Bu Hiç Hoş Olmadı Part 1
Elimdeki küreğin sapına baktıkça, kürek gözümde anlamsızlaşıyordu. Sürekli aynı noktaya baktığım için odak noktasının etrafı da bulanıklaşıyor, David Lynch filmi içinde gibi hissediyordum. Sapın üstüne koyduğum sağ elime bakınca tırnaklarımın arasındaki koyu kırmızı lekeleri farkettim. Sinirim bozuldu. Sol elimin parmaklarıyla tırnağımın arasındaki kiri temizlemeye başladım. Soğuk rüzgar enseme vuruyor, zaten ıssız olan ormanın içinde her an Bulut Aras çıkıp beni iğfal edecekmiş gibi hissediyordum. Tam bu sırada arkamdan hışırtılar duydum. Kafamı çevirdim. Mesut’tu gelen. Elinde kazmayla yanıma geldi. Anlamsızca sırıtıyordu.
“Ne gülüyorsun lan sığır?”
“Abi biz ne boka bulaştık ya?”
“Tamam da seni eğlendiren ne? Orospu Mesut.”
“Abi lafını geri al. Ne demek orospu?”
“Orospu Mesut.”
“Abi söyleme öyle. Laf yeğenime gidiyor.
“Nasıl yeğenine gidiyor lan? Candy Crush canı mı yolluyorsun? Orospu Mesut.”
“Abi yeter! Yeter! Siktir.”
“Siktirdiğin yerde mum diktir orospu Mesut.”
“Ya yeter orospu deme bana, benim kadın ruhum var. Sikeceğim belanı lan sus.”
“Orospu Mes...”
Mesut dayanamamış ve bana olanca gücüyle yumruk atmıştı. Kürek elimden kurtuldu yere düştü. Ben de dengemi kaybedip sol yanıma doğru yere yığılmıştım. Mesut da benimle birlikte yere atladı. Bana vuruyor ve “Orospu kuzenindir, orospu komşundur” diye sayıklıyordu. Yine de laf anama, bacıma gitmesin diye nazik davranıyordu. Erojen bölgeme vuruyor, çıkardığı ayakkabısını ağzıma sokmaya çalışıyor, bir yandan da kulağıma tükürüyordu. Bense halen şokun etkisinden karşı koyamıyor “Orospu Mesut” diye şuh bir şekilde inliyordum. Çok garip gelecek size ama bir orospudan dayak yemek ilginç bir haz veriyordu bana o anda. Sanki Litvanya’da bir striptiz bara girmiştim ve içeride Şebamme çalıyordu.
Mesut, kendisine orospu denmesini engellemek için adeta vahşet uyguluyordu. Araba anahtarını çıkarmış göğüs uçlarımı kesmeye çalışıyordu. Tam o esnada hiç tahmin etmeyeceğim bir şey yaptı, her şeyi bıraktı ve boğazıma sarıldı. “Orospu deme demedim mi lan sana terbiyesiz? O ne kadar kötü bir küfür biliyor musun? İnsan insana böyle söyler mi? Sen ne kadar arsız, edepsiz bir beymişsin” diyerek boğazımı sıkıyor, hırlayarak üstümde tepiniyordu.
Baktım öleceğim, “Hassiktir lan” deyip zorlukla bir metre yakındaki bir çalıya uzanmaya çalıştım. Tam da filmlerdeki gibi önce bir yakalayacak gibi oldum, sonra tekrar elimden kaçtı ama tam Mesut beni öldürecekken çalıya ulaştım. Sağ elimde çalı varken, sol elimi cebime attım ve cebimden biraz zehir çıkarıp çalının ucuna sürdüm. Zehri fırlattım. Arka cebime elimi soktum. İsveç çakımı çıkardım. Mesut’un koluna küçük bir yara açtım. Diğer cebimden küçük pet şişe çıkardım. Dibinde kalan suyu çalının üstüne döktüm. Zehirle iyice karışmasını sağladım. Sonra da Mesut’un açık yarasına çalıyı sürdüm. Mesut üç saniye sonra boğazımı bıraktı. Ağzından köpükler çıkıyordu. Dayanamadım acı çekmesine, belimden pompalıyı çıkardım ve Mesut’un kafasını dağıttım.
Mesut öylece, manda boku gibi yere yığıldı. Beyni karnıbahar gibi açmış, içindeki parçalar yere saçılmıştı. Yattığı yerde esnaf lokantası gibi duruyordu orospu Mesut.
Ayağa kalktım. Boğazımı sildim. Şerefsizin ne kadar gücüne gittiyse ettiğim laflar, boğazımı domuz gibi sıkmıştı.
Çukura baktım. Artık iki cesedi alacak kadar büyük değildi. Diğeri de zaten parçalara ayrılmıştı. Ama yine de Mesut’un dev bedenini saklayabilecek kadar geniş değildi.
Cebimden sigara çıkarıp yaktım. Yere çöktüm. Mesut’un makus talihi için ağlamaya başladım. Daha dün süt ürünleri fakültesinden mezun olmuş ve sütçülük yapmaya başlamıştı. Babası bahçıvandı, annesiyse incik, boncuk yapıyordu. Mesut hayatı boyunca hiçbir suça bulaşmamıştı. Belki de benim yüzümden şu anda yerde etli bamya gibi yatıyordu.
“Ah Mesut! Orospu Mesut. Ah kardeşim, yazık be sana” deyip ağlamaya başladım. Ayağa kalkıp arabaya gittim. Elektrik süpürgesiyle vakumlu poşet aldım. Mesut’u poşetin içine koydum, elektrik süpürgesiyle de içindeki havayı iyice bir çektim. Artık Mesut’u evde, kışlıkların arasında saklayacaktım. Bozulmazdı da zaten herif, çünkü hiç hava almıyor o poşetler.
Diğer cesedi çukura attım. Üstünü toprakla örttüm. Fatiha okudum ve Mesut’u sırt çantama koyup arabaya bindim.
Ne oldu da, hayatında yaşadığı en büyük tehlike son kullanma tarihi bir gün geçmiş halk ekmek yiyen ben, bu işlere bulaşmıştım?
10 GÜN ÖNCE
“Usta, şefim. Hoop. Bana bir şalgam suyu verir misin? Acılı olsun. Mesut kardeşim, sen ne istersin?”
“Abi ben aç değilim, sağol. Bugün annemi koltukçuya götüreceğim. Şu işi konuşalım da, ben hemen kaçacağım.”
“Hayat öyle değil be Mesut’um. Bakarsın gün bitmeden, başka şeylerden kaçmaya başlarsın. Bazen, fare olduğunu da anlarsan, deliğe kaçmanın onursuzluk olmadığını da anlarsın.”
“He abi, he.”
DEVAM EDECEK
















