Haluk Levent’in dediği gibi ben de soranlara unuttum diyorum sonra eve gidip iki saat ağlıyorum.
noise dept.
Fai_Ryy
sheepfilms
Cosimo Galluzzi
d e v o n
Interview Vampire Daily
Sade Olutola
h

shark vs the universe
No title available
cherry valley forever
Not today Justin

No title available
𓃗
No title available

blake kathryn
★
ojovivo
Keni
2025 on Tumblr: Trends That Defined the Year
seen from United States

seen from United States

seen from United States

seen from United States

seen from Singapore
seen from Argentina

seen from United States

seen from Philippines
seen from United States
seen from Argentina

seen from United States
seen from United States

seen from Germany

seen from United States
seen from Lebanon
seen from Japan
seen from United States

seen from United States

seen from United Kingdom
seen from Venezuela
@lorianatheron-blog
Haluk Levent’in dediği gibi ben de soranlara unuttum diyorum sonra eve gidip iki saat ağlıyorum.
senin sesinden duymayı dilediğim onlarca şey var.
bi terapi yöntemi olarak bana şiir okur musun
Je Taime
&
Herhangi bir “-izm”e gönül vermiş ancak onların “-izm”ine hoşnutsuzlukla baktığımı fark eden hiçbir kimse de bana “gel seninle bi’ konuşalım; sen böyle düşünüyorsun ama ben böyle düşünüyorum çünkü bence durum bu, bak mesela ben şunu yaşamıştım” vs. demedi. Çoğunlukla bilinçli olarak tartışmaya açık kelimeleri tercih edip kurduğum cümle yapısından, kullandığım kipe kadar “bak bu fikir değişmeye açık” sinyali verdiğim oldu ancak hep hakaretle, cinnetle, küfürle ya da fattık futtuk tepkilerle karşılaştım, size yemin ederim lan.
Bir takım “-izm”lere gönül veren insanlar, teoride insanların o konuya olan bakış açılarını iyileştirme ve ilerletme, insanların fikrini değiştirme, onları kendi “-izm”inin yoluna döndürme gibi amaçlara sahip olur. Pratikte ise onlarla hemfikir olmayışımın bilumum hakaretlerle, ithamlarla karşılandığı gerçeğinden başka hiçbir şey gördüğüm söylenemez abi. Böyle mi değiştireceksiniz insanların fikirlerini? Ayrık fikirle karşılaştığında aklınıza gelen ilk şey hakaret etmek oluyorsa bu durumda siz fikir değiştirmek istiyor olamazsınız, çabalamadan hemfikir olmak istiyorsunuzdur ve bu sizin “-izm”inin amaçladığı şey değil, olmamalı. O yüzden - bu mantıktan nefret ettiğimden - şiddetle “ben o değilim” diye çığırıyorum denk geldikçe.
Belki de kendim hiç eleştiri doğrultmadığım için kendimin tecrübe etmediği ama sıklıkla aksine şahit olup saygı duyduğum tek başlık “ateizm” abi. Karşısındaki şahıs dünyanın en sığ dindarı olsa bile sabırla kendini açıkladığına, yılmadan sav üreterek karşısındaki insana düşüncelerini aktarma çabasına sahip olduğuna şahit olduğum tek bişeyistler, ateistler. Onların “-izm”ine dahil olmadığım halde çabalarına saygı duyabiliyorum. Çünkü çabaları var. Beni anlıyor musunuz? Belki aynı çabayı görebilsem başka bişeyizmlere saygı duyup, dolayısıyla bu paragrafın başında dile getirdiğim gibi “hiç eleştiri doğrultmayacağım” ama böyle oldukça iyice bileniyorum abi. İnanılmaz bileniyorum ve iyice damara basıp bir kere daha, yine, defalarca haklı çıkasım geliyor.
Hiçbir güç beni hiçbir fanatizme “en fazla saygı duymak”tan öteye geçiremez. Hiçbir güç beni hiçbir fanatizme dahil edemez çünkü ben Allah’ın her günü yeni bir şey öğrenebilen, verimli tartışmalara girip çıktığında fikri tamamen değişebilen bir insanım abi. Bu fanatizmlere dahil olan insanların sözde aydın, sözde ilerici kişiler olması ise inanamayarak baktığım garip bi’ paradoks.
Tek cümle ile; Atatürk’ü severim ama Kemalistlerden nefret ederim. Çünkü “bişeyist” olmak beraberinde o bişeye ters düşen tüm fikirlere kapalı olmak, at gözlüklü olmak, işi fanatizme vurmak gibi saçmalıkları da getiriyor. Kapalısın başka görüşlere abi, başka görüşün geldiği yere hakaret savuruyorsun ne kadar ilerici, ilerletici ve aydın olabilirsin ki?
Doğası gereği dinamik olan “insan aklı” olgusuna ters. Utanır insan o kadar düz olunur mu?
dışarıya kafama takmıyorum diyorsun, içinde bin kez tökezliyorsun
ben hapşurunca bana “iyi yaşa” dediler diye bile mutlu olan bi insanım.beni mutlu edemeyen de kertenkeledir.
Buraya dokunmuşsun, belli.
Nereden bildin?
birçok ses içinde kitabı rahatça okuyorum sonra senin sesin duyuluyor ve sayfayı defalarca kez okumak zorunda kalıyorum.
Lillian Gish in La Bohème, 1926
bir savaşın tam ortasında gülümsesen barış ilan edilir güzelliğin karşısında.
Köşedeki çiçekçi seni sordu bu sabah
‘Burda yok’ dedim 'Selam söyle’ dedi
Tazeymiş gülleri yokluğun gibi.
Yürüdüm biraz seni düşledim..