“İnsanlar bağırıyordu Nazlı. Bebek ağlama sesleri vardı. Bugün hiç ses yok.”
Depremin üçüncü günü enkazların yanındaki arkadaşım söylemişti bu sözleri. Kahramanmaraş’ta enkaz altında kalan tanıdıklarım; kuzenlerim Filiz ablam ve Ahmet abim, Şükran teyzem, annemin biricik sırdaşı dostu Nazife ablam, onun elimize doğup bir ışık parçası gibi serpilmiş olan güzel kızı İlayda, oğlu Ufuk, eşi Haluk abi, akrabamız Ümran abla ve beş kişilik ailesi, canım dostum ve kardeşim Şeyma ve eşi Ali Rıza, ilkokul arkadaşım ve mahallemizin ülkücü abisi Ökkeş ile küçük kızı ve güzel eşi, ilkokul arkadaşım Leylamis ve dört kişilik ailesi, eski müdürüm Deniz bey, iki kızı ve kıymetli eşi, eski müdürüm Turgay bey ve eşi, mahalleden arkadaşım Sümeyra ve ailesi, ilkokul arkadaşım Esat, avukat Mustafa bey, en yakın arkadaşımın gönül ağrısı Zeki.
Bu insanların enkaz altında olduklarının haberi daha depremin olduğu gün ulaşmıştı bize. Günlerce enkazların başına yetkili birlerinin gitmesini bekledik. Hala merak ederim. Acaba aralarında canlı kalan olmuş muydu? Kurtulma ümidi ile beklediler mi hiç? Bu sorunun cevabını düşünmek kalbimi ağrıtıyor hâlâ…




















