Sahi,cidden korkmaz mısın? Sen sert görünümlü o naif kadınsın. Kandırma kendini,bilirsin; En çabuk sen kırılırsın. 01.12.14
𓃗
Sade Olutola
occasionally subtle

PR's Tumblrdome
Xuebing Du

roma★
No title available
YOU ARE THE REASON
Game of Thrones Daily

shark vs the universe
NASA
Keni
Lint Roller? I Barely Know Her

Kiana Khansmith
untitled
One Nice Bug Per Day

Product Placement
TMBGareOK. The Official They Might Be Giants tumblr
★

titsay

seen from Azerbaijan
seen from Pakistan
seen from Colombia
seen from Netherlands
seen from Bangladesh
seen from Bangladesh
seen from Sweden

seen from United States
seen from Philippines
seen from Indonesia
seen from Mexico

seen from Italy

seen from Ireland

seen from Russia

seen from Malaysia
seen from United States

seen from Brazil
seen from United States
seen from Netherlands
seen from United States
@mervealtok
Sahi,cidden korkmaz mısın? Sen sert görünümlü o naif kadınsın. Kandırma kendini,bilirsin; En çabuk sen kırılırsın. 01.12.14
Tesadüf.
“Vapurlar da yalnızlara göre değildir.” yazmışsın. Sence yalnızlara uygun olan şey nedir?
Bunun cevabını bilmiyorum. Sence nedir?
Kıvırcık çocuk orada nasıl oturuyor? Bir saydama yaslanmış uyuyor Milyonlarca ayak izi üstünden gidiyor Yaşanmışlık hissi var üzerinde, Yaşanmamış yaşında. Kıvırcık çocuk tahminen henüz 16 Beyaz kısa kollusu, altında bermuda şortu Saçları epey serkeş doğrusu Bir ara kafasını kaldırıyor, boyun eğmiyor Anlaşılan özgür olan sadece saçları değil Hayatlar içinde bir kıvırcık hayat Yolumuz ayrılınca seninle çocuk; büyüyeceksin Bir gün tekrar karşılaşırsak eğer Selamlaşır hayatlarımız Biz konuşmayız Sadece nazikçe yol veririz birbirimize. Şimdilik hoşça kal çocuk, kıvırcık.
Bilinç, altı, üstü. Altı üstü bilinçaltı.
Bu güzel bir sabah ve ellerim boşlukta Bu güzel bir sabah ve ellerim uçuyor Belki bugün güzel bir şeyler olur Belki bugün bir talih kuşu... Yok, ben hiç görmedim Yok, sen hiç korkma, yok Ellerini uzatırsan boşlukta kalır, sana dokunmaz Ellerini uzatırsan boşlukta kalır, seni hiç duymaz
Birtakım olaylar geldi başıma. Birtakım fikirler ürettim. Birtakım insanlar yanımda oldu.
Duymak istemediğim şeyler söylediğin zaman, içim eziliyor. Hiçbir şey söyleme artık içimdeki seni sen ezdin..
İki dünya arasında hayat bir yıldız gibi parlar Gece ve yas ufkun sınırında bekler Kim olduğunu insan ne kadar geç anlar Kim olabileceğini ne kadar geç çözer
Zaman alır, zaman akar.
Boşluğa bakın, göğe çıkıyor
Karadeniz
Bir arkadaşımla Karadeniz'e özgü türküler dinliyorduk. Şakayla karışık "ne de olsa ben de Karadenizliyim" dedim. Bana baktı, gözlerini devirdi ve "Sende Karadeniz ruhu ne arar?" dedi. Anlam veremedim, bir şey de demedim. Karadenizlilerin sadece ellerinde tesbih, ceplerinde tabanca, dillerinde "vatan millet Sakarya" nidalarıyla gezdiğini düşünmesi benim değil onun suçu ve hatta bizi böyle düşünmeye itenlerin suçu...
Günaydın
