Toplum farklı olanı dışladığını sanırken,aslında farklı olan dışlamıştır toplumu.
i don't do bad sauce passes

❣ Chile in a Photography ❣
Xuebing Du
d e v o n

pixel skylines
dirt enthusiast
No title available
NASA

if i look back, i am lost
AnasAbdin
taylor price

JVL

JBB: An Artblog!
ojovivo
Game of Thrones Daily
cherry valley forever

shark vs the universe

PR's Tumblrdome
we're not kids anymore.

Love Begins

seen from Colombia
seen from France
seen from United States
seen from United States
seen from Türkiye
seen from United States
seen from United Kingdom
seen from United States

seen from Malaysia
seen from United States
seen from India
seen from Türkiye

seen from Slovenia
seen from Türkiye

seen from Malaysia
seen from United States
seen from Zimbabwe

seen from T1

seen from United States

seen from Singapore
@pepelihoroz
Toplum farklı olanı dışladığını sanırken,aslında farklı olan dışlamıştır toplumu.
behzat: süleyman senin deden mi?
cevdet: evet amirim nerden bildiniz?
behzat: sor söylesin nerden bildiğimi.
harun: benim de ebemi tanıyor, bu işler böyle.
El simgesi İslam’a göre en kutsal 2 kadın olan Hz. Fatıma ve Hz. Meryem’in sembolüdür. İnanışa göre Hz. Meryem İsa Mesih’i doğuracağı sırada tuttuğu dal bir el şeklini almıştır. Bunun yanısıra el, Hz. Muhammed’in amcası Abbas’ın simgesi olarak da kullanılmıştır. Hangi anlama gelirse gelsin bu simgenin nazarlık olarak insanları kötülüklere karsı koruyacağına inanılmıştır.
Anadolu’da hanımlar yoğurt mayalarken, turşu kurarken, hamur yoğururken, evin geçimi iyi olsun diye ocağa şeker atarken, hasta olan kimsenin sırtını sıvazlarken, “El benim elim değil Fatma Ana’nın eli” diyerek başlar ve bitirirler. Örgü ve dantel gibi el işlerine başlayan hanımlara yanındakiler, "Kolay gelsin, altın taş olsun, elin kuş olsun; Hızır yoldaşın, Fatma Ana komşun olsun” derler. Türk halkı iyi komşuları için, "Allah seni âhirette Fatma Ana’mıza komşu etsin” temennisinde bulunur. Ebe doğum yapan kadının sırtını sıvazlarken de, "El benim elim değil Fatma Ana’nın eli” diyerek doğumun kolay olacağına inandığını belirtir ve hastaya telkinde bulunur. . #hamseeli #fatmaanaeli #fatmaana #meryemeli #meryemanaeli #bereket #nazarlık https://www.instagram.com/p/CANIOAaHKkC/?igshid=1w8ug6m4z27ze
“elbette seni inciteceğim. elbette beni inciteceksin. elbette birbirimizi inciteceğiz. ama bu varoluşun mutlak koşuludur. bahar olmak, kışın riskini kabul etmek demektir. var olmak, var olmama riskini kabul etmektir.”
Bir dakikanızı ayırın;
Wattpad uygulamasını biliyorsunuzdur belki, amatör yazarların hikaye paylaştığı, Türkiye'de de çoğunlukla 10-18 yaş aralığındaki genç kızların kullandığı bir platform. Geçenlerde bir arkadaşım bu uygulamadaki ‘Benimle Yan’ isimli hikayeyi gösterdiğinde kelimenin tam manasıyla dehşete düştüm. Kısaca hikayeden bahsetmek istiyorum, ana erkek karakter Ayaz, yakışıklı ve inanılmaz zengin, kız ise 17 yaşlarında, Masal isimli güzel bir kız. Ayaz karakteri hikaye boyunca sürekli olarak kıza sahip olmakla ilgili