Gün doğumu mudur yıldızların katili yoksa
onlara sahip çıkamayan gökyüzü mü?
"I'm Dorothy Gale from Kansas"

Andulka
Cosmic Funnies

pixel skylines
DEAR READER

Product Placement

PR's Tumblrdome
trying on a metaphor
wallacepolsom
No title available
Show & Tell

@theartofmadeline
Fai_Ryy
cherry valley forever
occasionally subtle
Xuebing Du

izzy's playlists!

Origami Around
Sade Olutola

oozey mess
seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from United States

seen from United States

seen from United States
seen from Brazil
seen from Israel
seen from Poland
seen from Brazil

seen from Czechia

seen from United States

seen from Italy
@keskelerinneysesi
Gün doğumu mudur yıldızların katili yoksa
onlara sahip çıkamayan gökyüzü mü?
- Beni çağırdın.
- Hayır, bir felaketi özledim.
- O kadar tehlikeli miyim?
- Ölçmedim hiç ama bahsettiğin tehlike seninle ilgili değil.
- Seninle de ilgisi yok.
- Evet... Eğer teori doğruysa aynı hayatı yaşayıp duruyoruz. Yani kaybolmuş varlıklarız biz.
- Aynı şeyi yaşıyorsak ne anlamı kalır yaşamanın!
- Hiçbir anlamı kalmaz. Bu yüzden o döngüyü kırmak ve özgür olmak adına savaşlar çıkartıyor, ülkeler kurup, devletler yıkıyoruz. Hatta cinayeti bile ahlâki bir zemine oturuyoruz.
- Ben bir savaş değilim...
- Hayır, sen ihtiyacım olan yıkımsın. Öyle bir felaket yaşat ki bana bu hayatın kendisi anlamsızlaşsın.
Beni hemen anlamalısın, çünkü ben kitap değilim, çünkü ben öldükten sonra beni kimse okuyamaz, yaşarken anlaşılmaya mecburum...
Oğuz Atay / Tehlikeli Oyunlar
Şimdi birkaç çekici fotoğrafla devam ediyoruz
***
beni neden öldürdün sevgilim? oysa daha çok gençtim! beni nasıl öldürdün sevgilim? bir bıçak ağrısı mı bu sırtımdaki, ah, zehir olmalı belki de genzimde bir yangın. * beni neden öldürdün sevgilim? yaşamaktan bıkmama daha çok vardı.
Kıssadan Hisse, Senden küçük gördüklerini ezme ki senden büyüklerde seni ezmesin..
benim şu saatten sonra kimseyle ve beni geriye atacak hiçbir şeyle uğraşmaya halim yok. farklı amaçlarım, isteklerim, keyif alacağım ve sevdiklerimle olduğum bir hayat için çabalayacağım sadece. gerisi zaman kaybı.
Kendini aşağılayan tarafım çok daha güçlüdür, ama hep kaybeder.
Bir kitabın son sayfasını okuyor gibi hissetmek.. işte etrafımı sarmış bu duygu silsilesiyle yaşıyorum her günü.
Bilmiyorum... Ne söylersem söyleyeyim eksik kalacak sanki. Benzetmeler, üstü kapalı tanımlamalar bile yetmiyor ya da yakışmıyor anlatmak istediklerime.
Düştüğüm yer yüksek bir yer mi? Yüksek bir yere düşülebilir mi? Olduğum nokta, zamanın iyileştiği bir dönemde mi? Sahi düşüşlerin iyisi kötüsü olur mu ki...
Susmuyorlar. Durmak bilmeyen bir acımasızlık bu. Kendime yaptığım işkencelerin en temeli. Düşüncelerim, aldığım nefeslere olası bir tehdit sanki. Yorgunluğum, boğazıma dolanmış bir intihar ipiydi ve yaşadığı her gün ölen bir insandım.
Sana yorgunluklarımdan, yalnızlığımdan bahsedeceğim. Kalabalıklardan, hiç gülmeyen resimlerimden, haykırışlarımdan bahsedeceğim. Çok yorgunum diyip, kendimi atmaya çalışmalarımdan bahsedeceğim. Dört mart ikibinyirmibir, balkonun mermeri. O kadar acıyordu ki, yüreğim o kadar ağırlaşmıştı ki hareket edemiyordum. Olduğum yerde kaldım. Sadece bir hamle. Sonrası huzur. Sonrası kavuşmak. Yapamadım, o gecenin sabahından da çıktım. Sekiz mart ikibinyirmibir, leylâ ablanın dizleri. Ağlamak ama çığlık çığlığa. Ağrısından uyuyamadığım acıyı, yorgunum diyerek anlattım. Beni çok korkutuyorsun, morarmış gözlerinle, severek kestiğin saçlarınla, dedi. O gün yine gülümsedim. Otuzbir mart, bir ölünün yaşadıklarını hissetmek. Kemiklerinin kırılması, o arabanın ona çarpması, defalarca sarsılması. Sarsıldım. Bir nisan, mezar taşı temizlemek. Eskimiş. Her şey eskir. Ayakkabılar, kıyafetler, mezar taşı bile eskir. İki nisan, ölümümü istemek, tehdit. Sevileceğini sanıyor musun, dedi. O kişi yerine üzüldüm. Senden kurtarsın beni yeter. Seni. Kaybetseydim. O. Yaşasaydı. Ölmeyi diledim. Boğazıma bir bıçak dayansın ve sadece bir hamle ile kessin istedim. Ölüm kadar unutulan olmak istedim. Adım unutulsun, sevdiklerim hiçbir şey olmamış gibi devam etsin istedim. Unutun, unutulmak istiyorum.
İyilik kötülükle korkutulmaz, ateşi suyla tehdit edebilirsin ama suyu ateşle tehdit edebilir misin?
Ruhu çoktan ölmüş insanları ölümle korkutamazsın
Ağlarken aynada kendinle göz göze geldikten sonra gözyaşlarını seyrederken üzüntünün sakinlemesi
katrana batmış kalplerinizde kendimi değerli görmem hataydı
O kadar tahammülsüzleştim ki; hayatımdan insanları en basit, en ufak hatalarında çıkarıyorum. Hiçbir şey demeden kapıyı kapatıyorum. Kilitliyorum ve aşılmaz duvarlar örüyorum. Oysa biliyorum insandır hata yapar. Ama yine biliyorum ki göz yumduğum her hata daha büyüğünü doğurur.