“Doğup, büyüdüğüm ve yaşantımı sürdürdüğüm kent olarak Ankara belleğimin, hatıralarımın mekânıdır. “ diyor Tanzer Arığ. Ankara kent estetiği açısından bakılırsa Avrupa’daki birçok başkente göre sınıfta kalmış durumda desek yanlış bir söylemde bulunmuş olmayız, özellikle etrafını estetik açıdan daha duyarlı şekilde gözlemleyen biri olarak çarpık yapılaşma, kimliksiz binalar, estetikten uzak sokaklar, parklar ve kent imgesini oluşturan daha birçok ögenin zevksizliği beni de birçok insan gibi rahatsız etmekte. Peki, biz bunu nasıl değiştirebiliriz? diye kendime sorduğumda önümüzde uzun bir süreç olduğu gerçeğini ortaya koyuyor, bir kent ve onun kimliğini oluşturmak öyle birkaç yılda olacak bir şey değil malumunuz. Öncelikle iyi bir planlama gerektiriyor, mesela bir meydanımız yok aslında. Adı var kendisi yok; mesela Kızılay Meydanı bir meydan değil aslında çünkü yaya öncelikli değil araç öncelikli bir yer. Ulus Meydanı, Tandoğan Meydanı da aynı şekilde. Halbuki meydan dediğimiz kavram “geniş alan” anlamına geliyor, Ankara’da böyle bir alandan bahsetmemiz pek de mümkün değil. Örneğin bir başka sorun da şehir merkezi başta olmak üzere gelişigüzel yerleştirilmiş reklam panoları, tabelalar… O kadar şuursuzca yerleştiriliyorlar ki görüntü kirliliğinden başka bir şeye yaramıyorlar. Mesela Atatürk Bulvarına çıkıp kafanızı yukarı kaldırıp baktığınızda üzerinize düşecek gibi duran eskimiş, estetikten uzak, zevksiz, kaba tabelaları görüyorsunuz, şehrin aydınlatmaları zevksiz ve özensiz, kaldırımları keza öyle, işte bütün bu ve benzeri şeyleri değiştirmeden, düzeltmeden bir kent estetiğinden bahsetmek pek de olası görülmüyor. Bütün bunlara rağmen doğup, büyüdüğüm ve yaşantımı sürdürdüğüm kent olarak Ankara belleğimin, hatıralarımın mekânıdır.