göndermeler yapıyor, sürekli aşağılıyor ve kızı sıkıştırıp duruyor. Bir noktada yazarın tabiriyle elinin izi çıkacak bir tokat bile atıyor. Maço erkek kalıbı altında sürekli olarak kıza şiddet uyguluyor. Ve asıl rahatsız edici kısma henüz gelmedim. Hikayeye göre Ayaz karakteri geçmişte uyuşturucu bağımlısıymış. Bir gün madde etkisi altındayken bir kıza tecavüz etmeye çalışmış, tecavüz etmemiş olsa bile kız yaşadığı travma sonucu intihar etmiş. Ayaz ise kendini şu şekilde savunuyor. “Tecavüz etmedim, kalkıştım.” Ve meselenin üzeri kapanıyor. Bu noktadan sonra söylenecek hiçbir şey yok aslında. Siz belki şu an sadece bir senaryo, hayal ürünü görüyor olabilirsiniz. Fakat ben Türkiye'de yaşayan bir genç kız olarak bu sahnelere baktığımda sadece her gün binlerce kadının yüz yüze geldiği gerçekleri görüyorum. Hava karardıktan sonra dışarı çıkmaya çekinen kadınları, dolmuşa taksiye tek başına binmeye korkan kadınları, kocasından sevgilisinden sürekli şiddet gören aşağılanan hatta öldürülen kadınları, devamlı tecavüze uğrasa da yardım istemeye korkan ve dayanamayıp intihar eden kadınları, hatta etrafındakiler tarafından istismar edilen kız ve erkek çocukları görüyorum. Özgecan'ı görüyorum, Cansel'i görüyorum, Aysun'u görüyorum, Elif'i görüyorum, Münevver'i görüyorum… Fakat okuyanlar göremiyorlar, neden dersiniz? Çünkü Ayaz sırf yakışıklı, sırf zengin, maço, her kızın hayallerini süsleyen erkek diyerek yaptığı her şeyi normalleştiriyor hatta karaktere sempati beslenmesi sağlanıyor. Ayaz'ın yaptıklarını bir dolmuş şöförü yaptığında olayın adı ‘Özgecan’ oluyor. Zengin olması, yakışıklı olması, ‘tecavüz etmeye kalkıştım ama etmedim’ bir kabullenme, hoş görme, indirim sebebi olamaz. Bunu okuyan 10-18 yaşları arasındaki genç kızların aklına hastalıklı bir algı yerleştiriyor. ‘Seni dövebilir, aşağılayabilir, küfreder hatta ve hatta tecavüz eder ama hakkıdır.’ Türkiye, kadına şiddette, tacizde, tecavüzde, cinsel istismarda ilk sıralarda gelen bir ülke. Ve biz ‘erkektir yapar’ algısını yerleştirmeye ve alkış tutmaya devam edersek bu asla değişmez. Her gün binlerce kadını kaybetmeye devam ederiz, belki kocası sarhoştur, belki yemeğin tuzu azdır, belki canı sıkkındır, belki, belki, belki… Bu hikayede bahsedilen kişi ve kurumlar hayal ürünü değildir. Hepsi yitip gitmiş kaybedilmiş birer candır. Boşverme, bir sefer olsun boşverme. Çünkü ben Türkiye'de bir kadınım ve ne ucuz bir hikayeye, ne de gazetelerde 3. sayfa haberlerine konu olmak istiyorum. Ben kadınım ve sadece sokakta özgürce yürüyebilmek istiyorum. Ben kadınım ve fazlasını değil, sadece yaşamak istiyorum. Hikayeyi okuyan milyonlarca insandan yalnız biri bile bu yazıyı okuyor ise bilmesini isterim, şiddeti normalleştiren her bir söz özgürlüğümüze küfürdür ve insan dövebildiği kadar değil, sevebildiği kadar güçlüdür.
