• Desinler lanetli! bu çocuk sabretti , her şeyden vazgeçti.

祝日 / Permanent Vacation
AnasAbdin
noise dept.
"I'm Dorothy Gale from Kansas"
No title available
trying on a metaphor
TVSTRANGERTHINGS

Product Placement
occasionally subtle

❣ Chile in a Photography ❣
YOU ARE THE REASON
almost home

No title available
NASA

roma★
taylor price
RMH
Peter Solarz
i don't do bad sauce passes
d e v o n

seen from United States

seen from Greece

seen from Türkiye

seen from United States
seen from United States
seen from United Kingdom

seen from Türkiye

seen from United States
seen from United States
seen from Malaysia
seen from United States
seen from Türkiye

seen from United States

seen from United States
seen from Sweden

seen from Malaysia
seen from United States
seen from Canada
seen from United States

seen from United States
@no-02
• Desinler lanetli! bu çocuk sabretti , her şeyden vazgeçti.
Gecenin yarısında soğuk duvarına sırtımı dayadığım soğuk balkon duvarı , elimde yanan sigaram yarıda çalan o şarkı… gözümden akan o yaşlar. Ben bunları hak etmedim diye çocuk gibi ağlayışım. Gözlerimin kan çanağı gibi oluşu , üstüme gelen o duvarlar , ağlamaktan kızarmış gözlerim , soğukta buz gibi olmuş vücudum. Bi çocuktan farksız oluşum… elimde olan sigarayı yutkunamayışım. Yanımda kimsenin olmayışı o soğuk dipsiz balkonda oturuşum , deliye dönmüş gibi sadece sayıklamam. Şimdi soruyorum sana sana ihtiyacım varken neden beni kimsesiz gibi bıraktın? Neden? O kadar ihtiyacım olduğunu Bile bile beni bırakman, sen gittikten sonra yanımda kimsenin olmayışı.. bi kimsesiz oluşumu neden diyorum sadece? Beni bu halde bırakıp o kıza gidişin ve benim kimsesiz oluşumu yine hatırlatıp paramparça edip beni bırakıp gitmen.. neden? Neden ya neden? Sadece merak ediyorum neden!? Sende onlar gibi oldun. Olmam diyordun sende onlar gibi gittin sende , sende lanet olsun ki sende! Sende o kadın , o adam gibi beni bıraktın sende.. şimdi gözümde tiksintiden başka bir şey değilsin. Ve bu hiçbir zaman değişmeyecek seni hem sevip hem de deli gibi nefret etmem hiç bir zaman geçmeyecek.
Şimdi al yalnızlığımı ört üstüne Orlic. Belki o vakit bırakıp her şeyi. Gelirim bir yerlerden başlamak için yeniden.
İyi geceler.
“Artık uyuyun.”
Birbirinde bir iz bırakan insanlar birbirini asla unutamazlar. Unutmuş gibi yaparlar sadece. Ama içinde kopan kıyametten kimseye bahsedemezler.
hayatınıza giren herkesi aynı cümlelerle sevmeyin ya da aynı şarkılarla aynı sokaklarda hiçbir şeye saygınız yoksa dahi anılara olsun geçen zamana falan belki sizin için öylesine bir cümle ama karşınızdaki insanın o cümleyi ne duygularla okuduğuna bakın o şarkıyı ne mutlulukla dinlediğine o sokaktan tek başına geçerken neler hissettiğine ne heyecanla geçtiğine çok fazla bir şey değil sadece biraz empati
İlerdeki eşinin bacakları tutmasa ne yaparsın?
Kanatları olurum
Yetemediğimi hissediyorum hiçbir şeye, hiç kimseye.. Ait olamıyorum hiçbir yere . Tam yeniden ayağa kalkıyorum diyorum bir bakmışım yine en dipteyim. Bu hayatla aramda görünmez bir savaş var ve ne zaman yenecek olsam, sanki kader bana gülermiş gibi önüme binbir türlü engel çıkarıyor.
Ya ben bu dünyaya ait değilim ya da bu dünya bir tek bana acımasız.
Ne zaman nefes aldığımı hissedeceğim bilmiyorum.. Ciğerlerime kadar o nefesi çekip yaşadığimı iliklerime kadar hissetmek istiyorum. Biliyorum ki işte o gün kazanmış olacağım..
-Aygız
