Bugün arabayı yıkadıktan sonra fotosunu çekmedim.

Discoholic 🪩
wallacepolsom
Sweet Seals For You, Always
taylor price
DEAR READER
No title available

Kiana Khansmith
Today's Document

tannertan36
Jules of Nature
I'd rather be in outer space 🛸
Misplaced Lens Cap

if i look back, i am lost
Keni
noise dept.
TVSTRANGERTHINGS
Claire Keane

⁂

★

ellievsbear

seen from Germany

seen from Türkiye
seen from Malaysia
seen from Canada

seen from Singapore
seen from United States
seen from Türkiye

seen from United States

seen from United States

seen from United States

seen from United Kingdom
seen from United States
seen from Mexico
seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from Kazakhstan
seen from United States
seen from United States
seen from United States
@lancelotsir
Bugün arabayı yıkadıktan sonra fotosunu çekmedim.
Bayat petibör… tarihin en rafine zevklerinden biri.
Basit bir hayatın muhteşem bir günü.
Sizi hatırlayan son kişi de öldüğünde hayata hiç gelmemiş gibi olursunuz hesabı bir yer olmuş burası. Ara sıra girip şizofrenik hareketlerle buraya bir şeyler bırakıp aradan yıllar sonra montun cebinde bulunan 100 tl muamelesi yapmayı seviyorum. Velhasıl hayat devam ediyor SR yiyin ve yolunuza bakın. Ben şu an yiyemiyorum ama olsun yine de yoluma bakabilirim.
Bir insanın hayatı boyunca hissedebileceklerinin toplamından daha fazla SR tavuk dürüm aşerdim şu anda yanında 18 tane acı biber turşusuyla beraber.
Beni böyle bi şeyle kendine yeniden aşık edebileceğini sanıyor. Doğru sanıyor.
Dünden geri ne kaldı
Kurabi yiyorum sen olsan seni y
Taksitli yerine tek çekim yaparak hayatıma sürpriz bir 10 bin daha kattım.
Gittim ve gördüm. Yazan bilbo baggins. Ve kuşların efendisi. Yazan Mrodo Baggins.
Olacak gibi olup da olmayanların bir yenisi
Profesyonel karpuz seçiciliği kariyerimin en iyi karpuzunu seçtim.
Haziran sonlarında çocukluğumuzu yakacaktık. Unuttum.
ASİSTİMİ GOLE ÇEVİR
Sıradan bir şubat akşamıydı. Her zamanki monoton hayatıma devam ediyordum. O sıralar bana lezzet verip de yollarını gözlediğim tek heyecana çok az kalmıştı; halı sahaya gidecektim. Buraya zaten çok alışamamıştım, yalnızlık iyiden iyiye canımı sıkıyordu. Ekipten de çok memnun değildim aslında ama en azından ilkel yanlarımı besleyen bir etkinliğin içerisindeydim. Haftalarca süren hüsrandan sonra da geçen hafta galip gelmiştik üstelik. Dakika başına 18 şutun düştüğü maçta 45 dakikada sadece 3 kez meşin yuvarlak beyaz çizgiyi geçmişti ve skor 1 farkla bizim lehimizeydi. Sınır zekanın biraz üzerinde olduğu için olağan kabul edilen, topla sahanın ortasındaki beyaz daireyi birbirinden ayıramayan değerli dostum inanılmaz bir kurtarış yaptı ve o hırsla ne ara rövaşataya kalktığımı hatırlamıyorum. Kendimi bir anda havalara uçarken, aynı hızla da yere çakılırken buldum. Ne hissettiğimi inanın hiç hatırlamıyorum. Tek hatırladığım cenk meydanındaki ölüm korkusu ve cihat aşkını birbirine karıştıran nidalar misali attığım acı çığlıklardı. Avaz avaz bağırırken sol yanıma baktım. Kolum yeşil zeminde dümdüz uzanıyor, tam bilek seviyesine gelince bir anda bir kol kalınlığı üste çıkıyor ve elim aynı düzlükte paralel bir şekilde uzanıyordu. Eklemlerim kırılmış ve bileğim yerinden çıkmıştı.
Hastaneye götürülmek için bindiğim ambulansta ilk aklıma gelen şey ben burada nasıl lavaboya gideceğim olmuştu. Çünkü bu bir ilk değildi. Doktor bacağımdan beni iğnelerken acil ünitesindeki herkes -evet hizmetliler dahil- görsel şöleni ve yaratıcı dramayı izlemek için başıma toplanmıştı. Doktor bir yapbozdaki parçaları yerleştirir gibi eklemimdeki kırıkları yerine oturtmaya çalışırken asistanları beni tutabildikleri yerlerimden tutuyor, bense modern tıbba sövgülerimi sunuyordum. Ne oldu anlayamadan kendimi bir başka hastanede buldum.
Devamlı “olmamış” diyen bir vatan haini, kolumdaki alçıyı tekrar tekrar söküyor, bu sefer daha iyisinin olacağını iddia ederek eklemimdeki kırıklarla oynaşıyordu. Hayatım boyunca hiçbir hemcinsim tarafından bu kadar ellenmemiş, mıncıklanmamıştım. Kapıyı açtıklarında ağlayan annem, telaştan alnından 8. kırışıklığı çıkan babamla beraber bana bakıyorlardı.
4. kez mıncıklanmaya tahammülüm kalmadan 8 yıl boyunca otobüs direği tutamayacak güçsüzlükte bir bilekle hayatıma devam ettim. Hayatımın enleri arasında olan, beni her zaman yükselten ve içimin yağlarını eriten bu ilkel hobiden uzak kalarak. Tellerin arkasında olmaya tam 8 yıl boyunca direndim. Ta ki bir acaba zehrini yiyene kadar.
1 yıl boyunca geçen her anıma öfke dolarak, daha iyi olabilirdim, oynamaya devam edebilirdim, daha iyi oynayabilirdim… asla sonu gelmeyen pişmanlıklarla hayatıma devam ettim ve geçen her gün daha da geliştim. Golleri skorboarda, maziyi ise kalbime yazdım. Onca anı, kaybolan yetenekler ve paramparça olmuş bir özgüvenle geçen bu 1 yılın sonunda, işte bugün; yediği 11 farktan sonra burnumun dibinde bana sataşan velet, attığım golden sonra hırsla topu santraya getirdi ve sağ olsun… bir daha attım. Çünkü, çünkü futbol, futbol hiçbir zaman sadece futbol değildir… ben bugün o rövaşatayı ayağım kaymadan vurdum ve kırık bir bileği tarihe gömdüm…
Görmesini bilenler için Allahın mucizeleri her zaman vardır.
Bayram mayram derken bir kez daha farkına vardım ki aslında hiçbir şey değişmedi, her şey olduğu gibi. Sadece biz büyüdük, biz her şeye fazlasıyla maruz kaldık, bizim için güzide olan her şey sıradanlaştı. Bunu elimi öpüp harçlık bekleyen, ardından hiçbir şutunda gol atamamasına rağmen deliler gibi zevk alan yeğenlerimde görebiliyorum. Onlar da 20 sene sonra bir ağustos akşamında 2025 yılındaki bir haziran akşamına özlem duyacaklar.
Bayram neşesi.