"Bütün ümidim gençliktedir." MUSTAFA KEMAL ATATÜRK 10 kasim 193∞
Three Goblin Art

Andulka

roma★

Origami Around
$LAYYYTER
macklin celebrini has autism
Peter Solarz
taylor price
Cosimo Galluzzi

shark vs the universe

No title available
Monterey Bay Aquarium
noise dept.

No title available
we're not kids anymore.
Show & Tell
tumblr dot com

izzy's playlists!
Sade Olutola
Cosmic Funnies

seen from United States

seen from United States

seen from Türkiye

seen from Saudi Arabia

seen from United Kingdom
seen from United States
seen from Ecuador
seen from Ecuador
seen from Ecuador
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
@kizilgin-blog
"Bütün ümidim gençliktedir." MUSTAFA KEMAL ATATÜRK 10 kasim 193∞
"Evet, insanlık artık aramızda yok. İnsanlıktan uzun süredir ümidini kesenler, ya da hayatlarında insanlığın hiç farkında olmayanlar bu haberi yadırgamamışlardır. Fakat, insanlık âleminin bu büyük kaybı, birçok yürekte derin yaralar açmış ve onlan ürkütücü bir karanlığa sürüklemiştir; o kadar ki, bazıları artık insanlık olmadığına göre bir âlemden de söz edilemeyeceğini ileri sürmeğe başlamışlardır. Bize göre, böyle geniş yorumlarda bulunmak için vakit henüz erkendir. İnsanlık artık aramızda dolaşmasa bile, hatırası gönüllerde her zaman yaşayacak ve çocuklarımız bizden, bir zamanlar insanlığın olduğunu, bizim gibi nefes alıp ıstırap çektiğini öğreneceklerdir." Demişti 'kapılardan sığmaz güzel adamım'. #oğuzatay #tehlikelioyunlar
En azından bugüne kadar hayatımın en güzel günü sanırım. Bir gün bir telefon... " merhaba ben emel. Aydınlık gazetesinden arıyorum selnur hanım. Oğuz Atay için yazdığınız yazıyı okudum. Yüreğinize sağlık, çok etkilendim. Bunlardan bahsedeceğiz tabii ama yanımda sizinle görüşmek isteyen biri var. Buyrun Hayati Hocam!" Hayati Asılyazıcıdan bahsediyordu. 70li yıllarda tüm yayınevleri Oğuz Atay'ı dışlarken, tutunamayanları keşfedip basan adam. Onunla dostluk etmiş, birlikte yakınmışlardı bir şeylere. Onu yaşamıştı işte be! Ben okudum sadece belki ama Hayati Asılyazıcı oğuz atayı kanlı canlı yaşamıştı. Yazım hakkında söyledikleri, oğuz ile yaşadığı anıları anlatışı... Biri dürtecek ve uyanacağım sanıyordum! Ama gerçekti! Bir zamanlar oğuz atayı anlaşılamamışlığın karanlığından çıkarıp bugüne gelmesindeki en büyük adımı atan adam, şimdi bana onu ve onu nasıl anlattığımı anlatıyordu. Bir metroda bir kız çocuğunun elinde #kafkaokur u fark ediyorum. Oğuz atay! Bu şekilde okuyor. Hep derim, hayat çok güzel tesadüflerle dolu! Ama ben tesadüflere inanmam! Her şeyin bir nedeni vardır elbet. Bazı ruhlar da böyle buluşuverir... Bu bir tanışma idi. Daha çok görüşeceğiz ve güzel sürprizler olacak... Fazla spoiler vermeyeyim. Beklemede kalın. #oğuzatay #hayatiasılyazıcı (Aydinlik Gazetesi)
Merhaba arkadaşlar 😎 bu ne demek biliyor musunuz? Fiilen 8 ay önce veda ettiğim inönü üniversitesine an itibari ile resmen de veda ettiğimin göstergesi demek. Bir daha hiç hatırlamamak üzere, tekrardan merhaba arkadaşlar! 🎈 (Eskişehir Osmangazi Üniversitesi)
