Hipotenüsten ,
En kestirmesinden ,
Koşar adım - çarçabuk
Sana gidiyorken,
Sen beni hep dik kenarlarında
Koşturdun uzun uzun ..
Yordun Hayatım ,
En Dik Üçgeni Oldun ,
Yorgun hayatımın..
Fai_Ryy

Kiana Khansmith

tannertan36
Cosimo Galluzzi
Color Me Curious
The Bowery Presents

No title available

Discoholic 🪩

if i look back, i am lost
Noah Kahan
untitled
Show & Tell

No title available

shark vs the universe

#extradirty

Origami Around
h

blake kathryn
almost home

Game Changer & Make Some Noise

seen from Malaysia
seen from Israel

seen from Malaysia
seen from Hungary

seen from United Kingdom
seen from Venezuela
seen from United States
seen from United Kingdom
seen from Italy
seen from Singapore

seen from United States
seen from United States

seen from Malaysia
seen from United Kingdom
seen from United Arab Emirates
seen from United States
seen from Vietnam

seen from United Kingdom

seen from Brazil

seen from Israel
@morveeotesi
Hipotenüsten ,
En kestirmesinden ,
Koşar adım - çarçabuk
Sana gidiyorken,
Sen beni hep dik kenarlarında
Koşturdun uzun uzun ..
Yordun Hayatım ,
En Dik Üçgeni Oldun ,
Yorgun hayatımın..
Nerede Kalmıştık ?
Binsem atlı karıncalara
Hiç binmediğim kadar ;
Uçan balonlar alsam rengarenk ,
Şekil -şekil ,
Çocukluğumda görmediğim kadar ;
Yeni pabuç alsam , giysilerle doldursam dolabımı ,
Bayram çocuğu olamadığım kadar ..
Gelir mi geriye çocukluğum ..
Gelir mi geriye yaşanmayalar ?
Dizlerimde ve yüreğimde düşmelerin kurumamış kanları
Öpülse iyileşir mi
Çocukluğumdaki yaralar ?
29 Eylül 2019 SS
Adalet
Yıl 2001 ...
Hediye…
Beş yaşındaydı.
Gayet sağlıklı bir çocuktu.
Hayat doluydu.
Evinin önünde oynuyordu.
Otomobil çarptı.
Çarpan kişi kaçtı.
Hediyecik acilen hastaneye kaldırıldı.
“Hayati tehlikesi yok” raporu verildi.
Çarpan kişi yakalandı ama…
Bu rapor üzerine, serbest bırakıldı.
Oysa…
Hediye, kafasına aldığı darbe nedeniyle hem zihinsel, hem bedensel engelli olmuş, yatağa bağımlı hale gelmişti.
Babası, inşaat işçisiydi.
Kızının hakkını aramak için, kızını bu hale getiren kişiye hesabını sormak için mahkemeye başvurdu, dava açtı.
Hediye'ye dört ay önce “hayati tehlikesi yok” raporu verip, çarpan kişinin kurtulmasını sağlayan hastane… Dört ay sonra “trafik kazası neticesinde yüzde 90 zihinsel ve bedensel engelli” raporu verdi!
Hediye'ye otomobiliyle çarpan kişi bu rapora itiraz etti.
“Kaza sonrasında engelli kaldığını kabul etmiyorum, kızın bu halinin kazayla alakası yok” dedi.
Adli Tıp Kurumu'ndan rapor istendi.
Adli Tıp Kurumu inceledi.
“Hediye'nin bu hale gelmesinin kazayla alakalı olduğunu söyleyemeyiz, çünkü elimizde röntgen filmleri yok, bunları görmeden karar veremeyiz” dedi.
Halbuki, söz konusu röntgen filmleri dosyada vardı.
Hediye'nin babası söz konusu röntgen filmlerini Adli Tıp'a göndermek için mahkemeden talep etti.
O da ne?
Filmler buhar olmuştu, yoktu!
Ne kadar sonra bulundu biliyor musunuz?
İki yıl sonra!
Evet, dosyada zaten varolan ve aniden kaybolduğu söylenen röntgen filmleri, babanın sabırlı ve inatçı takibi sonrası iki yıl sonra bulundu.
Adli Tıp'a gönderildi.
Adli Tıp gene inceledi.
