Şam'daki Beni Ümeyye Camii'nde alim dostlarımızla söyleşiyorduk. Genç bir adam girdi içeri ve "aranızda Farsça bilen var mı?" diye sordu. Beni gösterdiler. Delikanlıya, "mesele nedir?" diye sordum. "Yüzelli yaşında bir ihtiyar, Farsça birşeyler söylüyor, ölüm döşeğinde; fakat dilinden anlamıyorum. Lütfen gelip bize yardımcı olur musunuz?" deyince kalktım. Gittik. İhtiyarın başucunda yakınları toplanmıştı. Eğildim, "Ey sefa sürmüş ihtiyar!" dedim. "Ne istiyorsun, derdin nedir?" "Gönlümce" diyordu, "bir dem süreyim dedim, soluğum tükendi. Ömrün çeşit çeşit nimetlerle bezeli sofrasında yemeğe oturdum, fakat heyhat! Yeter artık, kalk, dediler." diye inliyordu. Söylediklerini Arapça'ya çevirerek başucundakilere aktardım. Bu denli uzun ömür sürmesine rağmen, hayattan üzüntü ve kederle ayrılmasına şaştılar. Yaşlı adam tekrar konuşmaya başladı: "Dişi çekilen nasıl acı çektiğini bilirsin, peki can çekilirken acı duyulmaz mı? O nasıl bir ıstıraptır acaba?" dedi. Ölüm korkusunu yüreğinden çıkar, at dedim. "Yunan filozofları, bedenin ne kadar sağlam olursa olsun, sonsuz değildir; hastalık ne denli dermansız olursa olsun kesin olarak ölüme işaret etmez, demişlerdir. Dilersen bir hekim çağıralım." "Boşuna" dedi yaşlı adam ve ekledi: "Köşkü nakışlamak derdindesin, oysa temeli çürümüş. Hekim, hastayı görünce ellerini oğuşturur. Oysa yapı bozulunca ne büyü etki eder, ne ilaç.." ( #sadişirazi ) #köşkünakişlamak #hayırlıakşamlar🌙 https://www.instagram.com/p/Bwzl-m0Hxks/?utm_source=ig_tumblr_share&igshid=1u0bk4xxvojmj