Merhaba arkadaşlar 😎 bu ne demek biliyor musunuz? Fiilen 8 ay önce veda ettiğim inönü üniversitesine an itibari ile resmen de veda ettiğimin göstergesi demek. Bir daha hiç hatırlamamak üzere, tekrardan merhaba arkadaşlar! 🎈 (Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi)
Kafkaokur için Oğuz Atay yazısı hazırlarken bana yol arkadaşı kimlerdi? Bu post Oğuz Atay'ı 'gerçekten' yakından tanıyabilmek isteyenler için bir kaynak oluşturacaktır. Sevgili Halit - Oğuz Atay'a dostluk eden insanlardan Halit Refiğ'e yazılmış mektupların derlemesidir bu kitap. İçinde Oğuz Atay'ın ve eşi Pakize Kutlu'nun Halit Refiğ'e yazdığı mektuplar da yer almakta. Hastalığında yaşadığı sıkıntılara, edebiyat dünyasına nasıl baktığına, dönem tartışmalarına ve Kemal Tahir'in ölümü ardından yapılacak konuşmanın hazırlık aşamalarına buradan da şahit olabilirsiniz. Yıldız Ecevit - Ben Buradayım: derinlemesine bir araştırma, ciddi bir emek hatıyor bu kitapta. Oğuz Atay'ın yakın çevresinden insanlarla yapılan görüşmeler ve ses kayıtları ile desteklenmiş ve güçlenmiş anlatım. Oğuz Atay'ın doğumundan bile öncesinden başlıyor bu biyografi. Haliyle o yaşama direkt şahit olur gibi bir his yaratıyor. Yaşam incelemesinden ziyade eserlerinde etkilendiği yazarlar, gençliğinde, çocukluğunda okudugu kitaplar ve onların eserleri ve yaşamı üzerindeki etkilerini görebilmek için sağlam bir kaynaktır. Geleceği Elinden Alınan Adam- Sefa Kaplan: Biyografik roman niteliği taşıyor, salt biyografiden ziyade. Oğuz Atay'ı onun gibi anlatma hususunda yol gösterici bir niteliği var. Yazar Oğuz Atay ile bu kitapta bir roman kahramanı olarak karşılaşıyoruz. Oğuz Atay'ın kaleme aldığı eserleri ve ölümünden sonra gündeme gelen günlüğü de hayatından izler taşır. Çünkü esasında Oğuz Atay kurmaca metinlere ustalıkla kendini işlemiştir. Oğuz Atay için diye bir sempozyum bulunmakta bir de. Bu kitap çok az sayıda basıldıgı için bulunmamakta. Fakat bu yola baş koyduysanız, benim gibi üniversite kütüphanelerinde ve milli kütüphanelerde bulmanız mümkün. Keyifle okumalar! Onu görün, sevgili okuyucu. Gerçekten görün. O hep burada! #kafkaokur #oguzatay #yıldızecevit #sefakaplan #benburadayım #tutunamayanlar #tehlikelioyunlar #günlük #oyunlarlayaşayanlar #korkuyubeklerken #mustafainan #halitrefiğ
Biz yine birkaç güne sizinle buluşuyoruz. Bu kez kapakta @tulaypalaz ın fırça darbeleri, Oğuz'cuğum Atay'ı ağırlıyor baş köşede. Hemen ardından sizleri bekliyor kelimelerim Geleceği Elinden Alınan Adam'ın yaşam yolculuğunda. #keşkeyaşarkenanlasaydıkgiller, görüşmek dileği ile ✌🏻️ Nice yaşlara Kafkaokur. Kısa sürede kavuşmak dileği ile. ✌️ KAFKAOKUR 1 Yaşında! #kafkaokur
Mutlu pazarlar. ☺️ biz bu sabah Trt-Türk #gündemedebiyat 'taydık. 🙌🏻 #kafkaokur #happysunday
