Diablo III Oynamamak İçin 11 Neden
12 yıl beklemiştik. Tam 12 yıl sabırla, heyecanla, bağrımıza taş basarak beklemiştik. Birbirimize beklentilerimizi, isteklerimizi, hayallerimizi anlatmıştık. 2008 yılındaki Blizzard Worldwide Invitational etkinliğinde, Tristram ezgileri eşliğinde Michael Morhaime tarafından yeni oyun duyurulduğunda ise hissettiklerimizi kelimelerle ifade edemezdik. Neden bahsettiğimi sanırım anladınız. 12 yıllık bir bekleyişin ardından 2012 yılında piyasaya çıkan Diablo 3, ben ve benim gibi milyonlarca oyuncunun rüyalarına girdi yıllarca. Bugün D3 piyasada ve hatta ilk ek paketi olan Reaper of Souls bile duyurulmuş durumda. Ama biz bu durumdan memnun muyuz peki? O eski heyecan nerede? Blizzard’ın bizi yıllarca beklettiğine değdi mi? Yoksa D3 koca bir balondan mı ibaret?
Aslında perşembenin gelişi çarşambadan belli olur misali D3’ün nasıl bir oyun olacağının ilk sinyallerini beta sürecinde almıştık. Almıştık almasına ama hem buna inanmak istememiştik hem de içimizde, Blizzard’ın oyunu bu şekilde çıkarmayacağına dair bir umut beslemekteydik. Ancak oyunu korktuğumuz hali ile piyasaya süren Blizzard, umutlarımızı da bir anlamda Burning Hells’in diplerine gömdü.
Daha fazla ilerlemeden evvel bir konuyu açıklığa kavuşturmakta fayda görüyorum. Yazının başından beri “biz” diye bahsettiğim kitlenin en basit tabirle “eski nesil” oyuncular olduğunu söylemem gerek. Daha da açarsak eğer; Diablo 1 ve Diablo 2’yi hatmetmiş, konsol sahibi olsa dahi fanboyu olmamış, gönlünde klavye+mouse sevgisi barındıran ve dolayısıyla yaşı biraz ilerlemiş oyuncular. Bir nevi “hardcore PC oyuncuları” aslında. Neden yalnızca bu kitlenin düşünceleri üzerinden gittiğimizi sorarsanız, cevapları yazının içinde bulabilirsiniz. Tabi benim de bu kitleye ait bir oyuncu olduğum gerçeğini de göz ardı etmeyelim.
Yazının sonunda olması gereken sonuç cümlesini baştan vereyim: “Diablo 3 kötü bir oyun.” Sebeplerini öğrenmek isteyen okurları ise şöyle alayım…
1. Kötü Hikaye
Normal şartlarda “hack and slash” oyunlarında hikayenin fazla bir önemi bulunmaz. Ancak ilk iki oyunda bulunan, standartların hayli üstündeki hikaye ve o hikayenin sunuluş biçimindeki özen bizlerdeki beklentiyi üst düzeyde tuttu. D2 üzerinden konuşursak eğer; bir yandan akıl hastanesindeki Marius’un Tyrael zannettiği Baal’a hikayesini anlatırken, diğer yandan bizim o hikaye içindeki geriden gelen figür olarak Dark Wanderer’ın peşinden öldürmek üzere koşmamız bizi oyuna bağlayan etkenlerdendi. Peki bu önemli etken D3’te ne kadar var? Cevap koca bir hiç. Yalnızca hikaye içindeki boşlukları ve saçmalıkları anlatmak için bir yazı daha yazmak gerekir muhtemelen. Sevgili Leah’ımızın, cadı annesi Adria’nın evinin altındaki mahzeni hiç farketmemiş olmasını örnek olarak versem yeterli olur sanırım. Bunun yanında hikayenin kendisinin basitliğini ve oyun içindeki diyalogların basmakalıplığını ekleyince ortaya takdir edilebilecek birşey çıkmıyor. Tabi başta da belirttiğim gibi bu eleştirilerimiz oyunun Diablo’nun devam oyunu olmasından kaynaklı. Bu hikaye ile herhangi başka bir firma, bambaşka bir oyun çıkarmış olsaydı büyük ihtimalle kimse sesini çıkarmazdı. Ancak Blizzard, madem bir Diablo oyunu yapıyorsun. Hakkını da vermen gerek, değil mi?
