Günlerce konuşmaz,
Yazmaz,
Aramaz,
Sormaz.
Sonra gelir bir merhaba" der,
Yine o kazanır.
Cemal Süreya

Product Placement
No title available
Mike Driver

Jimmy Eat World
Show & Tell
sheepfilms
hello vonnie
Cosimo Galluzzi
I'd rather be in outer space 🛸
Sweet Seals For You, Always
h

No title available
Aqua Utopia|海の底で記憶を紡ぐ
2025 on Tumblr: Trends That Defined the Year
NASA

if i look back, i am lost
YOU ARE THE REASON
PUT YOUR BEARD IN MY MOUTH
𓃗
ojovivo
seen from Canada

seen from India
seen from Malaysia

seen from Italy
seen from Philippines
seen from Taiwan
seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from Malaysia
seen from Türkiye
seen from Canada
seen from Croatia

seen from Sweden

seen from Brazil

seen from Indonesia

seen from United States
seen from United States
seen from Latvia
seen from United States
@merdoankara
Günlerce konuşmaz,
Yazmaz,
Aramaz,
Sormaz.
Sonra gelir bir merhaba" der,
Yine o kazanır.
Cemal Süreya
Ecevit ve Annesi Aslında Kimdi?
"Annesinden Kalan Milyarlarca Doları Devlete Bağışlamıştı" Suudi Arabistan, Medine-i Münevvere. Mescid-i Nebevi'nin hemen yanı başında tam 110 dönüm arazi. Bugünkü gayrimenkul değeriyle yaklaşık 2 milyar dolar. Bu miras, büyük dedesi Medine Harem Şeyhi Hacı Emin Paşa'dan, annesi ressam Nazlı Hanım'a, ondan da oğluna kalmıştı. Yıllar süren uluslararası mahkemeler, itirazlar... Nihayet 2005'te o büyük mirasın hakkı resmi olarak teslim edildi. Oğlu, kağıtları eline aldı. Sessizce bir inceledi. Sonra devletin yetkililerini çağırdı. "Ben bu işlerin hukuki boyutunu pek bilmem" dedi, sanki bir kusur işlemiş gibi kısık ve mahcup bir sesle. "Bunu Diyanet'e devredelim. Türk hacılarımız oraya gittiğinde konaklasın, millet faydalansın." Tek bir kuruşuna bile dokunmadı. Aynı adam, o milyarlarca doları sessizce devlete bıraktıktan bir süre sonra, Or-An semtindeki o kütüphaneli mütevazı dairesinde bu dünyadan göçtü gitti. Vefat ettiğinde geriye kalan malvarlığı... Sadece eski model bir daktilo. Bolca kitap. Maaşından biriktirdiği bir miktar para ve ütülü ama yakası biraz aşınmış o meşhur mavi gömlek. Şimdi düşününce insanın içine oturuyor. Siyasetin bir zenginleşme kapısı sayıldığı, her şeyin parayla ölçüldüğü bir dünyada; Nazlı Hanım'ın oğlu Bülent Ecevit, sadece temiz bir ismin her şeyden değerli olduğunu bize sessiz bir veda gibi bırakıp gitmiş.
ÇERÇEVE YASANIN AKIBETİ
Yavuz Alogan
Siyasî iktidar halkın büyük çoğunluğunun tepkisine yol açmamak için her türlü demagoji ve yanıltmaya başvurarak, örtme ve gizleme taktikleri uygulayarak “Çerçeve Yasa”yı meclisten geçirmeyi başardı.
Thanks for reading Yavuz's Substack! Subscribe for free to receive new posts and support my work.Subscribe
Yasanın amacı, var olmayan “Kürt sorunu”nu çözmekten çok Saray’ın etrafında bir “millî dayanışma ve toplumsal bütünleşme” ittifakı kurarak Anayasa’yı değiştirmek, Cumhurbaşkanı’nın görev süresini, dolayısıyla mevcut rejimin ömrünü uzatmaktır. Aksi yönde çabalara rağmen hiçbir söylemin niyetleri örtemeyeceği kadar açık bir oyun kurulduğu için, siyasî toplumun içinde yasanın gerçek amacını anlamayan kimse kalmamış olmalı.
