kayıp giden yıldızlar gibiler. vakti zamanında gördüm, bildim ama yok oldular. zihnimden yok oldular. her gün isimlerini anıyorum, fantezilerini yüreğimde besliyorum ama ölü olduklarından. yaşayan bir şeyle ne yapardım ben? iinsanların benimle ilişkili varlıklarını, beni sevmiş olabilecek, görmüş olabilecek varlıklarını hatırlayamıyorum. ancak bensiz varlıkları, ki bu çok acılı, ölü varlıkları, katı varlıkları muhafaza edilebiliyor sanki. bir fikir olarak varlıkları. ölü varlıkları. yorgunum. ölüm uykusuna yatmak istiyorum. hepsi bu kadar.
midem bulanıyo sigara içmekten. noodle yapıp korku filmi izlicem. üzülmek bitti yeter. mis gibi bi duş alıcam sonra da. hiçbişi olmasa izlicek çok güzel şeyler var bu dünyada kızım delirme.
yıllardır bir şarkıda kendimi kaybedip sonra tekrar buluyorum. kendimi hatırlıyorum. insanın kendisini hatırlamasından başka bir şeyi var mı acaba. kendine dostluk etmenin bir yoludur kendini hatırlamak. bir ipucudur.
maddi ve manevi yoksulluk. her türden yoksulluğun, yoksun bırakılmışlığın insanın yaşamını kimi zaman yavaşça kimi zaman aniden çürütmesi. dünyanın bunca acısı sahiden nereye gidiyor? aklımın almayacağı kısıtlanmışlıklar var yaşamda. insanların hangi acılara göğüs germek zorunda kaldığını bir dakikalığına düşünmek bile beni dehşete düşürüyor. çaresiz hissediyorum. utanıyorum. en azından bir yerden kendimi adamak için zamana, psikolojik ve maddi güce ihtiyacım var. bu fikre tutunacağım. dünyada insanların bazen birbirlerinin hiç değilse yaralarına üfleyebilecekleri fikrine. ama zaten belki de işimi bundan seviyorum. belki de ondan bir tek işime tutunabiliyorum. üç senedir onlarca insanın acısı benim kulaklarıma doldu, seslerinin titreşimleri bedenime değdi. orada var oldum. hayatlarına ve acılarına kısa ve uzun süreli olarak tanıklık ettim. yaptığım işi hastaların sert toplarını göğsümde yumuşatıp onlara geri yollamak gibi gördüm kimi zaman. kimi zaman solid bir duvar, kimi zaman da açısını tekrar ve tekrar yeniden ayarlamakla yükümlü olduğum bir ayna oldum. bunu her şeyden çok sevdim. bir işlev olarak var olmayı. kimseye sağlık müjdelemedim ama var olmanın farklı yolları olabileceğine dair bir çağrıda, davette bulundum. bu iyileşmenin ve şayet bir payem olacaksa iyileştirmenin en saygılı, nazik, mümkün yoluydu. buna inandım. buna inanıyorum. buna inanabildiğim sürece yaşayacağım. bu amacı başka suretlere de büründüreceğim. sadece biraz zaman ve emek daha. birazcık daha. sonra "git gide kolaylaşacak", biri öyle demişti.
canımı yaktığınız kadar canınızı yaksam bundan gerçekten ürkerdiniz. nelere sebep olduğunuz ve nasıl insanlar olduğunuz konusunda hayrete düşerdiniz. ama ne ben bunu yapabilirim ne de siz bunu başka türlü anlayabilirsiniz. günün sonunda herkesin kendisiyle pekala yaşayabildiğini, kendi varlığını muhafaza edebilmek ve karanlık taraflarıyla karşılaşmamak için ne denli delice stratejiler geliştirmeye vakıf olabildiğini biliyorum. kendisine ve insanlara dürüst olmak gibi imkansız bir büyük plana hapsolan yalnız benim. insanlara nafile gerçeği borçlu olduğunu varsayan tek deli. kendisiyle yaşayamamak uğruna içini deşmeyi bitiremeyen, bunu salt biraz gerçek bir sevgiye ulaşma umudu için yapan. ama seziyorum, size tüm bunlar yetiyor. size dünyanın bu kadarcıklığı yetiyor. neden daha başka bir şeyi umasınız ki? buna dayanamayan tek kişi benim. bu mesafeye, soğukluğa, yalana, bencilliğe, sahteliğe, yalnızlığa, bu hazin keşmekeşe.
dün gece ölürüm sandım ama ölmedim. ben olmak, çoktandır bu kadar uzun süre boyunca bu kadar çok acı vermemişti. yine de sabah uyandım. okula gittim. sunum yaptım. beğenildi. bu bana biraz rahatlama sağladı çünkü eve gelip uyumaya hak kazandım. bir süre kimseyi görmek ya da duymak iyi bir fikirmiş gibi gelmiyor. dünyanın kendime kadar olan erişebildiğim kısmına kanaat edeceğim ve bu fikre alışacağım. bir kalp hastasının kendisini yormaktan imtina etmesi gibi yaşayacağım.