Sen 'YAZ DOSTUM' dedin, ben döküldüm cümleleri. Çocukluğumun borcu vardı sana. Çünkü benim çocukluğum üşürdü genelde. Pazar sabahların ısıtırdı içimi. Çocukluğumu ısıtan nadir adamlardan biriydin sen. İşte tam da bu yüzden çocukluğumun bir borcudur sana bu yazı. Sen YAZ DOSTUM demiştin. Yazdım hepsini birer birer. Güzel seven kalmadı, hiçbirine adam diyemiyoruz ondan. Selam alan kalmadı, haliyle veren de. Yiğit diyemiyoruz kimselere. Açımız çok, doyuranımız yok. Üşüyenimiz çok, ısıtanımız yok. Oysa yaz dostum demiştin sen; 'Yoksul görsen besle kaymak bal ile'. Yaz, dedin. Yazdım hepsini birer birer. Kafkaokur, Temmuz Sayısında sizi bekliyor cümlelerim. #kafkaokur #selnurgüneş #barışmanço #mançoloji #kafkaokurdergisi
#Repost @kafkaokur with ... -Dağlar, insanlar ve hatta ölüm bile yorulduysa şimdi; en güzel şiir, barıştır.- derken hepimizin gözleri o satıra mıhlanmadı mı? Ben onun kitaplarında -Barış da barış!- diye naifçe ama bas bas bağırışını gördüm. Kitapları zihnimde hep bir yol olarak tasavvur ettim. Yaşar Kemal’in kitaplarından geçen bir insan bir daha eskisi gibi bakamazdı dünyaya da aynaya da. Her haksızlığa susuşumuzda ağlar içimizde bir Memed, Hasan, Hatçe ve onun nice karakterleri. Çok Kanatlı Bir Kuş, Selnur Güneş - Kafka Okur 5. Sayı Sf. 17 Bir dil bulacağız her şeye varan. Bir şeyleri anlatabilen. Böyle dilsiz, böyle düşmanca, böyle bölük pörçük, dolaşmayacağız bu dünyada. Yaşar Kemal #yaşarkemal #selnurgüneş #kafkaokur #sevgi #barış
Ya da hiçbir şey çıkmaz. Bu ara kendimi oğuz atayın satırlarında boğmak istiyorum. #oğuzatay #korkuyubeklerken #okumahalleri
Oğuz'cuğum ATAY'dan #Repost @kafkaokur with @repostapp. ・・・ Öyle bir kapı olmalı ki çalınca, insana hiç bir şey sormadan açsalar; kapının ortasındaki küçük pencereden bakıp da kim o demeseler. Sonra hemen içeri alsalar beni. Ben anlatmak istesem bile, hemen sustursalar: biz her şeyi biliyoruz. Her şeyi biliyor musunuz gerçekten? Evet. Neden sormuyorsunuz ayrıntıları? İstediğin zaman anlatırsın. Sana dinlenme fırsatı verdiğimizi de sanma. Hiç anlatmasan da olur. İstediğin zaman gidebilirsin. İstediğin zaman geri donebilirsin. Anlayış da göstermiyoruz sana. Özellikle buna çok sevindim. Anlayış göstermenin sende bir gerginlik yaratacağını, ne zaman isteyecekler endişesini doğuracağını biliyoruz. Sen sormasaydın bunları bile anlatamazdık. Hiç bir sözü sonuna getirmeyi düşünmüyoruz. Yaşama şartlarını açıklar mısınız? Oğuz Atay, Tutunamayanlar #oğuzatay #tutunamayanlar #kafkaokur
Çok güçlüydüm ki. Bin kaplan gücünde severdim. Sarıldım mı kemikleri acıtırdım. Gözlerim parlardı mutlu ettim mi. Mutlu edene kadar da varımı yoğumu dökerdim. Hiç bir şey de beklemezdim. o tebessüm yeterdi. Deselerdi dağları da delerdim, çölleri de aşardım. Gurur kelimesinin sözlükteki karşılığını bilmezdim. İsteselerdi ben onlara dünyalar dolusu sevgi verirdim, kucak kucak papatya dökerdim rüyalarına. Bilmezdim kendimi, çoğu zaman bilmezdim. Bilirdim de bilmezden gelirdim. Kırılırdım da yutardım. Üzülürdüm de gizli gizli ağlardım. Ben daha neler yapardım korkmasalardı benden. Hiç