Çıkarılan yasanın fiilen uygulanarak PKK/DEM’in arzuladığı sonuçları vermesi, tarihî, hukukî, siyasî, vicdanî ve ahlakî olarak kesinlikle imkânsızdır.
Sürecin hiçbir engelle karşılaşmadan ilerlemesi hâlinde AKP’nin seçmen tabanının hızla daralacağını, MHP’nin tamamen yok olacağını, örtülü olarak sürmekte olan çatışmanın çok vahim biçimde toplumun bütün katmanlarına yayılacağını; sürecin engellerle karşılaşması hâlinde ise, TBMM’deki milletvekillerinin yeminlerine ihanet ederek çıkardıkları yasanın içinden çıkılamaz bir hukukî ve idarî kargaşaya yol açarak uygulanamaz hâle geleceğini anlıyoruz.
Dışarıdan (Avrupa’dan) gelmesi muhtemel KCK unsurlarının ve cezaevinden salıverilecek bölücü militanların “siyaset” yapması engellenemeyecektir. Tuncer Bakırhan, “İlk etapta cezaevlerinden 3800-3900’e yakın tutsak arkadaşımız çıkacak, 125 000 dava dosyası etkilenecek,” demiştir. Daha şimdiden şımarmaya başlayan PKK/DEM sürekli el yükselterek taleplerini, tehdit ve şantajlarını artıracaktır. Tülay Hatimoğulları, “Süreçte negatif yönde kırılmalar gerçekleşirse Türkiye’de her yer Gazze olacak,” demiştir.
Sayın Saray’ın sürecin kaçınılmaz olan bu yönünü anlayıp değerlendirmediğini düşünmek, onun kıvrak politik zekâsını ve taktik yeteneğini küçümsemek olur.
Çıkarılan yasanın, yürürlüğe girdiği andan itibaren, yine yasa metnine temkinli bir tutumla yerleştirilen engellere çarpa çarpa değişim geçireceğini anlıyoruz.
Önce TSK/MİT örgütün faaliyet gösterdiği bütün ülkelerde kendisini feshettiğini, örgütsel faaliyetinin sona erdiğini, silah ve mühimmatını teslim ettiğini (?) doğrulayacak; ardından, Millî Güvenlik Kurulu “tamamdır” diyecek ve kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasını izleyen 6 ay içinde PKK’liler af başvurusunda bulunacak. Fakat bu başvurular hemen kabul edilmeyecek; Başsavcılık makamı ve davaların görüldüğü mahkemeler dosyaları tek tek inceleyecek, ancak uygun görülenlerin infazı ertelenecek. İnfazı ertelenenler Cumhurbaşkanlığı makamında kurulacak bir yürütme kurulu ve TBMM’de oluşturulan 17 kişilik bir İzleme Komisyonu tarafından, muhtemelen istihbarat raporları temelinde izlenecek ve denetlenecek.
Yasa bu engellerin ve denetim kademelerinin her birinde tıpkı bir dizi hızar makinesinden geçirilen bir odun kütüğü gibi yontulacak ve biçimlendirilecek. Başka deyişle, bu aşamaların her birinde Saray, DEM’in ve siyasî toplumun nabzını ölçerek ve anayasayı değiştirmek için gerekli meclis çoğunluğunu kollayarak süreci yavaşlatabilecek, erteleyebilecek, gerektiğinde tıkayabilecektir.