2. Yanlış Sınıf Seçimleri
D3’te de bizi D2 gibi 5 oynanabilir sınıf karşılıyor. Ancak arada biraz (bana göre ise gereğinden fazla) farklılıklar mevcut –ki birçok eski oyuncunun feryat figan etmesine sebep oldu. Neden mi? Buyrun teker teker inceleyelim.
Barbarian: Blizzard D2’deki Barbarımızı alıp “Whirlwind” ve “Leap Attack” gibi ikonik yetenekleriyle birlikte aynen D3’e adapte etmiş diyebiliriz. Yani en az değişikliğe uğramış sınıfımız. Problemleri yok mu peki? Tabii ki var ama başka bir başlıkta.
Monk: D3 duyurulduğu sırada tanıtılan 3 sınıftan biriydi Monk ve Blizzard’ın bu seçimi birçok oyuncuyu şaşırtmıştı. Bununla beraber ben de dahil oyuncuların önemli bir kesimi karakterin genel havasından ilk başta memnuniyet duysa da kazın ayağının pek de öyle olmadığını oyun çıktığında görecektik. Paladin’in “holy” tarafı ile Assassin’in “martial arts” kısmının birleştirilmiş hali olan Monk, D3 içindeki “kutsal savaşçı” boşluğunu görünüşte dolduruyor ancak Paladin’in işlevselliğinin maalesef 10 da 1 ine bile sahip değil. Velhasıl-ı kelam oyunda Paladin yok. Bi yürü git Blizzard! (Farkındaysanız karakterin, elindeki silaha bakmaksızın halen yumruk atması olayına hiç girmedim. Boşuna sinirlerimizi bozmanın manası yok)
Wizard: İlk tanıtıldığı andan beri Blizzard’ın neden böyle bir karar verdiğini bir türlü anlayamadığım bir durum Wizard sınıfının varlığı. Blizzard’ın ilk iki oyunda Sorcerer/Sorceress sınıfını kullandığı halde 3. oyun için Wizard diye birşey uydurmasına ve bunun sonucu olarak element büyülerinin yapısının fazlasıyla değiştirilmesine mantıklı bir izah bulamadım. Tabi Blizzard, Sorceress’in ateş/buz/yıldırım büyülerinden ibaret olması dolayısıyla karakterin limitlendiğini ve bu sebepten Wizard ile yeni ufuklara yelken açtıklarını söyleyip duruma kendince bir izah getirse de, ortalıkta elinde sopasıyla Hogwarts öğrencisine benzeyen ve bir “Fire Ball” atmaktan aciz büyücülerin dolaşması açıkçası benim sinirime dokunmakta.
Demon Hunter: Geldik bir başka karma sınıfa. Yine Assassin sınıfının tuzak kurma yeteneği ile Amazon’un okçuluk yetenekleri bir araya getirilerek oluşturulmuş Demon Hunter sınıfı Monk ile beraber oyunun dexterity tarafında yer almakta (Assassin’in yeteneklerini 2 farklı sınıfa dağıtarak bir anlamda böyle bir sınıfın varlığını bile lore için tartışmalı hale getirdiği için Blizzard’ı ayrıca kutluyorum). Neden Amazon değil de Demon Hunter diye sorarsanız eğer cevap basit bir ayrıntı da gizli. D3’te her sınıf için cinsiyet seçme şansımız var ancak erkek bir Amazon kulağa pek hoş gelmemekte. Bu mantıklı sebebe rağmen Demon Hunter sınıfının hikaye içinde biraz fazla zorlama olduğunu düşünüyorum.
Witch Doctor: En “iyisini” sona sakladım. Oyunda Necromancer yok. Onun yerine bu var (“Bu” dediğim Witch Doctor). Bu cümle ile evlere dağılabiliriz aslında ama biz şansımızı zorlayıp “neden yok?” diye sorarsak eğer karşımıza herhangi bir sebep de çıkmamakta. Blizzard kendince bir yenilik yapma ihtiyacı hissetmiş olsa gerek. “Sen inovasyon yapma Blizzard” diyerek kapıyorum. Artık dağılabiliriz.
