Yaşlanıyoruz. Yaşayarak yaşlanıyoruz. Anılar biriktiriyoruz anlamları çok büyük olan…
Kendimize inanıyoruz, onlara inanıyoruz…
İlişkiler kuruyoruz; insanları, her ne sebeple olursa olsun, bazen düşünmeden bazen çok düşünerek hayatımıza alıyoruz. Bir şekilde onları hayatımıza almaya ve onlara inanmaya değer buluyoruz. O insanlarla yaşıyoruz, yaşlanıyoruz. Gülüyoruz, ağlıyoruz, sevgimizi paylaşıyoruz, yalnızlığımızı paylaşıyoruz. Bazısıyla dost bazısıyla sevgili oluyoruz. Aslında sıfatın bir anlamı yok, biz onlara kendimizden büyük ya da küçük parça veriyoruz. Yaşıyoruz. Yaşıyoruz yaşamasına da aslında yaşadıklarımızın bir önemi yok. Önemli olan yaşarken hissettiğimiz duygular oluyor. Yaşanılanlar unutulur, geriye bıraktığı duygular kalır geriye.
Bir insanın bizim hayatımıza neden girdiğini anlamazmışız önce. Onu yaşar sonra anlarmışız aslında neden geldiğini. Her bir bireyin bize katacağı küçükte olsa bir şeyi olurmuş. Bizimde tabii. Dedik ya bazısı dost bazısı sevgili hatta belki evleneceğimiz kişi. Peki, o değerli varlık bir gün senden gitmek isterse? Herkes mezara kadar kalacak diye bir şey yok eminim. Kimisinin vakti dolar ve gitmek ister. Başka insanlara bir şey öğretmeye…
Giden; anılarını, hislerini de beraberinde götürmek ister bazen ki kendinden bir kırıntı dahi kalmasın bizim hayatımızda. Biz isteriz ki kalsın, hem kendisi kalsın hem anıları hem duyguları. Sevgi mecazi ve soyut bir kavramken birden kocaman bir taş ağırlığında vücudunda hissettirir bu zamanda. Kalırsa mutluluk, kalmazsa dayanılmaz bir sancı. Bu iki şıkkı seçemememiz ne kadar acı. Giden eğer ki bize daha fazla verecek sevgisi kalmamışsa bu iki şıkkın arasındaki farkı göremez, anlatsan anlamaz. Giden eğer ki gerçekten gitmek istiyorsa önünde dağ olsa durmaz, deler ve geçer. O deldiği bizim kalbimiz mi yoksa zaten çoktan incinmiş ruhumuz mu olduğu gerçeği onu durdurmaya yetmez. Biz gitmesine izin vermezsek çatışma başlar. Çatışma önce sakinken sonrasında dayanılmaz bir savaş hali yaratır bünyede, sonrasında da kaçınılmaz bir kabulleniş izler süreci. Bu bazen bir saatlik bir süreç bazen bir yıllık bir süreçtir. Anılara, hislere ve inancımıza göre değişebilir zamanı. Aslında zaman ne kadar sürerse sürsün bıraktığı his hep aynı olur; derin bir yorgunluk hali ve zor da olsa alışmaya başlama hali. Bu yorgunlukta alışmaya çalışmak zaman alır.
Peki, bu zaman diliminde hayatımızda neler değişir? Aslında her şey değişir. İlk olarak biz değişiriz. Biz değişince artık hiçbir şey aynı kalmaya cesaret edemez. Vapur kaçınca sanırız ki bir daha eve dönemeyeceğiz böylece inancımızdan yavaşça sıyrılmaya başlarız. Kendimizi harap ederiz, sevdiklerimizi üzeriz, yavaş yavaş hayatı kendimize cehennem ederiz. Gidene duyulan öfkeyi kendimizden çıkarmaya çalışırız. Sonra iyileşme süreci başlar. Kırılanları tamir etme çabası…
Ve sonra, günler, aylar, yıllar süren iyileşmeden sonra kalan izler, anılar, duygular iyidir. O kadar acıya, öfkeye rağmen. Yaşayarak yaşlandık demektir. Bizim hala inancımız var demektir. Kendimize inancımız var demektir. Sevgiye inancımız var demektir. Çünkü hiçbir şeye benzemez, bir şeye inanmanın tadı…
M.