İlginç bir şey oldu: Açtım metin yaz kısmını, "günün ayması"yla ilgili bir şeyler yazacaktım; yazamadım. Yeni gelen güne umutla bakmıyor olabilirim, "günaydın"ın bir teselli olduğunu düşünüyor olabilirim, veya küçükken yaşadığım bir anı beni olumsuzluğa itmiş olabilir, o anıyı da gayet net hatırlıyorum: Uyanır uyanmaz yatakta dönmüş ve düşmüştüm; kolum yatak başı komidininde bedenimse yerde... Güçlü bir çığlık hatırlıyorum: Annee ben öldüm! Omzum çıkmıştı. Trajikomik gerçekten...
Silüet ve Ben
Karşı apartmanın ikinci katında, sağ taraftaki dairede geceleri loş bir ışık hiç sönmez. İçim acır gördükçe o ışığı.. Arada bir, bir siluet görünür camda, perdeyi aralar birkaç dakika dışarıyı seyreder. İçim acır o siluetle göz göze gelince.. O uyanık, ben uyanık, gece bile uykuda; o uyanık, ben uyanık..
Saçlarım vardı, sapsarı, upuzun Bir sabah uyandım ve hepsini kestim Depresyondasın dediler, güldüm geçtim Elbiselerim vardı, çiçekli ve rengarenk O sabah hepsini komşu kızına verdim Ve göğü giydim üzerime Üzerime sudan elbiseler giydim Saçlarıma güneşi taktım Ayaklarıma toprak giydim Kendimi bir uçurumdan ittim Düştüğümde tavşanlar vardı yanımda Evlerine gittim Bir tanesi fısıldadı kulağıma Doğa senin tenin Doğa benim tenim diye tekrarladım Ben artık evimdeyim..
İnsan neydi Etten ibaret bir mahluk muydu Yoksa sabahları uyanıp çay mı demlerdi Akşamları içine hüzün düşer miydi insanın İnsan artar mıydı, azalır mıydı Bir keresinde bir insan bana kuş dedi Kuş mu dedim? Kuş dedi Nerede dedim ellerini gösterdi Ellerini avcuma aldım, dudaklarıma götürdüm Kuş dedi, ben ellerini öptüm Sonra uçtu, insan kuş muydu?
Balkonda
Bu şanslı evin bir gömme balkonu vardı. Kalemimi, defterimi alıp oturdum bir köşesine. Civardaki binlerce ağacın oluşturduğu serin esintinin de etkisiyle derin derin nefes aldım. Akciğerlerim yirmi yedi gündür bol oksijen doluydu. Her yeşil yapraklının çılgınlar gibi fotosentez yaptığını bilmek garip bir şekilde bana haz veriyordu. Ben aldığım oksijenin hesabını yaparken bir adam yanıma geldi, oturdu. Nereden çıkmıştı şimdi, keyfimi kaçırıyordu. Dik dik bana bakıyordu. Koca avcunda ölü bir köpek yavrusu tutuyordu. "Cani!" diye bağırdım. "İsteyerek olmadı George" dedi bana. Ne saçmalıyordu bu adam, George da kimdi? "Sadece sevecektim, tüyleri o kadar yumuşaktı ki George, lütfen kızma bana" dedi. Hiçbir şey anlamıyordum. Koca adam ağlamaya başladı. "Tamam, sana başka bir hayvan alırız" dedim. O anda büyük bir gürültü çıkararak kalktı yerinden. Tuhaf hareketlerle dans etmeye başladı. "Tavşan alalım mı, tavşan tavşan tavşan, lütfen" diye yalvarıyordu. Gözlerindeki heyecanı görmek hoşuma gitmişti. " Tamam, alalım tabii ki" dedim. "Onları hiç aç bırakmayacağım, hiç merak etme George" dedi ve balkondan atladı. Korkuyla arkasından baktım. Gülümsüyordu. "Hoşça kal George" dedi ve koşmaya başladı, ağaçların arasında gözden kayboldu. Uzun zamandır böylesine mutlu bir adam görmemiştim. Sahi adı neydi acaba, siz adını biliyor musunuz?