Karanlığıma hoş geldin. Gel ve kon dalıma, siyah kelebek. Ve şimdiden özür dilerim. Canın yanacak.
let's talk about Bridgerton tea, my ask is open
Color Me Curious
taylor price
2025 on Tumblr: Trends That Defined the Year

izzy's playlists!
Doug Jones
$LAYYYTER
Interview Vampire Daily
Sade Olutola
ojovivo
One Nice Bug Per Day
PUT YOUR BEARD IN MY MOUTH
TMBGareOK. The Official They Might Be Giants tumblr
NASA
Keni

pixel skylines
No title available
Monterey Bay Aquarium
hello vonnie

Game Changer & Make Some Noise
seen from Bangladesh
seen from France
seen from Colombia
seen from Malaysia
seen from Brazil
seen from Brazil
seen from Austria
seen from United States
seen from Germany
seen from Türkiye
seen from India
seen from Iraq
seen from Bolivia
seen from Singapore
seen from United States
seen from Singapore
seen from United States
seen from Italy

seen from Singapore

seen from United States
@oylesinebiriymiis
Karanlığıma hoş geldin. Gel ve kon dalıma, siyah kelebek. Ve şimdiden özür dilerim. Canın yanacak.
Bu yola çıkarken yanımda olan nefret elimi bırakalı çok oldu, sen elimi tuttuğun gün ben o nefreti orada bıraktığımı çok sonraları anladım. Ben bunu en çok da sen benim elimi bıraktığında anladım.
Beni yakacağını bile bile kollarının arasına çekti, onda kül olacağımı bile bile kollarının arasına girdim.
Onlar aşkı bir peronda bulabilir mi bizim gibi?
Benim küçük, çirkin kızım. Sen bağışlanmayı gerektirecek hiçbir şey yapmadın. Bu hikâyede bir suçsuz varsa, o sadece sensin. Ben senin canını ağrıttığım gün, tüm masumiyetimi kaybettim.
Sessizliği kıran yağmurun gazabıydı. Bu dünyada bizi kıran insanlar vardı ve bu, yağmurun sessizliği kırarken çıkarttığı ses kadar huzurlu melodiler fısıldamıyordu kulağımıza. Karanlığın içine fener ile ışık tutmak, karanlığı kırmaya yetmiyordu ama yanan bir fenere karanlığı basarsan, ışık kırılırdı.
Bu yola çıkarken yanımda olan nefret elimi bırakalı çok oldu, sen elimi tuttuğun gün ben o nefreti orada bıraktığımı çok sonraları anladım. Ben bunu en çok da sen benim elimi bıraktığında anladım.
Bir cinayet işlenmişti, adına intihar denmişti.
Sen ne kadar benzinsen, ben o kadar ateşim. Ben yanarsam sen de yanarsın.
Yaralandığım yerden nasıl sarayım onu ben? ‘Canım’ yanıyor, uzatamıyorum yandığı ateşe elimi. Çünkü zaten içindeyim ben o ateşin. Tut, çıkar onu. Tek çıkamaz artık. Zaten içinde olduğum ateşe nasıl atlayayım bir daha? Al, çıkar onu. Bu ateş çok sıcak, kaldıramaz.
Bedenin bana muhtaç, tıpkı avuçlarımın arasına aldığım yaralı ruhun gibi.
Düşmemen için seni tutmaya çalıştığımda dengemi kaybettim ve sonra birlikte düştük. Önemli değil, beyaz yanım. Diz kapaklarımızı barıştıralım mı?
Sabahlara kadar öpüşsek de doyamıyorum dudaklarına, tenin tenimdeyken bile özlüyorum seni deli gibi.
O kadar aşığım ve o kadar hak ediyor ki…
Bakışlarımız birbirine dokunduğunda, tam o noktada başlıyordu çağ yangınları. Yangının ruhumda yayıldığını, ruhumu ele geçirerek küle çevirdiğini hissettim. Gözlerinde hapsoldum, gözlerinde var oldum, gözlerinde yok oldum; gözleri başım, gözleri sonum oldu.
Öyle bir sarıldı ki, ben tam göğsümle boynumun ekvator çizgisinde bir yerden yokluğuna boğuluyorken, karanlığına kabul edildiğimi anladım.
Ben senin için sonsuza dek kayboldum. Sen de benim içimde sonsuza dek kayboldun.