alabros
öğle arasıydı. her taraf öğrenci doluydu. kalabalıktı okulun bahçesi. onu gördüm. bitirmeliyim artık bu işi” dedim. adımlarımla ona uzamaya çalıştım. ne diyeceğim ki ben şimdi?” dedim. yapamadım. cümlesizlik hastalığına yakalanmıştım yine. duygularımı biliyordum. ama ağzımdan çıkaramıyordum. geri döndüm. kantine gittim. ne alacağımı bilemedim. bir çeşme gördüm. ağzımı dayadım. ellerimi ıslattım. saçımı düzelttim. fermuarım açık mı diye kontrol ettim. ayakkabılarıma baktım. çocukların arkasına saklanıp, paçalarımla ayakkabılarımı sildim. nasıl bakıyordum? nasıl yürüyordum? ben olsam beni kabul eder miydim? diye düşündüm. kafamı kaldırdım. 6 ay oldu” dedim. yeter! senden başka kimse bilmiyor üstelik” bütün dünya bilsin istedim bir an bütün evren. ortalarından el ele tutuşarak geçelim istedim. ateşe basarak uzayıp gidelim yanlarından. neydi totem? yoktu bi totemim. gülüyordu yavaş yavaş. bir an onunnla birlikte gülmek istedim. bana gülsün istedim. bana bakarak gülsün istedim. benim dediklerime gülsün istedim. neyse derdi bana anlatsın istedim. benim de vardı anlatacaklarım. o da beni dinlesin istedim. bana bir şey söylesin istedim. geçer” desin istedim. boşver” desin istedim. bir taşa oturalım istedim. aynı yere bakalım istedim. kaldırıma çıkalım istedim. aynı tozu yutalım istedim. onu sinemaya götürmek istedim. sonra evine bırakmak istedim. onu özlemek istedim. peki neydi o cümle? ya da kelime? ne diyecektim? yürüdüm. tehlikeliydim. bilmiyordum. bilmeden yürüyordum. merdivenlerden aşağı iniyordu şimdi. arkasından devam ettim. üst sınıflardan çocuğunun birinin yanına yanaştığını gördüm. arkadaşını göndermesini istemişti. o da gitmişti. kenara çekmişti kızı. konuşuyorlardı. elimden ekmeğimi almaya çalışıyorlarmış gibi hissettim. bombok olmuştum. ben” dedim. 6 ay bekledim. 6 ay. sadece baktım 6 ay. şimdi çocuk bi anda gelmişti ve konuşmaya başlamıştı onunla. kötü bakıyordu. benim baktığım gibi değil. uzun uzun konuştular. sonra kız bi tarafa gitti. çocuk başka bir tarafa. kızı bıraktım. çocuğun peşinden gittim. can mıydı? ozan mıydı? öyle bir şey. koşmaya başladım ve sonra önünü kestim;
dur lan” dedim. ne konuştun sen o kızla?” sana ne lan?” dedi. ne demek bana ne?” sana adam gibi soruyorum işte. siktir git lan” dedi. aşığım” dedim ben ona. güldü” elimde kalacan amına koyim” dedi. yürü git işine” aşıkmış” dedi. sırıttı aşağılamaya çalışarak. ittirdi beni. yere düştüm. çiçeklerin dibinde bir tane sopa gördüm. sopayı gittim aldım. koştum arkasından yine. indirdim sopayı sırtına. sonra midesine. bacaklarına . neresine gelirse. sopayı bıraktım. altıma aldım. yumruklamaya başladım. dudağını patlattım. sonra da burnunu kırdım. benim lan o kız” dedim. 5 metre yaklaşırsan ananı sikerim” senin. baygın bir halde cevap vemeye çalışıyordu bana. öldürürüm lan seni” dedim. benim o kız anladın mı? benim.” tamam tamam gibisinden bir şeyler söyledi. kalktım üstünden. it gibi kıvranıyordu yerde. sonra dayanamadım tekrar iki tane daha kapattım suratına. ”elinde kalacakmışım..” ölümü sikeyim benim lan bu kız” dedim. o beni bilmese de benim. değişmez. eve gittim. iyi,kötü çirkin’i izlemeye başladım. asıl clint eastwood bendim şimdi. benden başka kimse bilmiyordu ama kahraman olduğumu. babam girdi odaya. o saçları kestireceksin” dedi. yarak gibiydi suratı. savaş alanı gibiydi. oğluna değil de anasının kırığına bakıyordu sanki. hemen naim’e git. kessin onları. ya ama” dedim.. çabuk lan” dedi. beni söyletme. ne o öyle kız gibi:” alabros dedi çıkarken. söyle alabros yapsın. boktan bir kahramandım anlaşılan. babasından emir alan bir kahraman. aşık olduğu kıza açılamayan bir kahraman.
gittim sonra naim’e. kıza da hiçbir zaman açılamadım.