Çerçeve Yasa’da “terörün finansmanı” hakkında tek bir imanın bile yer almaması manidardır. Aynı zamanda “narko terör örgütü” olarak bilinen PKK’nin mali kaynaklarının MİT ile örgüt yöneticileri arasında öncelikle görüşülmüş olması gerekir. Örgüt’ün yılda 1,5-3 milyar dolar arasında değiştiği iddia edilen narko-ticaret kazancının yapılan pazarlıklar sonucunda Devlet tarafından kısmen denetim altına alınmasına, başka deyişle yeni ortaklıklarla zenginleştirilerek sürdürülmesine karar verilmiş olabileceğini ancak tahmin edebiliriz.
Öte yanda Rusya-Ukrayna Savaşı’nın ve İran sorununun yarattığı belirsizlik ortamında ABD’nin ve AB’nin Türkiye’de kısa süre içinde bir Türk-Kürt-Arap federasyonunun kurulması ya da “Kürdistan”ın dört parçasının konfederal bir devlet yapısı içinde birleştirilmesi gibi acil bir stratejik ihtiyaç duymadığını, bu durumun Sayın Saray’a var olmayan Kürt sorununda geniş bir orta sahada top çevirme imkânı sağladığını ve zaman kazandırdığını özellikle belirtmek gerekir.
Emperyalizmin acil planı İran’a ve onun vekil güçlerine karşı kara harekâtının ana gövdesini oluşturacak vekil devletlerden oluşan, elbette Kürt milislerini de kapsayan geniş bir Sünni cephenin açılmasıdır. Yani emperyalizm, Kürtlerin özgürlüğü ya da demokratik-tik özerkliğinden çok, silahlandırdığı Kürt grupların yurttaşı oldukları devletlerle birlikte askerî kullanım değeriyle, kıymeti harbiyesiyle ilgilenmektedir. Dolayısıyla Saray’ın ağır bir çözüm baskısı altında bunaldığı, dışarıdan dayatılan acil bir programı hemen uygulamak zorunda kaldığı iddiası doğru değildir.
Bu yeni “Çözüm Süreci”nde önemli olan zaman faktörüdür.
DEM/PKK bu süreyi Saray’a aynı anda hem yağ çekip hem şantaj yaparak, Türk milliyetçilerini tehdit ederek, onların tutuklanması için uğraşarak, kendi saflarını ve seçmen tabanını güçlendirmek ve genişletmek için sürekli propaganda yaparken bütün halka demokrasi, özgürlükler ve güzellikler vaat ederek, uluslararası alanda varlığını daha görünür kılmaya çalışarak geçirecektir.
Saray ise “Çerçeve Yasa” Meclis’te onaylanırken ulaşılan referandumsuz anayasa çoğunluğunu muhafaza etmeye, partiler arası yeni anlaşmalar ve transferlerle bu çoğunluğu güçlendirmeye, İmralı’da rehin tuttuğu örgüt liderini oynatıp konuşturarak DEM/PKK’yi avutup oyalamaya devam edecek ve onu yeni anayasa sürecinin sonuna kadar yanında tutmaya çalışacaktır.
Kürt milliyetçisi olmakla birlikte, doğru bildiğini söylemekten asla çekinmediği için yorumlarına itibar ettiğim eski milletvekili Altan Tan’ın KRT’ye 12 Ağustos’ta bir demeç vererek, yürütülen siyasî sürecin, tarafları (AKP ve DEM) seçim döneminde de birbirinden kopamayacak bir noktaya taşıyacağını söylemesi ve DEM’lilere hitaben, “Parlamento’da Sayın Erdoğan’ın tekrar aday olabilmesi için erken seçim kararına ‘evet’ diyeceksiniz, seçimde de kendisini destekleyeceksiniz” demesi ilginçtir ve şimdilik kaydıyla gerçekliğin bir ifadesidir.
“Çerçeve Yasa”nın akıbetinin Sayın Saray bir kez daha seçildikten ve anayasa süreci rayına girdikten sonra belli olacağını anlıyoruz.