gücenmezdim, hiç kızmazdım. Hatta pişman bile olmazdım. Ben babamdan vazgeçtimdi, kendime mi gücenecektim. Ya benden korktular ya yapabileceklerimden. Ya da inanmadılar hiçbirine. Hevesimi kırdılar. Hayata beni bağlayan ve beni güçlü yapan belki başkalarına safça gelecek olan ama bana enerji veren inançlarımı öldürdüler. O mucizevi tanrı dokunuşları yok. Cosmos, karma, dua, dilek falan filan yalan. Tek gerçek olan, hepimizin yalan bildiği bu dünya. Her şeyi kirleten, içine sıçan, tüm duyguları öldüren, yok eden, tüketen bu dünya. Tek gerçek, bu acı dünya. Ve benim bu gerçeği kaldıracak gücüm yok daha. Affola.
Aylardır yayınevim benden bir dosya beklerken ben bırak yazmayı elimdeki dosyaya katkıda bile bulunmuyordum . Ve sürekli geçiştiriyordum. Bak tüyap yaklaşıyorlar, kültür bakanlığı, noter bıdıbıdılarının içinde, kendini bile çözemezken, dinlemezken, bilmezken, eksikken ve yorgunken, insan nasıl içine dönüp o hikayeye son verebilir ki? İnsan kendine bile akıl veremiyorsa nasıl başka bir hikayenin kahramanının aklı olabilir? Nasıl ona derinlik verebilir, kendi içine bakmaktan bile korkarken? En sonunda beni rahat bırakın! dedim. Rahat bırakın, rahatça döküleyim, serpileyim, çoğalayım, azalayım, ağlayayım, güleyim, düş göreyim ve yazayım. Beş gece önce yazdığım her şeyi elimin tersiyle masanın altına ittim, Yatağın altına ittim, tavan arasına sakladım, sandığa koydum, kilitledim, üzerine de yatak döşek dizdim. Döşeklerin arasında annemin sakladığı çeyrek altınlardan ziyade sandığın çürük yarıklarından sızan yarım kalmış hikayelerin kahramanlarının çığlıkları vardı belki. Beni kurtar! Sus! Kokuları vardır bir de hikayelerin. Koku hafızasının ansızın attıgı tokatlar gibi bir anda yapıştırır, anlamazsın neye uğradıgını. Ama koku yayılmasın diye kapıyı iyice kilitledim. Anahtar deliğini ve kapı altı boşluğunu da küçük karton parçalarıyla tıkadım. Sese çare yoktu. Yalıtımı hiçbir zaman sağlayamadım. Ama kulaklıktan son ses Nina Simonekulaklarımdan beynimin içine akarken dışarıdaki ses çok da beni ırgalamazdı.
Yarım kalmış hikayelerden hiç hoşlanmazdım oldum olası. Bir sonuca varmayan varamayan sürüncemelerde insan kendini kaybediyor çünkü. Belki yarın belki on yıl sonra. Çok da mühim değildi süreç. Üstelik sabırlıyımdır da. Ama sonucu bilmeliydim. Kararsız, kafası karışık insanları da hiç anlamadım, Hikayeleri de. Ben de kafası karışık bi kadınım oysa, her kadın gibi. Biraz da eksiğim, eylül gibiyim. Bakma böyle dediğime. Ama benim kafa karışıklığım içinde bile her şey yerli yerinde bir düzene oturmuştur. Asla kafa karışıklığına kurban gitmeyecek şeyler vardır. Yerlerinden asla oynamazlar. Bir tek toz bile kondurmam. Bir lale yaprağını narince siler gibi her dakika tozlarını alırım. kıymetini bilirim. Yarım kalmış olsalar da bir yere kilitlemiş olsam da sağlama almıştım onları, Çöpe atmamıştım. Arada gider yoklarım belki. Çıkarır, koklar, sonra yine yerine koyarım. onlar için ağlarım gerekirse. His