3. Basit Yetenek Sistemi
D3 çıkmadan evvel bizim düşüncemiz oyunda D2’den çok WOW benzeri bir yetenek sistemi olacağına dairdi. Yani aynı sınıf ile oynayan her oyuncuda bulunan “skill”ler ve oyuncunun oynama stiline göre kendi seçeceği “talent”ler ile şekillenecek bir sistem. Beta sürecinde görüp korktuğumuz, her karakteri birbirinin aynısı yapan bu gudubet sistem ise D3’ün beğenilmemesindeki baş etmenlerden biri. D2 gözünden bakarsak eğer; bir Amazon’u istersek ok ve yay kullanan bir karaktere, istersek mızraklı melee bir karaktere veya mızrak fırlatan range bir karaktere dönüştürebiliyorduk. Hele ki o kısıtlı yetenek ağacından kaç çeşit Paladin çıktığını düşündüğümüz takdirde D2’nin yanında D3’ün gerçekten çocuk oyunu gibi kaldığını daha iyi görebiliriz. Her ne kadar yeteneklere eklemlenen rune ler ile Blizzard bir nevi çeşitlilik planlamışsa da pratikte çoğunun lüzumsuz olması, tüm karakterleri birbirinin kopyasına dönüştürdü. Basitleştirmek her zaman iyi sonuç vermiyormuş demek ki sevgili Blizzard.
4. Stat Sisteminin Otomatikleşmesi
Yetenek sisteminin yavanlığından bahsetmişken stat sistemini atlayamazdık tabii ki. Hızını alamayıp basitleştirme operasyonuna bu bölümde de devam eden Blizzard, statların otomatik verilmesini sağlayarak farklılık isteyen oyuncuları hayal kırıklığına uğrattı. Druid gibi strength ve intelligence odaklı iki farklı oynama stili olan sınıfların yetenek sistemi dolayısıyla D3 için mümkün olmaması, statların otomatik verilmesine davetiye çıkarmış gibi gözükmekte. Kısacası bir önceki başlığın “her sınıf yalnızca tek bir şekilde oynayabilir” eleştirisi burası için de geçerli.
5. Evren İle Uyumsuz Atmosfer/Yetersiz Grafikler
D3’ün atmosferini tek bir kelime ile anlatacak olursak eğer, “parlak” bunun için yeterli olacaktır sanırım. Grafiklerin yetersizliği zaten malumumuz ancak oyunun genel havasının o eski gotik ve karanlık atmosferden çıkması pek affedilebilecek bir hata değil. Hatırlarsak eğer ilk oyundaki Butcher “Fresh meat!” diye bağırırken hissettiklerimiz ile 3. oyunda hissetlerimiz birbirinden çok farklı ve bunu yalnızca aradaki yaş farkı ile açıklamak kesinlikle mantıklı değil. Asıl olay yaştan bağımsız olarak oyuncuya o tekinsiz atmosferi sunabilmekte. Sonuçta 30 yaşına gelmiş olsak da kaçımız ilk Silent Hill oyununu oynama cesaretini kendinde bulabiliyor değil mi?
6. Auction House
WOW ile biz oyuncuların yıllardır iliğini sömüren Blizzard doymamış olacak ki D3 içinde hem oyun içi altın ile hem de gerçek para ile çalışan bir açık arttırma sistemi kurdu. Oyundaki dengeleri ve adaleti kökünden bitiren bu hamle “parası olan kazanır” mantığını da sisteme yerleştirdi dolayısıyla. Gerçek para ile satılan eşyalardan komisyon da alan Blizzard aslında bu hamlesi ile asıl amacının oyunu (kalitesi ile) satmak değil, (marka ismi ile) sattıktan sonra bile sabit bir şekilde gelir etmeye devam etmek olduğunu göstermiş oldu. Hatasını anlayıp (ya da tepkilere dayanamayıp) AH’yi Mart ayında kapatacağını duyursa da atı alan Üsküdar’ı geçtiği için oyuncular arasında pek bir heyecan yaratmadı bu haber.
