Karanlığıma hoş geldin. Gel ve kon dalıma, siyah kelebek. Ve şimdiden özür dilerim. Canın yanacak.

gracie abrams
🩵 avery cochrane 🩵
The Bowery Presents
Cookie Run:Kingdom Official!
Interview Vampire Daily
Sade Olutola
hello vonnie

#extradirty

No title available
almost home
No title available

Kiana Khansmith

bliss lane
Game of Thrones Daily

Product Placement
Aqua Utopia|海の底で記憶を紡ぐ
Today's Document
No title available
No title available
Mike Driver

seen from South Korea

seen from Australia

seen from United States
seen from Uzbekistan

seen from Canada
seen from China

seen from Ecuador

seen from Australia
seen from United States

seen from Brazil

seen from United States

seen from Kyrgyzstan
seen from United States
seen from Philippines

seen from Argentina
seen from United States

seen from Canada
seen from Canada
seen from United States

seen from South Korea
@oylesinebiriymiis
Karanlığıma hoş geldin. Gel ve kon dalıma, siyah kelebek. Ve şimdiden özür dilerim. Canın yanacak.
Bu yola çıkarken yanımda olan nefret elimi bırakalı çok oldu, sen elimi tuttuğun gün ben o nefreti orada bıraktığımı çok sonraları anladım. Ben bunu en çok da sen benim elimi bıraktığında anladım.
Beni yakacağını bile bile kollarının arasına çekti, onda kül olacağımı bile bile kollarının arasına girdim.
Onlar aşkı bir peronda bulabilir mi bizim gibi?
Benim küçük, çirkin kızım. Sen bağışlanmayı gerektirecek hiçbir şey yapmadın. Bu hikâyede bir suçsuz varsa, o sadece sensin. Ben senin canını ağrıttığım gün, tüm masumiyetimi kaybettim.
Sessizliği kıran yağmurun gazabıydı. Bu dünyada bizi kıran insanlar vardı ve bu, yağmurun sessizliği kırarken çıkarttığı ses kadar huzurlu melodiler fısıldamıyordu kulağımıza. Karanlığın içine fener ile ışık tutmak, karanlığı kırmaya yetmiyordu ama yanan bir fenere karanlığı basarsan, ışık kırılırdı.
Bu yola çıkarken yanımda olan nefret elimi bırakalı çok oldu, sen elimi tuttuğun gün ben o nefreti orada bıraktığımı çok sonraları anladım. Ben bunu en çok da sen benim elimi bıraktığında anladım.
Bir cinayet işlenmişti, adına intihar denmişti.
Sen ne kadar benzinsen, ben o kadar ateşim. Ben yanarsam sen de yanarsın.
Yaralandığım yerden nasıl sarayım onu ben? ‘Canım’ yanıyor, uzatamıyorum yandığı ateşe elimi. Çünkü zaten içindeyim ben o ateşin. Tut, çıkar onu. Tek çıkamaz artık. Zaten içinde olduğum ateşe nasıl atlayayım bir daha? Al, çıkar onu. Bu ateş çok sıcak, kaldıramaz.
Bedenin bana muhtaç, tıpkı avuçlarımın arasına aldığım yaralı ruhun gibi.
Düşmemen için seni tutmaya çalıştığımda dengemi kaybettim ve sonra birlikte düştük. Önemli değil, beyaz yanım. Diz kapaklarımızı barıştıralım mı?
Sabahlara kadar öpüşsek de doyamıyorum dudaklarına, tenin tenimdeyken bile özlüyorum seni deli gibi.
O kadar aşığım ve o kadar hak ediyor ki…
Bakışlarımız birbirine dokunduğunda, tam o noktada başlıyordu çağ yangınları. Yangının ruhumda yayıldığını, ruhumu ele geçirerek küle çevirdiğini hissettim. Gözlerinde hapsoldum, gözlerinde var oldum, gözlerinde yok oldum; gözleri başım, gözleri sonum oldu.
Öyle bir sarıldı ki, ben tam göğsümle boynumun ekvator çizgisinde bir yerden yokluğuna boğuluyorken, karanlığına kabul edildiğimi anladım.
Ben senin için sonsuza dek kayboldum. Sen de benim içimde sonsuza dek kayboldun.