öyledir. Hisliler de. Öyle kolayca devam edemezsin yeni bir hikayeye. Atamazsın çöpe falan da. Aşağıdaki çöpte olsa, donsa şu soğukta nasıl uyursun yatağında? Onlar yerli yerinde duruversin usluca. Şimdi bu kitabın vaktidir dedim. başı belli, sonu belli. "Sahici bir sarsıntı, sahte bir dengeden iyidir." der Emrah Serbes. Kitap bitti, editör hanım! Sıyrıldım ben de şimdiden. Kendimden. Şimdi uzak bir çağdan bu küçük kadına el sallıyorum. Ufaldı gözümde çünkü. Artık o kadını hiç sevmiyorum. İnançları ve umutları olan kadınlar bu yüzyılda aptal olarak nitelendirilirler çünkü. Çünkü böylesi bilmez enayilik ile cömertlik arasındaki çizgiyi. Şimdi al bunu, napıyorsan yap. Barış bıçakçı da der ki; "Editör hanım, elime kalem aldığımda sahip olduğum romanım basılırsa, belki günlük hayatta da sahip olabilirim! bütün umudum bu! Romanım basılırsa, beni kovalayan saksağanların karşısına korkusuzca dikilebilirim. Her sabah gazete almaya giderken selamlaştığım ada görevlisi nedim'in, gündüzleri apartman boşluğunda sesleri yankılanan, kapı aralarından, gözetleme deliklerinden bana bakan komşu kadınların ve nazlı'nın ailesinin karşısına nihayet düzgün bir kıyafetle çıkabilirim. Yazar kıyafeti. Fena değildir. En azından eskrimci kıyafetiyle dolaşmaktan daha iyidir. Çünkü toplu konutlardaki hemen herkes bana, ani bir hamleyle kalplerinin üzerindeki bir düğmeye dokunup iç dünyalarının çirkin ışığını yakacakmışım gibi çekinerek bakıyor. Romanım basılırsa, istifa edip evde oturmam, kitap okumadan, tek bir cümle yazmadan sadece hayal kurarak boş boş geçirdiğim saatler bir vicdan sorunu olmaktan çıkar. Belki john mayall'dan sensitive kind'ı veya 16 horsepower'dan sinnerman'i acze düşmeden, ikide bir burnumu çekmeden dinleyebilirim. Geçmişle ilgili hiçbir marazi duyguya kapılmadan çilek reçeli yapabilirim, hatta şeftali reçeli de. Ayrıca, romanım basılırsa, daha çekici bir erkek olabilirim. bir kitaptan ne çok şey bekliyorum, değil mi editör hanım, tıpkı kadınlardan beklediğim gibi. ... Edebiyat yavaş yavaş lüks haline geliyor. Bu koşullarda yazmak, tek ve öldürücü bir hamleyse anlamlı! Ötesi üçkağıttan başka bir şey değil. Yayınevinize teslim ettiğim romanı yazarken, elbette ben de o tek ve öldürücü hamleyi aradım, hep aradım. Ama şimdi yazdıklarımı düşünüyorum da...
Beş yaşımda annemle ve babamla bir taksiye binip sünnet olmaya giderken, annemin elinden tutmuştum. Korkuyordum. Babam ön koltuktan bana doğru dönüp canımın hiç acımayacagını müjdelemişti: Sinek ısırığı gibi bir şey hissedeceksin." Hayır o hamleyi bulamadım! Yazar filan değilim ben editör hanım, ben sinek ısırıklarının müellifiyim. Kitabımı basarsanız arka kapağına da okuyucu için lütfen şöyle bir uyarı yazın; hiç acımayacak!" Ben de aşağı yukarı böyle diyorum. Ama elbette ekleyeceklerim var. Şimdi al bunu editör hanım! Bitti kitap beş gecede! Basıyor musun, umutsuz diğer dosyaların arasına mı atıyorsun? Tozlandırıyor musun? Kitapçıların