Kendimi bildim bileli bütün günlerimi, haberim olmadan ve nefsime itiraf etmeden, bir insanı aramakla geçirmiş ve bu yüzden bütün diğer insanlardan kaçmıştım
Sabahattin Ali (via alpine--green)
Doug Jones

#extradirty
RMH

pixel skylines

tannertan36
art blog(derogatory)
untitled

Discoholic 🪩

titsay
TMBGareOK. The Official They Might Be Giants tumblr
Today's Document

roma★

oozey mess
hello vonnie

❣ Chile in a Photography ❣
One Nice Bug Per Day

if i look back, i am lost

gracie abrams

@theartofmadeline

shark vs the universe
seen from Ecuador

seen from India
seen from France

seen from United States
seen from Singapore

seen from Germany

seen from Greece

seen from Malaysia

seen from United States
seen from Ukraine
seen from Iraq
seen from Malaysia

seen from Ireland

seen from Germany
seen from Iraq

seen from Malaysia
seen from Bangladesh
seen from Singapore
seen from Bangladesh

seen from China
@kirikcumleler
Kendimi bildim bileli bütün günlerimi, haberim olmadan ve nefsime itiraf etmeden, bir insanı aramakla geçirmiş ve bu yüzden bütün diğer insanlardan kaçmıştım
Sabahattin Ali (via alpine--green)
Anılar kaç paradır. Yeter mi avucumdaki üç beş kuruş onları getirmeye geri. Çok mu uzaktalar, çok mu zor geri gelmeleri. Yıllardır biriktirdiğim paralarımla anılarım neden denk değil birbirine..
Çocuksun sen, sesindeki tipiye tutulduğum.
Ahmet Telli (via sitaberkkarali)
Eğer intihar edenlerin sayısının azalmasını gerçekten istiyorsanız, o halde, yalnızca sakin, aklı başında ve kararsızlık duymayanların bu işi yapmasını sağlayın.’’
(via sofistiklady)
Güzel bir cümle şu görüşmek üzere. Hem bir ayrılığı ima ediyor, hem de tekrar buluşma arzusunu. Ne tümüyle iyimser, ne tümüyle kötümser. İkisini de içinde barındıran bir ifade. Ölüm gibi.
Mustafa Ulusoy (via sokaklarinsarkisi)
Yalnızlığıma zalimce bir hayranlık duyuyorum.
Cahit Zarifoğlu (via vasatiasmayansatirlar)
Bülbülün çilesi yanmakmış güle.. Ömürler geçiyor ağlaya, güle. Yolcuyuz cümlemiz hep o meçhule..
(via aypirensesii)
Biliyor musun? İnsan acı çektiğinde, güneşin batışını başka türlü sever.
küçük prens (via grisehrinkizi)
Sevgili Dost,
Kim istemez dudak değmemiş bir pınara dayamayı ruhunu? Kim istemez meleklerle kucaklaşmayı, müjdelenmeyi cennetle? Kim istemez gökyüzünden ilahiler duymayı ?
Sık görüştüğümüz, beraber çalıştığımız, bazen - eğer varsa- ailemizden daha fazla zaman geçirdiğimiz insanları aslında sandığımızdan daha az tanıdığımızın farkına vardığımızda, derin bir boşluğa düşmüş gibi oluruz. Bu boşluk, biraz da kendi bencilliğimiz ve egomuzla yüzleşmenin uçurumudur…
Buket Uzuner - Uyumsuz Defne Kaman’ın Maceraları Sayfa 224 Everest Yayınları (via mutnefertari)
“Eğitimin ilk şartı, muhatabın bir ‘talebe’ olmasıdır. Yani bu eğitimi isteyen, talep eden bir öğrenci olmalı. Bu noktada mânevî ve dünyevî eğitimin birbirinden çok farkı yok sanırım. İkisinin de ilk şartı aynı: Bir talebe.” Hüseyin Gökhan - Her Nefes Dergisi – Ocak 2015
(via sunes22)
Bugün canım insan yüzü görmek istemiyor.. Uçsuz bucaksız bir şeye, sana bakmak istiyorum…
Sabahattin Ali
Belkide sevmek demek, onun dünyadaki en güzel ve en değerli kişi olduğunu bilen tek insan olmaktır.
Benden Bu Kadar (via birmanikdepresif)
Gel seni karşıya geçireyim evladım..
Ölmeye yüzümüz olsun yeter.
Tarık Tufan (via vasatiasmayansatirlar)
El ele tutuşunca değil, gönül tutuşunca aşk olur.
Saltuk Sermihan
Gökdelenden camından görülmezmiş uçan kuşlar!
Şehri ayakları altına almış gökdelenin aynalarla kaplı asansöründe kendimi seyre dalmış egonun zirvesi son kata doğru yükseliyordum. Koca asansörün kalabalığı hayat gibi bitmiyor. Her katta binip inenler var. Yüzlerine bakmaya korktuğum insanları aynalardan seyrediyorum. Şık, alımlı, bakışlarında hırs ve zafer çığırtkanlığı olan bu insanlar o kadar belli ki birbirlerinden haz etmiyorlar. Dik durma yarışına girmiş bu insanlar asansörden inerken ve binerken bile birbiriyle yarışıyor.