“Hediye'nin bu hale gelmesinin kazayla alakalı olduğunu söyleyemeyiz, çünkü elimizde MR çekimleri yok, röntgen filmleri yeterli değil, MR'ı görmeden karar veremeyiz” dedi!
Yıllar yılları takip ediyor, Hediye büyüyor, fotoğrafta gördüğünüz gibi, gariban babacığı sırtına alıyor, mahkeme mahkeme taşıyordu.
İki defa mahkeme değişti.
16 defa hakim değişti.
Dört defa savcı değişti.
Üç defa Adli Tıp raporu değişti.
74 defa duruşma ertelendi.
Hediye'nin babası, 2012 yılında, yani trafik kazasından 11 yıl sonra, 75'inci duruşmada dayanamadı, sesini yükseltti, adalet istiyorum dedi.
Vay sen misin…
“Hakime bağırdı” suçuyla tutuklandı.
Yargılandı.
Dokuz ay hapis cezası verildi.
İçeri atıldı.
Beş ay cezaevinde yattı!
Hapisten çıktı, kızını yeniden sırtına aldı, mahkeme mahkeme taşıyarak hukuk mücadelesini sürdürdü.
2015…
Hediye öldü!
Evet, biz de ilk duyduğumuzda şu an sizin hissettiklerinizi hissetmiştik.
Beş yaşından beri tüm motor fonksiyonlarını yavaş yavaş kaybeden Hediyecik, 19 yaşına gelmişti, çiğneme yutma yeteneğini bile kaybetmişti, mamayla besleniyordu, soluk alıp vermekte güçlük çekiyordu, davasının sonucunu göremedi, son nefesini verdi.
Yılbaşına iki gün vardı.
Babası Hediye'ye yılbaşı hediyesi olarak kırmızı bir palto almıştı.
Kızı konuşamıyor, derdini anlatamıyordu ama, mahkemeden mahkemeye giderlerken üşüdüğünü, titrediğini hissediyordu.
İnşaat yevmiyelerinden biriktirmiş, kızına o paltoyu almıştı.
Hediye'nin cenaze namazı kılınırken, tabutunun başındaki çaresiz baba paltoya sarıldı, hıçkıra hıçkıra, haykıra haykıra ağladı, ağladı, ağladı.
Hediye gitmişti ama…
Baba peşini bırakmadı.
Hediye'ye ilk müdahaleyi yapan doktor hakkında suç duyurusunda bulunuldu, 15 yıl geçmişti, doktor emekli olmuştu, 15 yıl sonra ilk defa duruşmaya çıktı.
“Adli Tıp Kurumu karar verebilmek için MR çekimlerini görmek istiyor, neden MR çektirmediniz?” diye sordular.
Emekli doktor “MR'ı nasıl çektirseydim, MR cihazı yoktu” dedi.
Bunun üzerine Adli Tıp Kurumu'nun tekrar rapor hazırlaması istendi.
Adli Tıp Kurumu ne dedi biliyor musunuz…
“Hediye'nin bu hale gelmesinin ve sonra da ölmesinin, kazayla alakalı olduğunu söyleyemeyiz, çünkü elimizde MR çekimleri yok, MR'ı görmeden karar veremeyiz” dedi!
Beş defa adalet bakanı değişti.
Altı defa yargıtay başkanı değişti.
Dört defa anayasa mahkemesi başkanı değişti.
18 defa adli yıl açılışı yapıldı.
2019'a geldik.
Kazadan 18 yıl sonra…
Hediye öldükten dört yıl sonra…
Dava nihayet sonuçlandı.
Hediye suçlu bulundu!
“Hediye'nin zihinsel ve bedensel engelli haline gelmesiyle, ölmesiyle, o trafik kazasının alakası yok” kararı verildi.
18 yıldır devam eden mahkeme masraflarının, Hediye'nin babası tarafından ödenmesine hükmedildi...
Y.Özdil
Dünyanın En İyi Şiiri
Doğduğumda siyahtım,
Büyürken siyahtım,
Güneşe çıktığımda siyahtım,
Korkunca siyahtım,
Hastayken siyahtım,
Öldüğümde hala siyah olacağım...
x x x
Ve sen beyaz çocuk,
Doğduğunda pembesin,
Büyürken beyazsın,
Güneşe çıktığında kırmızı,
Üşüdüğünde mor,
Korktuğunda sarı,
Hastayken yeşil,
Öldüğünde de grisin,
Sen şimdi bana renkli mi diyorsun?
Afrikalı siyahi bir çocuğun yazdığı bu şiir, 2005 yılında "Dünyanın en iyi şiiri" seçilmiş.
