Ekolojiye dair değerlendirmeler genellikle insanlarla (ve onların teknolojileriyle) doğa arasındaki ikiliğe yönelme eğilimindedir. "Doğanın korunması"na veya "karbon ayak izlerimiz"in azaltılmasına ilişkin ifadelerin altında yatan şey şudur: Doğa el değmemiş bir halde varlığını sürdürür ve insanların görevi de onu korumak için doğadan çekilmektir. Bu düşünme biçimi nihai olarak insanların doğanın ayrılmaz bir parçası olan, doğal, biyolojik varlıklar olduğunun inkârıdır; farklı bir yolla olsa da aynısı, organik dünyadan bütünüyle azade olmak için bilincin bilgisayara yüklenmesine can atan trans-hümanizm biçimleri için de geçerlidir.
Doğanın, insan müdahalesinin yokluğunda istikrarlı ve zamansız bir denge hali içinde var olduğu görüşü, dengesiz, bozulma ve sürekli değişimin karakterize ettiği fiziksel dünyaya dair derin bir yanlış anlamayı açığa vurmaktadır. Doğa tarihi henüz insanlar sahnede yokken bile, aşırı nüfus artışı, ölümler, soy tükenmesi ve iklim değişiklikleriyle doluydu. Şayet ekolojiyi değişmeyen bir doğayı koruma projesi olarak görüyorsanız, felaket tellallığı yapan nihiliste dönüşmeniz kaçınılmazdır: Doğayı olduğu haliyle korumanın veya eski saf haline döndürmenin hiçbir yolu yoktur; en azından bir taraftan da insan toplumlarını korumaya çalışırken mümkün değildir.
Nihayetinde doğa bizi umursamaz; ne menfaatleri ne de arzuları vardır; vardır, o kadar. Hamamböcekleri ve farelerle dolu bir kıyamet sonrası yeryüzü de, Nuh'un gemisindeki çeşit çeşit canlıyla dolu bereketli ve yemyeşil bir dünya gibi ekolojik bir sistemdir. Biz insanlar kim oluyoruz da birinin diğerinden daha üstün olduğunu söyleyebiliyoruz. İklimi, ekosistemleri veya türleri korumaya dönük her türlü çabaya nihayetinde, ister doğrudan neslimizi devam ettirmek ister tabiatın yaşam kalitemizi arttıran yönlerini korumak amacıyla olsun, insan ihtiyaç ve arzularına hizmet etmesi amacıyla girişilir. Etrafı cansız bir yıkımla çevrili mühürlü kubbeler altında yaşayacağımız bir gelecekten kaçınmamızın sebebi, bunun korkunç bir yaşam biçimi olmasıdır. Bazı çevreciler sadece balinaları kurtarmak istiyor olsalar bile, bu içinde balinaların olduğu bir dünyada yaşayabilmeye verdikleri önceliği gösterir. "Derin ekoloji"nin insanlığı doğanın başına gelmiş ve yok edilmeyi hak eden bir hastalık olarak gören uç biçimleriyse, insan merkezli ekolojiyi ondan kaçınmaya çalışırken saçmalığa indirgemekle kalır, çünkü kendi nihilizmlerini umursamaz bir dünyaya yansıtmaktadırlar.
Peter Frase, Dört Gelecek, çev., Akın Emre Pilgir, (İstanbul, Koç Üniversitesi Yayınları, 2017), sayfa: 76-77.