...Botaniçeski Sad İstasyonu'nun avlusu neredeyse tamamen harap olmuş, çatısı yarı yarıya çökmüştü; açılan delikten radyoaktif toz bulutlarından arınmış, buna karşılık yazın on binlerce yıldızıyla kaplı koyu mavi gökyüzü görünüyordu. Ama başının üzerinde hiçbir şey görmeye alışık olmayan bir çocuk için, hayal bile edemediği yıldızlı bir gökyüzü ne ifade ederki ki?
Gözlerini yukarı çevirip baktığında beton bir tavan ya da kablolarla borulardan oluşmuş küflenmiş bir labirent yerine, üzerinde aniden açılıveren koyu mavi bir zemini görmek, nasıl bir duygu olabilirdi? Ve yıldızlar! Hayatında hiç yıldız görmemiş bir insan sonsuzluk nedir hayal edebilir miydi? Bu kavram herhalde geceleyin gök kubbenin etkisinde ilk kez ortaya çıkmış olmalıydı. Akıp giden milyonlarca ateşten top ve gümüş çiviler, sanki mavi kadifeden bir kubbeye mıhlanmışlardı...