“Bazen yaşamın o kadar içini görebiliyorum ki birden doğrulup çevreme baktığımda kimsenin yanımda olmadığını, bana eşlik eden tek şeyin zaman olduğunu görüyorum.”

titsay

#extradirty

Janaina Medeiros

JBB: An Artblog!
One Nice Bug Per Day

No title available

oozey mess

⁂

Kiana Khansmith
YOU ARE THE REASON
Claire Keane
Cosmic Funnies

shark vs the universe
sheepfilms
RMH

Origami Around
let's talk about Bridgerton tea, my ask is open
Cosimo Galluzzi
dirt enthusiast
will byers stan first human second

seen from United States

seen from United States
seen from Italy

seen from Belgium

seen from Türkiye

seen from Peru
seen from United States

seen from Germany

seen from United States

seen from Belgium

seen from Germany
seen from United States
seen from Belgium

seen from United States

seen from Germany
seen from Germany

seen from Netherlands
seen from United States

seen from India
seen from United States
@papatyammy
“Bazen yaşamın o kadar içini görebiliyorum ki birden doğrulup çevreme baktığımda kimsenin yanımda olmadığını, bana eşlik eden tek şeyin zaman olduğunu görüyorum.”
Göğsüme çöken hüzün, gökyüzünün bütün bulutlarını ödünç almış gibiydi bugün. Tam içeriye sığınacakken, yıllardır (6 yıl) suskun duran bir çiçek dile geldiiii. Bir tomurcuğun açılışıyla, içimdeki kış bahara yenildiii. Canım çiçek ! Zamanlamanı seveyim 🫠
sızıyı gideren su. suyun sızladığını kimseler bilmez
Tüm hissettiklerimi hissedecek fazladan bir kalbe ihtiyacım var.*
fil kadar acın var kuş kadar canınla
Herkes gibi olamayan, kalabalıklara uyamayan, çağa ayak uyduramayan, odalara, evlere , şehirlere sığamayan, olduğu yerde duramayan, gitmek istediği yere varamayan, gitmekten başka gidecek yeri olmayan insanlarız.
'' Bir çiçeğin boynunu bükmesi bile ağlatır bizi, kalbi taşlaşmış bu çağın insanına elbette yeniliriz.''
Taşın kalbini inciten o küçücük çiçek gibi olabilsek. Hani kimsenin umut etmediği yerde usulca başını çıkaran, 'ben buradayım' demeden varlığını hissettiren o zarif inat gibi. Bazen hayat sertleşiyor, yollar daralıyor, içimiz sıkışıyor ya.. İşte tam da o anlarda, içimizde saklı o minicik çiçeğe ihtiyacımız var. Acele etmeyen, küsmeyen, vazgeçmeyen; sessizce büyüyen ama her şeye rağmen güzelleşen..
*taşı delerek çiçek açan, çiçeğin umudundan..
Sevgili Dağlar kızı Reyhan (Reho), kalk büyüğün geldi ahshshshs
Benim kuzu göbeği mantarı aramam ile başlayan serüvenim; karabaş otu, hapşırık, biberiye, hapşırık, kuşburnu hapşırık, sinirli ot(valla sinirli değildi) hapşırık , dağ sümbülü hapşırık şeklinde bir döngü ile bitmiş bulunmakta. Yine görüşmek üzere. Bulacağım seni elbet bir gün. Bilgilendirme; karabaş otu toplarken delirebiliyorsunuz hepsi benim olsun diye. Öyle bir güzellik. Tşkkrler.
Bütün ömrümce aradığımı bulduğumda , oturup ağlayacağım bir deniz kıyısında.
Zaten hüzünlü bir şekilde hastaneyi aramışım. Bilgi almak istiyorum. ''Lütfen bekleyiniz'' dedikten sonra, 'fikrimin ince gülü jenerik müziği' çalmak kimin aklına geldi?
..
Bugün bir cümle okudum: “Kabul edelim, büyümek hepimizi incitti.” Sanki uzun zamandır içimde dolaşan bir düşünceyi birisi benden önce söylemiş gibi. İçimde o eski telaşlı sevinç yok artık. Kalbimin bir yerinde sessiz bir yorgunluk var. Dünyayı daha çok tanımak… ve onu tanıdıkça biraz daha susmak. Ve insan bazen en çok buna üzülüyor. Eskiden baharı bekleyen o kalp, şimdi mevsimler değişse bile aynı heyecanı duyamıyor..
Geriye dönüşlerim, kalakalışlarım, tökezleyişlerim, düşmelerim de yürümekten sayılsın Ya Rab... Yoksa bu dünyadan adımsız göçeceğim.
öyle parçalanmışız ki, artık daha fazla parçalanmak ölmek demek.
“Hiçbir şey olduğu gibi kalmaz, hiçbir duygu aynı kalmaz. İnsanlar değişir, kelimeler anlamını yitirir, umutlar ise yol verir. Bir noktada anlıyorsun ki huzur diye bir şey yok; sadece tanıdık yorgunluk, kabul görmüş acı var. “—
3 gün önce topladığım mantarlarla dolapta göz göze gelmekten psikolojim bozuldu. “Acaba zehirli mi?” diye diye sonunda bilimsel bir deney yapmaya karar verdim ve yedim ahsjsjshshsh. Çevredeki herkes “YEME ÖLÜRSÜN” modundayken ben bir şey olmaz modundaydım. Sonuç: Hayattayım. Mantarlar zehirli değilmiş.
Not : Bu olayı tüp gaz kaçırıyor mu diye çakmakla kontrol etmeye benzettim😂
Bugün pembe papatyalarla karşılaştım. Bir ilk. Sanki utangaç tebessümünü yere düşürmüş de çiçek kılığına girmişti. Ömrümün bütün soluk sayfalarına inat,bir anlığına dünyanın renklerinin bana da dokunabileceğini fısıldadılar. Şarkıda “pembe bir mezarlık olmak istedim” diyor ya,ben o an “pembe bir papatya olmak” istedim. Kırılgan ama yine de hayata meydan okuyan bir güzelliğin parçası olmak..
Sonra yoluma bir kaplumbağa çıktı. Kabuğu gerideydi. Sanki yuvasını değil, kendine yük olmuş bir geçmişi bırakmıştı ardında. Ama ben, çocuk yanımla, 'Duşa girmiştir de kabuğunu çıkarıp kapının önüne koymuştur' dedim.İnsanın hayal gücü bazen en şefkatli sığınağıdır. :)
Ve yine sordum gelince göz göze gökyüzüyle, hayata karşı olan keskin sorularımı.. Dünyada bu kadar güzellik varken kötülük nasıl oluyor da her köşeden sızacak bir çatlak buluyor? Neden mutluluk, çocukluğumuzun avuç içi kadar yakınken, şimdi rüzgârın arkasından koştuğumuz bir gölgeye dönüşüyor?
Hiçbir şey eskisi gibi değil. Belki de dünya değişmedi, biz içimizdeki baharı üşüttük.
“Taş atanlar beni tanımaz, hâlden anlayanların bir gülü incitti beni.”