$LAYYYTER
Cosimo Galluzzi

Janaina Medeiros
occasionally subtle

@theartofmadeline
NASA

#extradirty

shark vs the universe

pixel skylines

oozey mess
Lint Roller? I Barely Know Her
Xuebing Du
Sweet Seals For You, Always

⁂
Mike Driver
One Nice Bug Per Day
DEAR READER
Claire Keane
RMH
will byers stan first human second
seen from Malaysia

seen from United States
seen from United States
seen from T1

seen from Malaysia

seen from Japan
seen from T1

seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from Spain

seen from Malaysia
seen from United States

seen from United States

seen from Germany
seen from Germany
seen from United States
seen from United States

seen from France

seen from China
@luciferdi
Bana yaklaşıyorsun, sonra dudakların sigaraya değiyor ve içine doluyorum. Tüm damarlarında gezinirken parmakuçlarına kadar ulaşıp, nefes verişinle tekrar dışarı çıkıyorum. Bu süre içerisinde ben bedeni dolaşırken bi rahatlama hissediyorsun. Sonra veda ediyorsun bana. Sonra tekrar kavuşma isteği...
-Sevgilerimle, Duman.
Son
Sonbaharı severim. Kapalı havayı, kirli gökyüzünü, her an yağmur yağacakmış tandansını, çürümüş yaprak kokusunu, erkenden havanın kararmasını, düşen kar tanelerinin sokak lambasından izlenişini, atkıya sarılıp kendi nefesimizi çekişimizi severim. Sonbaharı severim; "Ne yapacağım belli olmaz benim!" deyişiyle, "Kendine dikkat et, her an hasta edebilirim!" nüktesiyle ve "Yağmurum gözyaşlarına karışsın" hissiyle ruhuma dokunduğu için. Sonbaharı severim; içinde her mevsimden biraz barındırdığı için. Sonbaharı severim; en sevdiğim şarkıyı dinlerken bana hep kendini hatırlattığı için. Sonbahar benim. Benim sevgilim.
Barın adı "Ispanak". Açıkçası hiç de gitmemiştik oraya.
Senin sesinden, halkına hükmeden diktatör nidaları dinleyecektim halbuki..
Sözcüklerimiz yankılanacaktı boş bira bardaklarımızın içinden.
Sen,
Başparmağınla bardağının dudaklarına değen kısmında daireler çizecektin.
Ve ben,
Koca bir yudum daha alırken, zihnimin berraklığıyla sana, hayal edemeyeceğin kadar güzel resimler çizecektim.
Anlattığım hikayelerin baş kahramanı bir sen olacaktın, bir ben olacaktım..
Empati kuracaktık, karşılaşılaştıracaktık.
Hep; "ben olsam ...." diyecektik.
Sonra patates kızartmalarımızdan arta kalan tuzları parmaklarımıza alıp, yakacaktık dudaklarımızı,
Garson gelip; 1 tane daha ister misin diye sormayacaktı, yenisiyle gelecekti hep.
Ara ara hüzün dolduracaktı bardaklarımıza, ara ara öfke.
Masamızda öyle bir ülke kurulacaktı ki; Sovyet Rusya çıkarma yapsa, çıkardıklarını götüne sokabilecek güçte olacaktık..
Tepemizde bir pervane dönecekti, hani şu ortasında lamba olanlarından; boncuklu ipten iki sarkıt inecekti lambanın yanlarından. Biri hayallerimizi, diğeri yaşadıklarımızı simgeleyecekti.
Hangisini çekeceğimizi bilmeden elimizi atacaktık.
Hayallerimizi çeksek yaşam tükenecekti, yaşamımızı çeksek hayallerimiz.
Sonra garson gelip, bizim ipimizi çekti.
Ortada ne hayallerimiz kaldı ne de biz.
Hesabı ortak ödeyecektik.
Bende Almanlık da yok aslında, Selanik göçmeniyim.
Bi şarkı çalacaktı biz bunları konuşurken.
Duramayıp sirtaki yapacaktık.
Ve elimizde tabak yerine hayallerimiz.
Birer birer kıracaktık...
Ben üstü kalsın demeden, hesap kapanmayacaktı.
Son kuruşumuza kadar içtik.
Bukowskiyi o zaman daha iyi anladım.
Kimse güzel cümleler kuruyoruz diye bize içki de vermeyecekti tabi ki!
Varsın vermesin!
Biz doğuştan sarhoşuz zaten.
Aslında içki içtikçe kendimiz oluyoruz..
"O kadar içersek, sızarsın tabi.."
Ne zaman yollara düşsem, bu şarkı da benimle birlikte düşer yollara. Kırmızı ışık sus işareti, yaya geçitleri porte, kornalar nota olur. Cam silecekleri mentronom gibi gelir yağmur yağdığında, düşen her damla başka bir nota. Alıp götür beni buralardan dercesine bir çığlık duyarım ve yok olurum ufuk çizgisine doğru. Benim yollarımda tüm şeritler kapalı, sollamak yasak, beni geçmek de..