Hayat o kadar tuhaf ki dün yanında olan bugün karşında olabiliyor2 gün önce seni seviyorum diyen 2 gün sonra senden nefret ediyorum diyebiliyor o yapmaz dediğin kişi her boku yapıyor yeri geliyor en yakının bile sana ihanet ediyor artık o kadar çok şey yaşıyorsun ki kendini tanımaz hale geliyorsun en sevdiğin şeyleri yapmaktan zevk almadığını fark ediyorsun hiç bişeyin eskisi gibi olmadığını anlıyorsun sonra kendine ben niye hala yaşıyorum ki diyorsun ama cevabını bulamıyorsun. O kadar çok değişiyorsun ki kendini tanımaz hala geliyosun. Bazen insanlar "neyin var?"diye soruluyorlar sen sadece hiç dersin çünkü o kadar şeyin vardır ki hangi birinden başlıyacağını bilmesin anlatsan da anlamıyacklarını bilirsin o yüzden sadece hiç dersin sonra sahte bi tebesüm kondurursun dudaklarına "neyim olabiriki?" dersin. Zaten bi dahada sormazlar neyin var diye,ya alışırlar seni öyle göremeye yada görünmez olursun. Sonrası çok boktan geçer zaten
çaya şükrettim. gözlerinin içine yeniden bakarken, sesin kulağıma ulaşırken, üstelik kokun da üzerime sinmişken, beni sana kavuşturan o çaya şükrettim. katlettiğim günlerin düştü aklıma sonra, kendimi gömmek istedim maviye zor tuttu bileklerimden ellerim. dur dedi içimden birisi, dur, inşa etmek varken, yıkma yeniden. yeniden uğraş, yeniden çabala, yeniden iste. belki kenarlarında çiçekler ekili caddelerde yeniden el ele yürürsünüz dedi. belki sabahın köründe çalışan emekçilere, çöpçülere, işçilere, memurlara, hamallara, ayakkabı boyacılarına beraber önlerinden geçerken günaydın! kolay gelsin! dersiniz dedi. belki, yeniden sevdirirsiniz bu şehri birbirinize, ikna edersiniz bu şehirde kalmaya gözlerinizi dedi. belki, belki işte, bir olursunuz, aynadaki yalnızlıklarınızı birbirinize açıklarsınız dedi. ona aynada baktığında aynada olamayışını anlatırsın dedi. ona, o yokken, onu nasıl yeşil tuttuğunu, nasıl şarkılar yazdığını, nasıl gözlerinden denizi döktüğünü, nasıl, nasıl uzaklara bakarken onunla yürüdüğü yollarda keskin bir susuşa büründüğünü ve hiçbir zaman yanındakilere bu durumu açıklayamadığını anlatırsın dedi. dedi ki, sen iste can dedi, kendini biliyorsun, sen bildiğine insanları inandırırsın dedi. inandım kendime, ey, can. inandım ve seni kendime inandıracağıma, çayın üzerine yeminler ettim. sana, nasıl aşık olduğumu ispatlayacağıma yeminler ettim.
kelimeler, albayım. hakikaten bazı anlamlara gelmiyor.
evet, kelimeler, sizin onlara yüklemek istediğiniz anlamları taşıyamıyor bazen. sana en çok bunu anlatmaya çalıştım. kelimeler dedim, taşıyamıyor insanları. ya biz ağır geliyoruz, ya da onlara haksızlık ediyoruz. bilmiyorum, ya ben hakikaten kendi aklımdakileri ve unutmadıklarımı ve unutamadıklarımı ve çoğalttıklarımı ya da büyüttüklerimi sığdıracak kelimeler bulma konusunda hakikaten başarısızım, ya da ciddi manada kullandığımız dille alakalı ciddi sıkıntılarım var. mesela, ellerime elin değdiğinde, avucumda avucunu hissettiğimde veya ilk sarıldığımızda kokunu içime çektiğimde yaşadığım ve başımın dönmesine sebep olan ve gözlerimi kapattığımda allah’a inancımı sorgulatan duyguya kısaca ‘özlem’ demek, bana hislere yapılan bir haksızlık olarak geliyor. o yoğunluğu bir kelimeye yüklemek haksızlık değil mi, hem duyguya hem de cümle neferine? bu sebeple yeni arayışlara giriyorum sana olan duygularımı açabilmek için, bulduğumda haberin olamayacak diye üzülüyorum bir yandan da.
