İnsanı yaşatan en güçlü ilaç umuttur.
Today's Document

Jar Jar Binks Fan Club

ellievsbear
No title available

No title available
The Stonewall Inn
Noah Kahan

PR's Tumblrdome
Lint Roller? I Barely Know Her

Discoholic 🪩

❣ Chile in a Photography ❣
Aqua Utopia|海の底で記憶を紡ぐ
Fieri Frames
Doug Jones
$LAYYYTER
taylor price
macklin celebrini has autism
Phantogram Three
2025 on Tumblr: Trends That Defined the Year
noise dept.

seen from United Kingdom

seen from Canada

seen from United States
seen from United States

seen from United States

seen from France
seen from Poland

seen from Russia

seen from Malaysia
seen from Indonesia

seen from United Kingdom

seen from United States

seen from Canada
seen from Germany
seen from France
seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from Germany

seen from Italy
@ozamanyenidenyap
İnsanı yaşatan en güçlü ilaç umuttur.
Durun kalabalıklar, bu cadde çıkmaz sokak! Haykırsam, kollarımı makas gibi açarak: Durun, durun, bir dünya iniyor tepemizden, Çatırtılar geliyor karanlık kubbemizden.
Önceki yazıda yanılmış olabilirim. Kahramanın sabretmesinin nedeni altı çizili olan yer sanırım.
Az önce, Dostoyevski’ nin Yeraltından Notlar kitabından sayfa 191′ deki konuşmayı okuyordum, aynen şöyle diyor kahraman, “Dinleyin beni, Nastenka! Ne olur, ben gideyim. Çünkü size yalnızca acı çektiriyorum. Bakın, benimle alay ettiğiniz için şimdi de vicdan azabı çekiyorsunuz. Ama ben istemem böyle bir şey. Kendi derdiniz kendinize yetmiyormuş gibi... Biliyorum bütün suç bende, Nastenka. Hadi hoşça kalın.”
Nasıl yani?? Ben geçekten anlamıyorum. Kadını sen seviyorsun, sevdiği adama ulaşması için her şeyi yapıyorsun, bütün fedakarlıkları, adama yazacağı mektuba yardım ediyorsun, mektubu adama ulaştırıyorsun, sonra adamın geleceği yerde adamı bekliyorsun ki geldiğinde Nastenka’ ya haber verebilmek için falan, milyon tane şey. Ve kız sana arkadaşımsın diyor, seninle komik olmayan bir şekilde dalga geçiyor, sende kızın senle dalga geçtiğinin farkındasın. Kız senle dalga geçtiği için yalandan vicdan azabı yapıyor ve sen hala diyorsun ki, ‘bakın sizin yine mutsuzluğunuza sebep oldum’. Dostoyevski sanırım dalga geçiyor. Yada kadınları mı yanlış anlamış, yoksa benim bilmediğim kadınlar mı var böyle de, haklı falan mı? Anlık sinir kriziydi, yazarken geçti.
"Eğer yüksek bir yerde, bir kayanın üzerinde, iki ayağımın sığacağı kadar bir yer verseler ve deseler ki, 'Çevrende okyanuslar, altında uçurumlar, korkunç bir yalnızlık içinde, böylece dikilmeye razı mısın?' Bütün samimiyetimle şu cevabı verirdim: 'Evet razıyım! Yeter ki yaşayayım!... Ömür boyunca, binlerce yıl, ayakta dursam bile yaşamaya razıyım...' Aman Allah' ım! Ne yaman bir gerçek!... Yaşamak... Her şeye rağmen yaşamak arzusu... İnsana bu yüzden alçak diyen, kendisi alçaktır!.."Dostoyevski
Yine de şuna iyice inandım ki, insanoğlu karışıklık çıkarmaktan, kırıp dökmekten kendini alamayacaktır. Acı duymak anlamanın tek kaynağıdır. Her ne kadar notlarımın başında anlamayı insanın baş belası saydığımı söyledimse de, insanın anlamayı sevdiğini, onu dünyanın hiçbir zevkine değişmeyeceğini biliyorum.