Çürük tahta kokusu burnumda, beynimde çekiç sesleri, elimde bir kar küresi karıştırılmış haliyle izliyorum.
Ufuk çizgisini çizerken hata yapmış bir ressam gibi, bozuk bir satıhta ilerliyorum. Paletimde tüm renkler birbirine girmiş, otoban ağzıyla yazılmış yüksek promilli şarkılar dinliyorum. Eksik sözleri, susmaktan yorulmuş dudaklarından dökülürken harf harf, Kazara dilime dolaşan bir şarkı gibi, seni özlüyorum..
Denize dalan gözlerin derinliğine tutulan bir balık gibi heyecanlı yalanlar söylerken tüketiyoruz hayatı. Kimimiz denizkızı, kimimiz yosun tutmuş bir taş gibi. Birbirimize olan tek bağlılığımız deniz. Belki de tek tutkumuz, nefesimiz, nefes alışverişlerimiz aynı anda.
Denize verilen hayatların dalga sesinde tutulan bi ayın yakamozu gibi yok olan düşlerimizle yaşıyoruz hayatı. Kimimiz şıpsevdi, kimimiz ölesiye seviyoruz denizi. Birbirimizden tek farkımız, ben hep sana platonik, sen hep benden habersiz. Benim tek tutkum sen, nefes aldığında içine dolan, ben.
Yatağıma kokun sinmiş, nefes alıyorum ama vermek istemiyorum sanki. Hep içimde kalsan diyorum. Nefesim olsan. Hiçbir elementle birleşmesen benden başka. Vücut kimyam moleküllerinden oluşsa. Sen yoksan, atomlarıma ayrışsam, varlığınla nükleer patlamalar yaratsam. Kalp atışlarım ses bombası olsa. Sessizliğinle kalbim duracak gibi olur.
Susma sen, sakın. Susarsan ecelim olur..
İki Yüzlü Gökyüzü!
Hayallere dolanıp, yokluklara sarılıp, hiçliklerde kaybolduğumuz gecelerin hesabını bulutların arkasına saklanan güneşe sahip gökyüzünden soruyoruz. Oysa hayat her zaman gri zaten..
Şimdi sen, ellerinde hançer, lime lime doğruyorsun, bütün vücudumu. Her parçam sana ait aslında, bilmiyorsun. Sen dolaştıkça damarlarımda Biraz daha acı çekeceksin, bunu sen de biliyorsun..
Kıpırdayan yaprakların seslerine karışan hayallerde gezinen çığlıkların esintisi savuruyor saçlarımı.. Estikçe kaplıyor ruhumu bambaşka hüzün kumları, toplanıp eşsiz kum saatleri yaratıyorlar, zamanda kaybediyorlar beni; her zamanki gibi..
Bazı zamanlar ruhumu nadasa bırakıyorum. Sözcükler ekiyorum birer birer.. O zamanların birindeyim.. Şimdilik suskun, biraz dingin ve dalgın gözlerimin ardında sonsuz uçurumlar.. Düşüyorum.. Düş-üyorum.. D-üşüyorum..
Gece, seni bana getiriyor ama getirdiği gibi de götürüyor. Hep yanımda olman ümidiyle kapanıyor gözlerim, hep yanında uyandığımı düşünerek açıyorum gözlerimi. Gündüzler yok, geceler sen ve hiçbir vakit yokluğunda var olmuyor. Sen var oluyorsun geceleri, geceler var oluyor, gece sen oluyor, gökyüzü ben; simsiyah.
Sen ise tüm yıldızlar gibi içimdesin..
Ankara'dayım; Soğuğunda dudaklarım titrerken paltoma sarıldığım, Gündüz sıcaktan bunalırken, geceleri üşüdüğüm şehirdeyim. İstanbul gibi de nankör değil Ankara, içi dışı bir. Kalbinde ne varsa, dudaklarında o, Belki soğuk ama içten.. Siz, İstanbul'a şiirler yazmaya devam edin, Ben, hep Ankara'yı seveceğim..
Sen sustukça ben düşüyorum.. Sen konuştukça; tutuluyor ellerim, ellerin tarafından..
Körkütük bir aşkın dili tutuk kelimeleri düşüyor ellerinden
Toplarken üzerine yağan yağmurla ıslanıyorsun
Yağmur damlaları da heceliyor adını
Sana dokundukça ürperiyorsun
Kelimeler karışıyor birbirine
Avuç dolusu sözcük topluyorsun
Her harfi dolduruyorsun ceplerine
Biriktirdikçe yeni kitaplar yazıyorsun
Tüm kitapların yağmurlar gibi buharlaşıyor sonra
Yapayalnız kalıyorsun..
Şimdi hayallerimi öldürüp intihar süsü vereceğim.
Şimdi ruhumu şeytana satıp, tanrıya ihanet edeceğim.
Şimdi nefesimi tutup, bedenime ihanet edeceğim.
Şimdi karanlığa bakıp, gündüze ihanet edeceğim.
Şimdi düşüncelerimi durdurup, zihnime ihanet edeceğim.
Şimdi gözlerine bakıp, ruhumu gözlerinde kaybedeceğim.
Şimdi ellerini tutup, sonsuzluğa atlayacağım.
Şimdi kalbini avuçlarıma alıp, sonsuza dek saklayacağım.