Çok güzel yağmur yağıyor, keşke bunun için sevseydin beni…

Andulka
Cosimo Galluzzi
Alisa U Zemlji Chuda

roma★

tannertan36
cherry valley forever
TVSTRANGERTHINGS

Origami Around

izzy's playlists!

★
NASA
YOU ARE THE REASON

shark vs the universe

Discoholic 🪩
h
tumblr dot com
Today's Document
🪼
he wasn't even looking at me and he found me
Monterey Bay Aquarium
seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from Türkiye

seen from United States

seen from United States

seen from United States
seen from United Kingdom
seen from Brazil

seen from Germany
seen from United States

seen from Malaysia

seen from United States

seen from Germany
seen from Portugal
seen from United States

seen from Japan

seen from United States
@med--cezir
Çok güzel yağmur yağıyor, keşke bunun için sevseydin beni…
Bir keresinde dövmediğim bir çocuk yüzünden amcamdan dakikalarca dayak yemiştim. Ben dövmedim deyince dayağa devam etmişti.
Susmak ile konuşmak arasında pek fark olmayınca sadece yediğiniz dayağın acısıyla kalıyorsunuz.
Şimdi dayak yemiyorum ama ruhum acıyor. Anlatmak istediğim şeyler sağırlar aleminde bağırmak gibi geliyor…
Duyan var mı?
Kendimi ifade ederken boğulmaktan nefret ediyorum. Ben niye düpedüz “istemiyorum, rahatsız oluyorum, aslında öyle değil böyle, bunu demek istemiştim ve lan ben seni seviyorum” diyemiyorum. Açıklama yapmak yoruyor, hissettiğim ne varsa yapılan özet sonrası bayağılaşıyor…
Sensizliğin bir dili olsa, en iyi ben anlardım. Kimselerin anlamadığı bir çağda, kalabalık sokaklarda sessiz çığlıklarım arşa değerken, ne sen duydun, ne ruhsuz beşer! Ruhuma cüzzam olmuş senli kaygılar, ne sabah ister, ne akşam kızıllığı…
Var git şimdi, git ki değer biçesin yokluğuma…
Gidemiyorum, kaçamıyorum, yakınlaşamıyorum, sarılamıyorum, uzak duramıyorum…
Karmaşıklığın içerisinde hapsoldum…
İnsanı en çok üzen şeylerden birisi de muhakkak yanılmak, aldanmak veya sanmak değil mi?
Ne diyor şarkıda;
“Sen de yandın sandım…”
Sana kavuşursam yok olurum…
İçimdeki sesi susturmak mı istiyorum, yoksa özgür bırakmak mı istiyorum inan bilmiyorum…
Aldığım her nefeste göğsüme oturuyorsun. Şikayetim yok, başım gözüm üstüne! Lâkin, su vermediği çiçeği duyamaz insan. Yani demem o ki, beni dinlemen boşuna…
Bir çay içimlik duraktı sevgin…
Yine kendimle baş başa kaldım bu gece! Cevapsız bir sürü soru, sorduğum sorulara cevap vermekten, cevap aramaktan çok yoruldum…
Günah mısın, sevap mı adını sen koy! Zira ölen de benim, azap çeken de…
İçimde, sağa sola vurmakta olan bir kuş var. Özgür kalsa, tutsak olacakmışım gibi çırpınıyor…
Siz hiç, tutsakken hayal kurdunuz mu?
Ben kurdum, boğazımdaki düğüm hala çözülmedi!
Evet işte tam olarak buradayız. Tam olarak kendimle baş başa kaldığımız o ıssız gecede! Bir ben varım, bir de beni sorguya çeken iç sesim…
“Hadi şimdi kaç” diyor bana, “hadi şimdi kaçsana her şeyden kaçtığın gibi…”
Evet tam olarak burada, kaçtığım yerdeyim. Bir bir aklıma geliyor yüzleşmeye cesaret edemediğim gerçekler. Tamam da niye kaçtım bu kadar, neden mücadele etmedim gerçek olan iç seslerimle…
Neden bu kadar birikti ki cevapsız sorularım? İnsan en çok da kendisiyle muhakeme yapmaz mıydı? İnsan en çok kendisine yetmez miydi? En çok da kendisine…
Daha önce insanların sonuç odaklı düşünmelerinden dert yanmıştım. Galiba benim de sınavım bu! Muhakkak doğrunun dili tektir, ancak bunun için mücadele de şart. Kaçımız buna hazır ve kendimizi güçlü hissediyoru ki?
Ben niye böyleyim? Niye öfkem kısa, kırılmışlıklarıma ait cenazeler uzun sürüyor?