Dönüp gözlerime bakıyorum. ” Senin ne işin var burada? ” der gibi bakıyorum kendime. İnsanın kendine acımasından daha acı ne olabilir? Demek diyorum sende sonunda dünyaya yenildin. Kaybetmekten bıktın ha! Yarışmak istiyorsun, güç istiyorsun, makam istiyorsun öyle mi? Bu kıyafetlerle mi? Görmüyor musun sen uymuyorsun bile buraya. Şimdi yeni kıyafetler lazım sana, değişim lazım. Kazanmak için gerçekten değişmek istiyor musun?
Ding dong sesi mola diyor. Bitir kendinle olan savaşını artık! Son kata geldiğimde kimseler kalmamış asansörde. Demek ki herkesin harcı değil buraya çıkmak. Açılan kapının karşısında güzel ve güler yüzlü bayan karşılıyor. Sanki gözleri ” sen yeni düştün galiba buraya ” diyor. Dilinde “hoş geldiniz”. Hakikaten ilk başta insana hoş geliyor her yeri camlarla kaplı koca salondan şehri ayaklar altına almak. İnsana ben hepinizden büyüğüm hissi veriyor. Rüyada insanın ne sayıkladığını bilmez haliyle daha biraz önce aşağıda olan ben değilmişim sanki de ” zavallılar ” diye geçiriyorum içimden. Acı acı gülümsüyorum kendime. Bakıyorum da çabuk alıştın buralara!
Oysa biliyorum burası benim katım değil. Hiç bir zamanda bu katta oda vermeyecekler bana. Burası yalnızlığın, egonun, gücün, makamın zirvesi. Burası dünyayı yöneten, ekonomiye yön veren, piyasaları belirleyen patronların mabedi! İnsanlara ekmek verince hayatlarını da yönetme hakkına sahip olduğunu düşünen insanların yeri. Olsa olsa bi alt katta yönetici adı altında yönetildiğinden habersiz eline verilen yetkilerin kuklası olmuş hissiz, hırslı, mantıklı, orada kalmak için hata yapma hakkı olmayan, kazanmak delisi insanlardan biri olabilirim ancak. Sahi ben gerçekten böyle biri olabilir miyim?
Kocaman kapıyı açıp yol gösteriyor güzel bayan. Kocaman odanın içinde kocaman masanın arkasına sığmakta zorluk çeken kocaman el sıkıyor ellerimi. O an ruhumun sıkıldığını hissediyorum. Ruhumu, insanlığımı ilk kaptırdığım anı dönüp başarı hikayesi olarak anlatacağım köleliğimin başlangıç tarihini aklıma kazıyorum. Biliyorum ama kurtulamıyorum işte kendi ellerimle kazdığım mezardan.
İnsanın başı yükseklerde dönermiş, sarhoş olurmuş. Kocaman ağızdan dökülen sözleri idrak edemiyorum sadece kulağımda çınlamalarını duyuyorum.” Buraya ben kazanarak, hiç kaybetmeyerek geldim. Çalışarak, çok çalışarak… Hırsım her zaman bana bu konuda yardımcı oldu.Yorgun düştüğümde, vazgeçmek istediğimde ona tutundum. İnsanlara hiç güvenmedim. Kazanmak için zamanı geldiğinde insanları kaybettim ama hiç kaybetmedim. Anlıyorsun değil mi beni? Senden de bunları bekliyoruz. Burada olmak herkesin hayalidir. Sana hayallerini gerçekleştirme fırsatı sunuyorum evlat. tecrübelerimi dikkate almazsan bir çok çıkıp inen insanlar gibi sende yine aşağıda yerini alırsın. Dikkat et!”
Böyledir hep, üstünüz, sizden kendini üstün gören insanlar size akıl verir. Başarılı adledilenler başarısızları küçümser. Siz kendinizi küçük, işe yaramaz sayana kadar devam ederler. Taki siz sizden, hayallerinizden, savaşma isteğinizden vazgeçip onların rakibi olmaktan kurtulana dek. Onların emrine amade olacak, boyun eğene kadar psikolojik baskı devam eder. Onlar sürekli kazanmaya devam ederken kaybetmek için inancınız artık nur topu bir çaresizlik doğurmuştur. Kaybetmek için doğduğunuza inanmaya başlarsınız. Buraya gelmeye karar verdiğim fark etmiştim bunları ta ki kaybetmenin de kazanmak olduğunu unutarak. Şimdi kazandığım şeylerin aslında insanlığımı kaybettirdiğini anlıyorum.
Hiç kaybetmemiş insanın aslında her kazandığım zannettiğinde kaybettiğini anlıyorum. Özgürlük için önce yerimden kalkıyor içeride ki koca adama aldırmadan son kez ayaklarımın altında ki şehre bakıyorum.Fark ediyorum ki gökdelen camından görülmezmiş uçan kuşlar. Kuş sesi duyulmazmış burada. Özgürlük dediğimiz, uçmak dediğimiz o kadar yükseklerde değilmiş. Müstakil evin açık penceresinden bahçedeki ağacın dalında ki kuşun sesiymiş özgürlük. Kazanmak oymuş. Küçülmüş insanlığa son kez bakıp odadan hiç bir şey söylemeden çıkıyorum. Kaybettim mi ? Kim bilebilir, yaşayıp göreceğiz!
Saltuk SERMİHAN