Çok mu Zor ?
Ananeniz öpülesi elleri parçalanırcasına, ovalaya ovalaya tarhana yaparken,
Siz, "Aman anane be, boş versene" deyip, marketten hazır çorba alıyordunuz ya...
Anane rahmetli oldu ve siz, o tarhananın tarifini ananeden alıp, bir kenara yazmadınız ya...
İşte o nedenle, siz, genetiği değiştirilmiş organizma yemekten kurtulamazsınız maalesef.
Ne verirlerse
Onu yiyeceksiniz.
Kız evlat yetiştiriyorsunuz, en iyi okullara gönderiyorsunuz.
Piyano çalıyor, İngilizce konuşuyor, Grammy alanları tek tek biliyor.
Bilmeli.
Ama alt tarafı limon, şeker ve su kullanıp, limonata yapmasını bilmiyor!
Yoğurdu çırpıp, ayran yapamıyor, ayran...
İşte o nedenle, kızınız, genetiği değiştirilmiş meşrubat içmeye mahkûm,
maalesef torunlarınız da.
Zahmet edip sütlaç yapmadığınız için, kek yapmaya üşendiğiniz için,
İçinde ne olduğunu bilmediğiniz gofretleri, mısır patlaklarını kemiriyor sizin oğlan!
Hamur tutmayı, şöyle mis gibi ıspanaklı bi börek yapıp, çantasına koymayı bilmediğiniz için, hamburger bağımlısı oldu.
Tahin-pekmezi " köylü işi " vıcık vıcık yağ fışkıran kremaları "modernite" sandığınız için,
Daha 10 yaşında çocuklarımız balona döndü, yuvarlana yuvarlana yürüyor, tıkanıyor, merdiven çıkamıyor.
Size zor geliyor ama zor mu evde yoğurt yapmak?
İstanbul'un güneşi müsait değil, anlarım, zor mudur İzmir'de,
Antalya'da, Adana'da evde salça yapmak?
Şikâyet edip duruyorsun, içine katkı maddesi konuyor, zorla beyazlatılıyor diye...
İster tam buğday unundan, ister çavdardan, hakikaten zor mudur evde
ekmek yapmak?
Bütün ailen kabız...
Tonla para verip, abuk sabuk ambalajlı-meyveli saçmalıklardan medet umacağına, niye öğrenmiyorsun kabak tatlısı yapmayı?
Güya, çoluğunu çocuğunu düşünüyorsun, taze taze yesinler diye, pazara gidiyorsun
Eğri büğrü biberlere, doğal olduğu için tuttuğunda ezilen domateslere ağız burun kıvırıyorsun, hormonlu, tornadan çıkmış gibilerini alıyorsun
Ne işe yaradı senin pazara gitmen?
Kocanız da, bu satırları okuyup, size akıl verecek şimdi...
Söyleyin ona, ukalalık etmesin, götürün aktara, hatmi çiçeğiyle zencefili birbirinden ayırt etsin, ondan sonra konuşsun!
Enginar, börülce, radika, cibes pişirmekten haberin yok;
Gazetelerin tiraj almak için uydurduğu uzmanlarından fıldır fıldır brokoli tarifleri öğreniyorsun...
Brüksel lahanası yiyerek mi AB'ye gireceğini sanıyorsun?
Çin'den bal getiriyorlar mesela...
Taaa Arjantin'den, Meksika'dan bal getiriyorlar.
Neymiş efendim, içinde genetiği değiştirilmiş organizma olabilirmiş falan...
İçinde tavuk ibiği, maymun kulağı olmadığına şükredin!
Ben iddia ediyorum;
Kaşla göz arasında frankeştayn ürünlere kapıları açan arkadaşlarla, Amerikan çiftçilerinin avukatı profesörlerimiz, sırf karakovan balına sahip çıksa, Şemdinli'de, Pervari'de terör bile azalır, terör bile...
Uzatmayayım.
Mutfak genetiğimizi kaybettik biz.
Elin adamı, mısırdan, soyadan, domatesten önce beynimizin DNA'sını değiştirdi!
Hurrraaa diye köyden kente göçerken, dışarda tıkınmayı şehirleşme zannettik. Ambalajlı ürün tüketmeyi, zenginleşme zannettik.
Dolayısıyla, ya kafayı değiştirip, özümüze döneceğiz,