raflarına renk mi katıyosun? Artık sana kalmış. Ben yazar falan değilim. Barış gibi sinek ısırıklarının müellifi de değilim. Ben kağıt kesiklerinin müellifiyim! Ufacık, mini minnacık. Ama acısı beyninden çıkan cinsten. Olur da basacak olursan, sonuna ekle: Çok acıyacak! Uyarı da değil, tehdit! Bunu da ekle. Ben gidiyorum. Turgut gibi...Hayalimi yanıma alıp bir trene biniyorum, dedim ya uzak çağdan sesleniyorum. Şehir arkamda kaldıkça şehrin gözünde ufalarak kayboluyorum.
Albert ile olur. 😍 "Beni kuru bir ağaç kavuğunda yaşamaya zorlasalardı da gökyüzüne bakmaktan başka işim olmasaydı, yavaş yavaş buna da alışır giderdim, diyordum." "Bugün annem öldü veya dün tam hatırlamıyorum." #albertcamıs #yabancı #l'etranger #okumahalleri #kitap #roman #bookworm
Okuduğum kitaptaki kız yazdığı kitaba son veremiyor. Kendini boş ve yetersiz görmeye başlıyor. Üstelik çevresindeki insanlar ondan öyle umutlu ki. Oysa kendini güzel görünüyor diye alınıp duvara asılmış fakat bir kişinin dahi başını kaldırıp bakmadığı, çoktan durmuş ve çalışmayan bir saat gibi hissediyor. Herkesin hayatında biraz var. Fakat etkisiz eleman. Ama sözde varlığının bir nedeni var.
Sevdiği insanlar kendinden ışık yılı uzakta. Sevildiği zaten belirsiz. Bir yerden sonra "ben neyle uğraşıyorum ya" diye kendini sorguluyor. Ardından yaşamını ve başka yaşamları. O kadar karmaşık sanılan yaşamlar aslında öyle anlamsız ve saçma sapan ki. Bu resmin içinde yer almak istemiyor.
Baktı olmuyor. Yeni bir kitap yazmaya başlıyor. Sonra kendi yarattığı karakterden nefret ediyor. Onu da savuruyor bir köşeye. Gecelerce kitap okuyor ve kesinlikle uyuyamıyor. Uyusa dinlenemiyor. Beyninde müthiş bir ağırlık hissediyor. Kendini bir sırça fanusta hapsolmuş hissediyor ve nereye dönse bir yerlerine batıyor.
Bir süre sonra ailesi psikolojik tedavi görmesi için onu bir kliniğe yatırıyor. Fakat iyileşemeyeceğinden öyle emin ki etrafındaki insanların çabalarını muzip bir gülümsemeyle izliyor. Ve hiç bir tepki vermiyor. İntiharı deniyor. beceremiyor. Daha da batırıyor işleri. Elektroterapi görmeye başlıyor. Falan filan.
Bu kitabı yazan kadın kitap çıktıktan bir süre sonra kendini gaz odasına hapsederek öldürüyor.
Oysa öyle mutlu zannediliyor ki.
Bu kadın bana bir yerden öyle tanıdık geldi ki.
Neyse korkmayın. Bende intihara meyledecek ne yürek ne cesaret var. Onu da beceremem.
Beceriksizlerin kendilerini avutacakları belirli aktiviteler vardır. Bunlardan birincisi düşünmektir. Günün büyük bir zamanını düşünerek ve düşündükleri şeyleri gerçekleştirmeyerek geçirirler. Tembeldir çünkü bunlar. Asla bir tehlike barındırmazlar. Kafalarının içinde kan gövdeyi götürür de kimsenin ruhu duymaz.
Epeydir uğramamışım bloguma, böylece tekrardan merhaba demiş olayım ben de.
Herkesler yerli yerinde mi hâlâ kızılcıklar?
"Hayatımın üstünde imkansız kuşlar uçuyor." Didem Madak Ben bu dörtlüyü çok sevdim. #didemmadak #graponkağıtları #kitap #şiir #okumahalleri #bomonti #cipso #ukulele