Beyazıt'ta her şey aynı aslında... Bahar geldi, erguvanlar açtı. Her yer yeşil, her yer mavi Oturduğum çimlerde geceden kalma ıslaklık Bir dal da sigara var içersen Olsun sen iç Ben de ders çalışayım biraz Vizeler finaller baharı götürmeden
i don't do bad sauce passes
wallacepolsom
will byers stan first human second
"I'm Dorothy Gale from Kansas"
let's talk about Bridgerton tea, my ask is open
trying on a metaphor
AnasAbdin
Keni

Product Placement

shark vs the universe
Peter Solarz
🪼
cherry valley forever
Cosimo Galluzzi
he wasn't even looking at me and he found me
Jules of Nature

blake kathryn

titsay
Monterey Bay Aquarium
we're not kids anymore.

seen from Canada

seen from Italy
seen from Türkiye

seen from Germany
seen from Switzerland
seen from Switzerland
seen from United States
seen from United States
seen from Brazil

seen from Switzerland
seen from United States
seen from United States
seen from Switzerland
seen from United States

seen from Singapore
seen from Canada
seen from United States

seen from Colombia

seen from Türkiye

seen from Malaysia
@oygule
Beyazıt'ta her şey aynı aslında... Bahar geldi, erguvanlar açtı. Her yer yeşil, her yer mavi Oturduğum çimlerde geceden kalma ıslaklık Bir dal da sigara var içersen Olsun sen iç Ben de ders çalışayım biraz Vizeler finaller baharı götürmeden
Yanıbaşınızdaki halkların çok güzel şarkıları, öyküleri var.
'sevgili sumru, umarım beni anlarsın ve böyle çekip gitmemden dolayı kızmazsın. ne yapayım ki başka çarem yoktu, en doğru olan buydu. diğer türlü sana haber verip gitmem inan benim içinde çok zor olurdu. sanırım bir daha karşılaşmayacağız, ama insan yinede umut etmek istiyor. çünkü umut etmeden yaşamak ne kadar zor değil mi? bir gün hiç beklemediğin bir an hiç beklemediğin bir yerde karşına çıkabilmeyi nasıl istediğimi anlatamam. şimdi güneşli ve güzel günlere olan inancımızla sözleşelim. o günler geldiğinde seninle hep gitmek istediğimiz çocukluğumun geçtiği siyah sümbül gölünün kıyısında birlikte geleceğe yürüyeceğiz. hakkında pek bir şey bilmediğimiz bir gelecekte değil, çoktan başlamış bir gelecekte, bizim adımızı taşıyan bir gelecekte? tüm sevgimle.. not: ikimizin olduğu bu tek fotoğraftan iki kopya aldım. birini yanıma alıyorum diğerini de sana bırakıyorum. sana çok sevdiğim voznesenski' nin oza' sını bırakıyorum.'
Kadınların günü kutluuu olsuuun !
Haziran İsyanı’nda, fırından ekmek almaya gittiği sırada polisin attığı gaz kapsülü nedeniyle hayatını kaybeden Berkin Elvan’ı, Okmeydanı’nda binlerce kişi andı Berkin Elvan’ın ölüm yıldönümü nedeniyle, Elvan ailesi ve Taksim Dayanışması’nın çağrısıyla bugün(7 Mart) binlerce kişi Okmeydanı’nda bir araya geldi. Okmeydanı Cemevi önünde toplanan binlerce..
İyi ki doğdun LENİN!
Sen bilmelerini istemezsin ama onlar bulurlar, üzücü...
Kadınlar işte, kadınlar sokakta, kadınlar evde, kadınlar kampüste, kadınlar dünyada, kadınlar her yerde!
SEV ÇÜNKÜ SEVMEK EN KOLAY
http://romantikdusunceler.tumblr.com/
Örgütlü cehaletin on yılı: Kalabalık kötülük Ece Temelkuran yazdı. - BirGün Gazetesi "Geçtiğimiz on yılda Türkiye’ye ne oldu?" Bu fırtına geçtiğinde ve eğer fırtına sonrası aydınlık bir sabaha uyanırsak cevabını vermek en az bir on yıl daha alacak olan bu soru olacak elimizde. Cevaplardan biri şöyle başlayacak: Bir lider geldi ve halkına nasıl düşünmesi gerektiğini örnek düşünme şablonunu aşırı tekrar ederek öğretti. (Başbakan’ın bu kadar sık ve bu kadar çok konuşması nedensiz değildir. Hedef, halka şüphe, dolayısıyla düşünme aralığı bırakmamaktır.) Bu liderin etrafında, her liderin etrafında olduğu gibi bir entelektüel kümeleşme oldu. Bu çalışma kümesi liderin şablonunu olgunlaştırdı, derinleştirdi, süsledi. Her biri eğitimli, sıradan olandan daha fazla kötü olmayan bu küme liderin saldırgan, intikamcı, pusucu