Yukarıdan baktığımızda ve en genelde, Sayın Saray’ın içinde her türlü çatışma ihtimalini barındıran çok riskli bir manevrayla bütün siyasî topluma hükmederek arzuladığı Sultanlık rejimini kurmak için son bir hamle yaptığını anlıyoruz. Rejimin kartelleştiğini, TBMM’nin halktan ve halkın gerçek sorunlarından tamamen koptuğunu, prototip politikacının uçkuruna ve cüzdanına düşkünlüğü, cehaleti, kaypaklığı, dönekliği, oynaklığı ve sıradanlığıyla giderek nefret nesnesine dönüştüğünü görüyoruz. Bu siyasî ortamın uzak değil yakın geleceği bile tartışmalıdır. Hiçbir konuda inandırıcılığı kesinlikle kalmamıştır.
Saray için muhalefet, ister siyasî parti ister hareket biçiminde olsun, mevcut rejimin sürekliliğini tehlikeye sokmadığı sürece meşru kabul edilecektir. Saray’ın kendisine tahammül edebilmesi için muhalefetin, siyasî iktidarla, onun yargı kurumları ve baskı aygıtlarıyla mutlak anlamda asimetrik bir ilişki içinde olmayı kabul etmesi, hatta bunu beyan etmesi gerekecektir. Saray rejiminin zenginleştirdiği ya da bizzat yoktan var ettiği lümpen burjuvazi, rejimin değişmesi hâlinde her şeyini kaybedeceğini bildiği için valizlerini hazır tutmakta ve servetini ülke dışına kaçırmaktadır. Saray, gelecek 25, hatta 50 yılı planladığını ilan ederken, üzerinde durduğu zeminin çatlaklarını, dış desteğinin ise kırılganlığını görmezden gelmeyi tercih etmektedir.
Kokun siner her yere…
Kaleme, şiire, ömre…
Özlemeyi bana sor…
Hiçbir şey kitle kültüründeki yozlaşma kadar çabuk bulaşamaz.
Jose Ortega Gasset
1993 yılında terör örgütü PKK’nın “İstiklal Marşı’nı okutma, Türk bayrağını indir” tehdidine boyun eğmediği için 10 kurşunla yaralanan ve 4 yıl yürüyemeyen öğretmen Cemal Ünlü’nün gazilik başvurusu, MEB ve Milli Savunma Bakanlığı tarafından “mevzuata uygun değil” denilerek reddedildi.
(Sözcü - Emin Özgönül)
Şerefsizlik, salgın bir hastalık gibi yayılıyor.
https://millitavir.com/
#Ezine 1917
Çankırı Cezaevi’nin avlusunda Piraye ile Nâzım yan yana… Memet Fuat Gölgede Kalan Yıllar kitabında [s. 345] “Annem Çankırı’ya giderken Nâzım’ın eve çıkabileceği söylenmişti. Bu gerçekleşmedi…” diye yazar.
“Çevresinde iyi insanlar olmasına karşın içindeki korkuyu da bir türlü atamıyordu. Hava kararınca sokakta kalmamaya dikkat ediyor, başını örtüyor, ‘İstanbullu karı’, ‘komünistin karısı’ diye taşra erkeklerinin neler düşünebileceklerini çok iyi biliyordu.”
"Ahbap'ın elinden trilyonlar geçerken devletin bundan habersiz olması mümkün mü?
Savcıların, polisin, maliyenin bundan habersiz olması düşünülebilir mi?
Ahbap'ın başındaki kişide devlete karşı durabilecek, muhalif olabilecek bir karakter var mı?
Devlete rağmen bu işleri yapabilecek bir bağımsızlığı olabilir mi?
Devlet gibi bir yardım kuruluşuna dönüşmek devletin izni olmadan olmaz.
Ahpap varsa işin içinde, çavuş da vardır. Çavuş gücü temsil eder, ahbap onunla iş tutanları..
Bu bir ahbap çavuş ilişkisi. Çavuşu hesaba çekemiyoruz, yargılayamıyoruz."
Dücane Cündioğlu