ben çoğu şeyi anlamıyorum zaten, kelimeler bana gülerken. kelimeler bana ha ha! diye gülerken, ben çoğu şeyi anlamıyorum hala. ben mesela, hala, senin bana yeniden bir sabah gülen yüzünle gelebileceğini düşünüp mutlu olurken, yokluğunu benliğime anlatamıyorum inatla. hayatında başka birisi olduğunu ve ona aşık olduğunu üzerine basa basa vurgulayarak söylediğini ve benimle bir daha asla eskisi gibi olamayacağımızı söylemiş olmana rağmen, ben hala, ufak bir çocuk gibi, hüzünle, özlemle, açlıkla, muhtaçlıkla, senin, bana, yeniden, gelip, ellerimi, ellerine, alıp, gözlerini, gözlerime, dikip, bana, yeniden, umut, dolu, cümlelerle, bakıp, hiç, bir, şey, demeden, karşımda, durup, öylece, durup, yeniden, bir, şiirin, devrik, cümleleri, gibi, olabileceğimizi; yenidenaynıyoldayürüyüpaynıyöneyolalıpaynısenkronizeadımlarıatıpaynışeyebakıpaynışeyegülüpaynıgülüşüpaylaşıpsevgiyineşeyihüznüvarlığıyokluğuyoksulluğubolluğuhayatıherşeyiherveşeyiberaberplanlayıpberaberyapabileceğimizi düşünecek kadar yoksulum. yoksulluklarım da yoksunluklarımdan geliyor, söylüyorum, hep söylüyorum ve söylediklerimin içinde yaşıyor oluşum, adeta başarısız bir roman denemesinin içinden konuşuyor oluşum yüzünden, gerçekle yüzleşemiyorum.
artık o, yok.
yoksun biliyorum. verdiğin son fotoğraftaki gülüşün kandırıyor beni. ben buradayım diyor bana ama sen yoksun.
telefonumda çektiğimiz fotoğraflarımız beni kandırıyorlar ey, can. avuç içini ve saçlarını ve gülüşünü ve yan yana duran bedenlerimizi ölümsüzleştirmişiz, omuzlarımız birbirine değerken, hatırlarsın. eğleniyorduk da, mutluyduk da, benim senin kanına girişimin bilmem kaçıncı günüydü, inişimizde elimizden tutacaktın, kalbimi yerinden sökmeye niyetlenmiştin çünkü. ellerim beni inkar ediyor, ey can. ellerime bakıyorum. ellerimi sevmiyorum. ellerimi, titreyen ve çirkinleşen ve hiç bana aitmiş gibi durmayan, yabani ellerimi sevmiyorum. ben kendimi sevmiyorum. ben hiçbir zaman, bu bedeni sevemeyeceğim, biliyorum. ben ölene kadar ki bunun çok uzak bir düzlemde olmadığını artık herkes biliyor, bedenimden nefret edeceğim. çünkü, çünkü, bu eller ve bu diller ve bu beden ve bu akıl ve bu hareket ve bu kalp, lanet olası bu kalp, seni kendi elleriyle, avuçlarından ve aklından ve dilinden ve yüzünden ve ellerinden ve kalbinden uzaklaştırdı. uzaklaştırdıktan sonra pişman oldu ama korkaklığını bir kere giyindi bu beden. bu beden, direnmedi, bu beden senin yanında durmadı. kaçtı. kaçtı ve ağlaya ağlaya geri dönse bile hiçbir zaman seni hak etmedi. ey, can, ben bu bedeni asla sevmeyeceğim. çünkü artık sen bu bedenin teninde ve tininde olmak istemiyorsun.
sensiz bu ellerimi sevemiyorum.
sen tut(muş)tun ya, çirkin ellerim çiçek aç(mış)tı benim
şimdi her gece, bana attığın ölüm oklarını en yeni baştan, bana onları fırlattığın yerden, daha hızlı kendime fırlatıyorum ki, daha fazla acı çekerek, daha yavaş öleyim diye. şeytan azapta gerek ey, can. azabını en iyi şekilde giydirdim bedenime. yürüdüğümüz yollara, çay içtiğimiz masalara, sigara yaktığımı küllüklere, baktığımız denizlere ve dinlediğimiz şarkılara döküyorum kanımı.
ey, can. öldürüyorum kendimi.
ve bu şehrin duvarlarına ölümümü yazıyorum harf harf. senin geçebileceğin her yere, kanımın rengiyle acımı yazıyorum.
“sen, gittin ve herkes ölmeye başladı”