Dostoyevski- Yeraltından Notlar
Bir el görüyorum ama çok da önemli değil, en azından gerçek.
AYASOFYA
“Selimiye! Eğer seni Türklerin yaptığını bilmeseydim, Allah yaptı derdim.” Bulgar General Alexandr
AYASOFYA
Ayasofya’ da bulunan Ihlamur ağacından yapılmış; Allah, Hz. Muhammed (S.A.V.), dört halife ve Hz. Muhammed’in aziz torunlarının isimlerinin yazılı olduğu çehâr-ı yâr levhaları, İslam dünyasının en büyük hat levhaları kabul edilir. Osmanlı eserleri içerisinde önemli bir yere sahip olan bu levhalar 7,5 metre çapındadır. Sultan Abdülmecid, Kazasker Mustafa İzzet Efendi’ ye Ayasofya’ nın içinde levhaları yapması için emir vermiştir. Büyük yapılmasının amacı, eğer günün birinde Ayasofya camilikten çıkarılmak istenirse bu levhaları kapıdan geçiremesinler idi. Nitekim 1 şubat 1935 yılında Ayasofya müzeye çevilmek istendiğinde levhalar silüeti bozduğu gerekçesiyle Sultanahmet Camine takılması söylenmiştir. Fakat büyüklükleri sebebiyle Ayasofya’ dan çıkarılmaya çalışılırken kapılara zarar verdiği görülmüştür. Levhalar tek parça halinde yapıldıklarından parçalara ayırarak çıkaramamışlardır. Ve on yıl boyunca kenarda bekletilmişler ancak on yıl sonunda tekrar eski yerlerine asılabilmişlerdir.
🐚
Bir adam düştü Galata Kulesi'nden..
Tam 23 kere intihara kalkışmış ve her birinde de inatla hayata itelenmişti Ümit Yaşar Oğuzcan. Pek kişi bilmez bu hikayeyi , “Acılar Denizi” şiirinin nereden geldiğini ve asıl vicdan azabının ne olduğunu. Ümit hayattan kopmak için çok çabalamış lakin başaramamıştır, babası Lütfü Bey, annesi Güzide Hanım kahrolur oğullarının vaziyetine. Tabii bir de Vedat var. Ümit Yaşar'ın biricik oğlu. Babasına duyduğu müthiş bir öfke var içinde..defalarca gözlerinin önünde intihara kalkışmış olan babasına. Dün bir kez daha canından vazgeçmişti Ümit. Babası Lütfü Oğuzcan zor yetiştirmişti oğlunu hastaneye. Ve oğlundan çok torunu için endişelenmişti bu sefer Lütfü Bey, vedat'ın gözleri artık korkudan çok kin ile ıslanmıştı. Dayanamıyordu çocuk,aciz bir babanın ölüme koşup varamayışına tanıklık etmekten yorulmuştu. Tedavi edildikten sonra taburcu ettiler Ümit Yaşar Oğuzcan'ı. Ümit'in içinde yaşadıkları bir kenara Vedat ne hissediyordu acaba? *** Sonrası; Duydukları gürültüyle kıraathaneden fırlayanlardan biri “Eyvah!“dedi. “Düştü çocuk, Galata'dan düştü! Yetişin.” yerde yatan çocuğun etrafında toplanan kalabalık çocuğun elinde bir kağıt buldular. Sımsıkı kapalı parmakları,avucuna hapsolmuş bir kağıt.. Zorlukla aldılar ellerinden kağıdı şöyle yazıyordu buruşmuş kağıtta; “İntihar öyle edilmez,böyle edilir baba!” *** 6 Haziran 1973 Pırıl pırıl bir yaz günüydü Aydınlıktı, güzeldi dünya Bir adam düştü o gün Galata Kulesi'nden Kendini bir anda bıraktı boşluğa Ömrünün baharında Bütün umutlarıyla birlikte Paramparça oldu… Bir adam düştü Galata Kulesinden Bu adam benim oğlumdu. - Ümit Yaşar OĞUZCAN Via( @birkurukaranfil)
Bu kadar acımasız olmak neden, inan hiç bilmiyorum. Öldüğünde “Ben, senim.” diyen adamlardan olmak istemiyorum. ‘Ben zaten hep sendim’ demek için yaşarken seni anlıyorum. Ve sokak köpekleri dahildir buna. Afrika hariç değil.
The doors of İstanbul