7. Anlamsız Eşyalar
Bizlerin yıllarca D2 oynamasının herhalde bir numaralı sebebi eşyaya olan açlığımız veya başka bir açıdan bakarsak eğer, oyunun bize bu açlığı aşılamasıdır. Eşsiz (unique) ve set eşyalarının yanı sıra sonraki yamalar ile ortaya çıkmış runeword sistemi ile D2 bize oldukça geniş çapta ve kendi içinde tutarlı bir eşya envanteri sunmaktaydı. Ancak maalesef D3 bu mükemmel sistemin kırıntısını bile bize göstermekten uzak. +200 intelligence veren çift el baltalardan tutun da strength veren asalara kadar saçmalık üstüne saçmalık ile karşı karşıya kaldık. Bir de bu sisteme kaliteli eşya düşme olasılığının azlığını ve açık arttırma sisteminin varlığını eklemlersek eğer ne demek istediğim daha iyi anlaşılabilir.
8. Fazladan Zorluk Seviyesi
Hepimizin bildiği gibi D2’de Normal,Nightmare ve Hell olmak üzere 3 zorluk seviyesi bulunmaktaydı. D3’te ise buna Inferno isminde yeni bir zorluk seviyesi eklendi. Peki bunun faydası ne oldu diye sorarsak; oyunu ekstradan bir kez daha bitirmemiz diyebiliriz. Yani pratikte faydasız. Acı bir gerçek olarak bu durum, Blizzard’ın bozuk olan yeri düzeltmek yerine etrafından dolaşmasının doğurduğu sıkıntıdan kaynaklanmakta. Bozuk kısımdan kastım ise bir sonraki maddemizde.
9. Sıkıcı End-Game
Herhalde Blizzard’ın uzun yıllardır öncelikli olarak WOW ile ilgilenmesinden sebep, firma alışkanlık olarak inferno zorluk seviyesinde Diablo’nun öldürülmesinin en azından biraz zaman alacağını düşünmüş olacak ki D3’ün ilk çıkan versiyonunda oyun sonu içerik (end-game content) bulundurmamayı tercih etti. Çok kısa bir sürede inferno zorluk seviyesinin temizlenmesi ve insanların oyun içinde yapacak bir şey bulamamaları Blizzard’ı acil bir yamaya, dolayısıyla paragon level sistemine götürdü. Tabi bu sistemin de özünde yalnızca level kasmak üzerine olması, Blizzard’ın aslında sadece vaziyeti idare etmeye çalıştığının kanıtı oldu. Bir önceki maddede bahsettiğim bozukluk ise tam bu noktada kendisini göstermekte. Oyun sonu içerik eklemek yerine fazladan bir zorluk seviyesi koyarak oyunun ömrünü uzatabileceğini düşünen Blizzard tam manasıyla baltayı taşa vurdu. Yeni nesil oyuncular ise Diablo’nun bu hiç durmadan oynanan yapısından habersiz olduklarından, oyunu Normal zorluk seviyesinde (bilemedin Nightmare) birkaç karakterle bitirip bunun yeterli olduğunu düşündüler ve oyunu beğenmeyen kesimi saçmalamakla itham ettiler (hala ediyorlar). Bizi kimlerle uğraştırıyorsun Blizzard…
10. Dişi Diablo
Evet yanlış okumadınız. D3’teki Diablomuz bir “kadın”. Hatta sarkık göğüsleri bile var. Neyse bu konuda daha fazla konuşmak istemiyorum. Buyrun sonraki maddeye…
11. İnsan Tyrael?
Tamam bu madde biraz kişisel oldu ancak Blizzard’ın hikaye üzerinde ne kadar çok “kafa yorduğunu” anlamamız açısından önemli. Yani bir archangel zırhını sökerse insana dönüşür(!) ve High Heavens’tan Sanctuary’ye düşer ama daha sonra hiçbir şey olmamış gibi geri dönebilir öyle mi? Alkışlar Blizzard’a…
Tüm bunlara rağmen oyuncuların çoğunun Diablo 3 oynamayı sürdürecek ve hatta (ben de dahil) ek paketi satın alacak olması Blizzard’ın hatalarını görmesini zorlaştıracak, bununla beraber hak ettiği yaptırımdan da koruyacaktır. Ne diyelim; bu bağlılık konusu da biz eski oyuncuların zaaflarından sanırım.