Gözaltı torbalarına ya da akan rimeline değil bu sefer kendine bak.
En uzağa gidebilirsin. Yaşadığın şehri değiştirir, kimsenin içmediği içkiyi içebilir, ismini telaffuz dahi edemeyeceğim bir şehre yerleşebilirsin. Güzel bir çatı katında yaşayabilir ya da matematiksel alanda, bir gökdelenin yirmi sekizinci katında huzuru arayabilirsin.
Zor değil, burnunu kaldırtır, kaşlarını aldırtır, sesini eğitir, insanların gözlerini boyayabilirsin. Nihayetinde tapınmak insanın genlerinde var. İnsanlar bir süre sana da tapabilir. Peki, kimsin sen?
Sevdiğin bir adam vardı, böyle söylerdin. Hayallerin ve hedeflerin vardı. Benim hedeflerimin imkansız oluşunun aksine gerçekçiydi ve ilerliyordu. Huzuru enine boyuna serdiğin ve sır gibi sakladığın güzel fotoğrafların vardı. Ne oldu şimdi hepsine?
Bir adam vardı, gitti. Yak sigarayı, koy rakıyı, aç Müslüm’ü… Rakı tek içilmez, masaya bir adam koy, rolü eski dost; yeni sevgili olsun. Dudakların dudaklarına karışsın, üç şiir yaz, beş şarkı oku. Bu mu hayat?
Herkes fahişeleri eleştirir. Her kadın için genelev ucuz fahişelerin çalıştığı bir namussuzluk yuvasıdır. O ya da bu, hala insanların önemli bir kısmı ortaçağda yaşıyor. Dünya’nın düz olup olmaması ile pi’nin üç virgül on dört alınması insanları ortaçağdan çıkartmaya yetmiyor. Fahişeleri düşünürken neredeyse hiç kimse iki bacak arasına düşkün adamları düşünmüyor. Ya da… Düşünmek istemiyor. Dünya hala ortaçağın kucağında.
Yanıp sönen ışıklar beni hep rahatsız eder. Saatin çıtırtısı da ve ağustos böceklerinin sesi de öyle. Sessizliğin bir uğultusu var benim çantamda, başımın altına onu koymadan uyuyamam.
Kimsin sen? Kapa radyoyu, bırak cebindeki son paranla aldığın ağrı kesicileri. Kaçma.
Bir kez olsun fahişeleri suçlamak yerine bir fahişe gibi düşünmeyi deneyen kadın ol. Empatiden ya da duyarlılıktan söz etmeyeceğim sana. Sen iki paket sigara hediye eden herkesi tanrı yerine koyan bir kadınsın, bunlar harcın değil.
Aç gözlerini. Kimsin sen? Şimdi, karşımda bir adam için damarlarına birkaç kimyasal katıp seratoninle sersem bir gün geçirerek iyi olduğuna inanacak aciz kadın mısın?
Akıl hastalığı nedir, biliyorum. Pençesindeyim ve her gece bununla mücadele ediyorum. Zihnimi kemiren tuhaf bir ağrı, hacmi kötü kokan bir cisim var. Bir insana bakınca hiçbir duygu hissetmiyorum ve öfkeden kuduruyorum.
Takıntıları koy bir kenara, alışkanlıklarını cebine sakla. Aynaya bak. Aldığın kaşlarının eğrisine doğrusuna yarıçapına değil, gözlerinin tam ortasına bak. Kim var orada?
Cebinde bilmem kaç anahtarın, cüzdanında birkaç düzine insanın hatıra vesikalık fotoğrafı var. bir kişiyi sığdıramadığın kalbine kaçını sığdırdın hakikaten?
Aç gözlüsün sen. Nankör ve huysuzsun. En uzağa gidebilirsin, fotoğraf makinenle itin iti kovaladığı caddeleri her gece ayrı ayrı çekebilirsin. En yakışıklı adamı elde edebilir, en tatlı parfüm kokusunda uyuyabilirsin. Peki ya sonra? Aç gözlerini, her şeye aç olan gözlerini bu sefer kendin için aç!
Bak tam ortasına gözbebeklerinin. Ben bakmaya tahammül edemezdim, sen bakmayı dene. Kim var orada? Huzursuzluktan kıvranan çocukluğunu görüyor musun? Peki ya fersah fersah geçmişindeki kapatamadığın iltihaplı kudurmuş yaralarının ağrısını?
Hastasın sen, hücre zarından proteinin kaç yolla taşındığını bilmene gerek yok. Kaburgalarının arasında bir ağrı varsa hastasındır ve bu gerçeği hiçbir şey değiştirmez.
Evvelki haziranın sonunda, temmuzun başında… Bir Akdeniz şehrinde elimi çekip kaburgalarının üzerine bastırmıştın. Orası ağrıyordu, huzursuzdun, tepiniyordun ve bende bu kadar hasta değildim. Yanıp sönen ışıklarda uyuyamasam da hala saatin sesine tahammül edebiliyordum.
Hastaydın, ilk kez o zaman söylemiştim. Geçmişinde ağrıyan kırık yanların vardı ve ben dokunduğum an çığlıklar atarak kaçmıştın. Pekala, sakladın her türlü iç kanamanı. Şimdi?
Çok seven bir adam vardı, reddettiğin adamlar da vardı. Her sabah en güzel parfümü sıkıyordun ve fotoğraf makinenle birkaç uğursuzlukta sanat arıyordun. Bulamadın. Bulamayacaksın. Kendini de bulamadın. Bulamayacaksın
Aç gözlerini. Geç aynın karşısına. Bak! Gözaltı torbalarına ya da akan rimeline değil bu sefer kendine bak.