stilini üzerine giyindi ve buna entelektüel meşruiyet sağlamak için didindi. (“Gazetecilikten tutuklanmadılar” manşetini atanlar, KCK ve Ergenekon tutukluları için zaten siyasallaşmış olan yargıya ‘belge’ taşıyan gazeteciler, ‘sivilleşme’ bayramı yapan akademisyenler, çakallarla danse eden hukukçular, ikbalin fotoğraf karesine girebilmek için danstan edebiyata, şiirden müziğe bütün sanat dallarını kullanan sanatçılar… Büyük bir kalabalıktan söz ediyorum.) Liderin “benim vatandaşım” yani “esas yurttaş” ilan ettikleri dışında olanlar insan sayılmayacağı, insan statüsünden çıkarıldığı için onlara yapılan hukukdışı zulüm önce kabullenildi, sonra yok sayıldı. Lider, “vatandaşına” başkası için düşünmesi, vicdan azabı çekmesi, hissetmesi gerekmediğini kerelerce söyledi. Lider, bu “vicdansızlaştırmayı” halkının kabullenmesi için kerelerce onlara “Asıl siz haksızlığa uğradınız” dedi. Bunu o kadar çok söyledi ki inandılar. İnanmak istediler çünkü insanoğlu kötülüğü kötülük olarak kabul edemez. Kötülüğün muhakkak “iyi” ve “iyilikle ilgili” bir nedeni olmalı, “mağduriyet” iyi bir nedendir, her zaman. Nihayet “vatandaş” olan partili artık kendisi kadar yoksul olan çocukların iktidar şiddetiyle öldürülmesini bile kendisine karşı yapılan bir komplo olarak görmeye başladı. (Dövülerek öldürülen Ali İsmail Korkmaz’ın yüzünü görüp hala insafa gelmeyen bir millet artık ciddi bir biçimde hastadır, çıldırmıştır.) Lider sadece hukuku değil, hukuk duygusunu da yok etti. Artık bu ülkede bir kişi bile mahkeme kurumunun adalet kurumuyla hiçbir ilgisini kuramıyor, kuramaz. Lider, mülkün temelindeki adaleti kendi aşkın varlığıyla değiştirdi. İktidar mitinglerdeki/ayinlerindeki insanların kefen giyip çıldırmaları gerekçesiz değil, artık onlar kendi fiziksel ve manevi varlıklarını liderin varlığına bağlıyorlar. Lider, adaletin kendisi. Ve adalet kavramı kadim insan hafsalasında tanrıya ilişkindir. Örgütlü cehalet, çılgın ve dev güruhlar olarak özgür düşüncenin, insani değerlerin, vicdanın ve insanlığın asgari müştereklerinin üzerine abandı on yıl boyunca. Başlarında “İleri!” diye bağıran liderleri vardı. Ağır ve sayısız insan hakları ihlalleri yaşandı. Hesabını tutmak bir on yıl alacaktır. Bu on yıl bittiğinde yeni bir on yıl başladığında işimiz daha zor olacak. “Ne olmuştu?” diyeceğiz. Düşünerek bulmak isteyeceğiz. Olup bitenin tarihsel nedenini ararken 12 Eylül Darbesi’ne kadar gideceğiz. Tarihi kazıdıkça belki Deniz’ler asılırken “iyiliğin” de o darağacında sallandırıldığı gerçeğine varacağız, o zaman da susulmuş olduğu gerçekliğine. Belki daha öncesine Dersim Katliamı’na. Daha öncesine… 1915’e. Belki daha öncesine kardeşlerini katleden sultanlara… Bu topraktaki “kötülük tohumunu”, ilk günahı, merhametsizliğin ilk rahmini arayacağız. Ama geçtiğimiz on yılı açıklamak çok zor olacak. Çünkü örgütlü cehaletin, örgütlü vicdansızlığın, örgütlü düşünmeme isteğinin rasyonel bir gerekçesini bulmak neredeyse imkansız. Eğer insanlığın mahkemesinde yargılamaya karar versek ve buna gücümüz buna yetse bugün bu düzeni kuran, destekleyen, mümkün kılanların hangi mahkemeye sığacağını bulmaya çalışacağız. Bu kalabalık, çok kalabalık çünkü. *Bu yazıyı Berrak Coşkun’un Ayrıntı Yayınları’ndan çıkan “Hannah Arendt’te ‘Radikal Kötülük’ Problemi” kitabı ilham etti. Sağolsun.
Bugün Berkin Elvanın doğum günü! #İyikidoğdunBerkinElvan #direnBerkinElvan
Senin aşkını yaşamakta ayrı bir güzel...
Bizim büyük caresizligimiz
Gözlerinin içi ne güzel parlıyor doyamıyorum bakmaya
Ne güzel aşık olunuyor sana başka hiç bir şeye ihtiyacım olmuyor senden başka..
Ahmed Arif’ten Leyla Erbil’e, “S..tir çekmenin bu sendeki çeşidini bin yıl yaşasam öğrenemezdim..” “sevmek de bir zaaf değil mi?” #AhmedArif “LeylaErbil “LeylimLeylim
Keşke herkes böyle sevse sevgisini mücadelesi yapsa..