ağlıyorum bu satırları yazarken, ağlıyorum, günlerdir biriktirdiğim ne varsa döküyorum gözlerimden. ölüyor kelimeler, ölüyor cümleler, ölüyor harfler ve ölüyor önümde duran soğuk çayım. yanaklarım ölüyor ıslatan göz yaşının altında ve ben biraz daha üşüyorum yalnız daha doğrusu sensiz geçecek günleri ve seneleri ve ömrümü düşündükçe.
ağlıyorum ve biraz sonra bu ağlayışıma birkaç kuş uyanıverecek ve bana neden ağladığımı sormak üzere parmaklarımın üzerine konmaya yeltenecekler. ben onları kırmaktan korktuğum için hem yazmayı hem ağlamayı bırakacağım ve hayatıma yine sensiz ve yine sensiz ve yine sensiz kaldığım yerden ya da kalamadığım yerden devam edeceğim.
bir türkü çalacak biraz sonra, bir gülüş solacak. bir hüzün fotoğraflardaki usul bebeğin yanaklarına yapışacak. öyle de kalacak.
sen gideceksin ve herkes ölmeye devam edecek.
Saygınıza ihtiyacım yok. Sevginizi de götünüze sokun.
Ağrını dindirsin diye aldığın ilaç zehirlerse seni, sende anlarsın.
Uzaklaşmak istiyorum, yalnız kalmak. Kimseyi duymamak, hiç bir şeyi bilmemek. Kendime dahi yabancılaşıyorum, neyi seviyorum, neyden hoşlanıyorum anlayamıyorum, belki de bulmak istiyorum kendimi. Belki de yok etmek.
öylesine bir yerin öylesine bir yerinde. hava biraz soğuk, ellerin biraz üşümüş. ne diyeceğini bile bilmeden. üstelik saatlerdir kahkahalarla etrafa neşe saçmışken. öylesine bir yerin öylesine bir yerinden kaçıp gitmek istedin ya birdenbire. ben seni anlıyorum bana da olmuştu ondan. uzun süre sonra bile göremediğin tüm arkadaşlarının, soyadını hatırlamadığın sevdiklerinin, eskiden taşlarını tanıdığın kaldırımların, dolabının, ellerinin, o güzel güzel dostluklarının arasından bir yerden hiç eksik olmayan o duyguyu biliyorum. aklımın iplerini evet saldım. iki uçlu bıçaklar seni de affetmemiş. artık bir öpücüğün can yakabileceğini öğrendiğini, ânın değerini bildiğini biliyorum. durum böyleyken nelerin seni alıp nereye götüreceğini düşünme sakın ben düşünmüştüm hiç güzel olmamıştı. onları unut. şeyi hatırla, bir şarkı çalıyordu. gülümseyen birkaç insan sarışın bir köpeğe bakıyordu. sen orada öylesine otururken neler olup bitti de bu zamana kadar böyle geldim diye düşündün. çayının dibini içtin. sigara içesin gelmedi. adım atar gibi oldun, hareket edesin gelmedi. öylesine birkaç dakika bekledin. yeni bir çay söylemedin. elindeki bardağı bırakmadın. derin bir nefes aldın ve düşündün. onu hatırla. diyorum ki işte öyle düşünme bir daha ben düşündüm hiç güzel olmuyor. boş ver bunları.
ben sana artık umut yok derim. bittim derim. hiçbir şekilde bir gelecek yok derim benim için. vazgeç derim. benim yaptığım gibi vazgeç! bırak beni derim. kötüyüm, iğrenç biriyim derim. düşüncelerim hastalıklı derim. zihnimin yönetimindeyim derim, tamamen. artık duygu kırıntısı kalmadı derim. zarar veririm derim. yıkarım, harabeye çeviririm derim. derim, derim. ama sen yine de beni bırakma olur mu? çünkü ben sana şunu da derim; sen de gidersen beni durduracak hiçbir şey kalmayacak, zaafsız olacağım.
“Ama beni dinleyen sizlere şunu söylüyorum: düşmanlarınızı sevin, sizden nefret edenlere iyilik yapın, size lanet edenler için iyilik dileyin, size hakaret edenler için dua edin. bir yanağınıza vuran olursa, öbür yanağınızı çevirin.”
LUKA 6:27-28
“Çekilecek bir kadın değilim. takıntılarım var. çok duygusalım. hemen her şeye dağılabiliyorum. çok düşünürüm. çok ağlarım. çok susarım. çok konuşurum bazen de. kendime kızarım genelde. sürekli arıza çıkarırım. kavgaların sebebi benimdir çoğu zaman. kendime düşmanım ben, kendime.”