Ya da ne verirlerse onu yiyeceğiz.
Yılmaz ÖZDİL
“Ölmek kolaydır sevmekten “
Louis Aragon
1897-1970
Fransız Şair
'Acı’dan korkma
'Acımasızlık’tan kork!
Acı insanı olgunlaştırır, 'insan' eder…
Acımasızlık azmanlaştırır, insanlığından eder…
“En-el Hakk” sözü, Mansur’un ağzında nurdu. “Enallah” sözü, Firavunun ağzında yalan!
Hazreti Mevlana (Mesnevi - C. II, 305)
Hüner
Kimseye bâkî değildir mülk-ü devlet, sîm'ü zer
Bir harâb olmuş gönlü tamir etmektir hüner...
Niyâzi Mısrî
17. Yy da yaşamış Halvetiyye Tarikatının Niyaziyye kolunun kurucusu mutasavvıf şair
Sîm'ü zer: Gümüş ve altın
Yüreğim; Yusuf'u misafir etmiş,onun ayrılışıyla ağıtlar yakan,kuş konmaz kervan göçmez çöllerde yalnız bırakılmış bir Kenan kuyusu...
Yüreğim; ıssız gecelerin,yalnızlığın ve dayanılmaz hâle gelen beklentilerin barındığı yer...
Yüreğim; beni bile taşımayan,içime sığmayan yaşlı yorgun bir parça...
...
Alıntı
“Zafer’in yüz babası vardır . Ancak mağlubiyet yetimdir “
John F. Kennedy
1963 de suikast sonucu öldürülen ABD nin 35. Başkanı
Ceee -emre
Cemre beklerken çığ düştü..
Yüreğim mahsur ..
Yüreğim mahzun ..
Yüreğim masum ..
Emre “ceee” demekmiş nasip ,
Cemre “umut”muş unutulmuş
Bilmem var mı hala
Kurtuluş
Salı-verdiklerimden
Sadece fotoğraflara has bir tebessüm yüzde,
Mazi çizik ,
Gönül çorak ..
Çoktan biçmiş yeşeren ne varsa ;
Zaman denen orak ..
Hasadı ömrümüm mahsülü
Kalakalmış aciz bir umut ..
Ey Meczup ! Ey Mecnun !
Diline pelesenk etme gayrı,
Unut .. Unut .. Unut ..
Yalnızlık
.....
güzdü sonsuz bir çöle takılan bakışımız,
ilkyaz derken -kışı gözden kaçıran
yüzlerce eller yukarı, saygı duruşlarımız
en güçsüz kollarla-
.
çözüldü aşkın zarif ilmeği
bulandı aynalar duruluğu.
çok gizli bir doğru gecenin toyluğunda
bilmedik çekenin yanlış bir uzaklık
olduğunu...
.
yabancıların en yakınıydın sen! "
.
ey iki adımlık yerküre
senin bütün arka bahçelerini gördüm ben!
Nilgün Marmara
1987 de Henüz 39 Yaşında
Yaşamına Son Veren Şairin
“ Yalnızlık “ İsimli Şiirinden ...
Bir Dilek ...
Geceleri boş verin .. Hepinize iyi insanlar dilerim ..
Kırık Hava .. Kırık Ben
Bir sandala oturmuşuz geceymiş
Zaman tutuşmuş mekân yanıyor
Bir salkım üzüm akıyor damarlarımda
Bahçeler bağlar harman yanıyor
Bir salkım üzüm akıyor damarlarımda
Sen gidiyorsun imkân yanıyor
Bir dağ yıkılıyor ah içerimizde
Bir çiçek büyütmüşüz saksıya sığmaz
Ne sevmekten korkmak, ne zulümden korkmak
Bize yakışmaz
.
Söyle bir kırık hava döneyim
Turna uçsun içimde
Ben seni nasıl sarıp nasıl seveyim
Hayalimde düşümde
Bir kumsala çıkmışız sehermiş
Alaca dağlarda üç yavru keçi
Kuytuda bir kadın ağlar kimin annesi
Bahçeler bağlar harman yanıyor
Kuytuda bir kadın ağlar kimin annesi
Cihan tutuşmuş umman yanıyor
Hüsnü Arkan
Bir-İnci Bil-İnci
Dinle sözüm al nasihat
Gözlerinde yaş incidir
Cahil ile etme sohbet
Her sözü bir baş incidir
.
Mürşit ile haşrolmayan
Dünyasını da ne bilir
Cahilde kem boş söz çok olur
Kendisini derya bilir
.
Yükün de lalü gevherse
Yıkma boncuğun hanınan
Saraf olmayan ne bilsin
Zanneder her taş incidir
.
Düçari der yar elinden
Çektiğimi mevla bilir
Boynum keskindir kılıca
Dağlarda taş incidir
Gözlerde yaş incidir
Düçari