Bu ve benzeri sorular ve hikaye ile alakalı savunmalara açıklık getirmek istiyorum. Neden karşılaştırılamasın ki? İşte asıl gözden kaçan ve vurgulamak istediğim nokta bu. Suçu işleyen kişinin ‘Ayaz’ olması; suçun affedilmesi, kabullenilmesi ya da normalleştirilmesi için bir sebep olamaz. Hikayede Ayaz karakteri, genç bir kıza tecavüz etmeye “kalkıştığı” için, kızın yaşadığı travma sonucu intihar ettiğinden bahsediliyor. Bahsedilen karakter yakışıklı, zengin, çekici, güçlü yada benzeri birçok olumlu özelliğe sahip olarak betimlense de, bu kişinin bir genç kıza rızası olmadan dokunmaya çalıştığı ve ilişkiye zorladığı gerçeğini değiştirmez. Ve bu ve benzeri sebeplerin hiçbiri ölmüş bir genç kızı geri getirmek yada ailesini teselli edebilmek için yeterli olmayacaktır. Asıl vurgulamak istediğim mesele şu: Eğer bir birey, herkesin başına gelebilecek tecavüz olayının herhangi bir sebeple açıklanabilir ya da kabullenilebilir olduğunu iddia ediyorsa, ve herhangi bir sebeple tecavüze ‘teşebbüs’ etmiş birini savunulabileceği algısına sahipse, bu suçun normalleştiği anlamına gelir. Ayaz karakterini haklı çıkarabilecek açıklamaları değerlendiriyorsak, öğretmeni Bayram Özcan tarafından tecavüze uğradığı için intihar eden 17 yaşındaki Cansel Buse Kınalı'yı nasıl değerlendireceğiz? Bayram Özcan'ı haklı çıkarabilecek bir sebep görebiliyor musunuz? Varsayalım Bayram Özcan özünde iyi bir insan ise, yakışıklı, zengin, güçlü, çekici ve pişman ise bu yaptığını telafi eder mi? Elinizi vicdanınıza koyup düşündüğünüz taktirde hikayede bahsedilen olay ile yaşanmış mesele arasında fark olmadığını göreceksiniz. Çünkü kişiler ve isimler değişse de tecavüz ve ölüm sabit kalıyor. Asıl soru, Bayram Özcan'a tiksinerek bakarken, Ayaz'a sempati duyulmasını sağlayan ayrıcalık nedir? Algı. Sizden tek bir ricam var. Bir kere için olayı Ayaz'a ona aşık olan 'Masal’ karakterinin gözünden değil, tecavüze uğrayan genç kızın gözünden hayal edin. Hayatınızı mahveden tecavüzcünün 'romantik’ öyküsünü gülümseyerek okuyabilecek misiniz? O zaman da unutabilecek, affedebilecek, hoş görebilecek misiniz? Algı. Tüm bunlardan bahsederken amacım hayali bir karaktere, yazara ya da bunu okuyan kimselere karşı nefret uyandırmak değil. İsimlere takılmayın, çünkü Ayaz odak değil sadece bir temsildir. Şiddetin hiçbir dozunun normalleştirilmemesi, benimseme ve sahip olma arasındaki farkın anlaşılması, beden dokunulmazlığının tanınması, insan haklarının ve ahlakının kutsallığı ve benzeri tüm olguların; bir dizi sahnesinde, beyaz perde üzerinde, hatta bir kitabın sayfalarında, kısacası hayatın içinde varlığını koruyabilmesi için bazı meseleler üzerinde 'farkındalık’ oluşturmak gerekir. Bu noktada bizim sessiz kalmak bir seçenek olamaz, zira yanlışa karşı durmayan, yanlışa ortak olur. Sonra her gün bir genç kız daha canından olurken, tek yapabildiğin sosyal medyada ölenlerin resimlerini paylaşmak olur. “Unutmayacağız” dersin ve “Ayaz'ların” hikayelerini okumaya devam edersin. Ta ki tenha bir sokakta sana yaklaşan ayak seslerini duyduğun geceye kadar. O gün senin resimlerini paylaşırlar, çok geçmeden unutulurlar. Sen unutamazsın.
Bugün yine bu yazıdan bildirim aldım. İlginç bir “nostalji” oldu benim için. Bazı şeyler ne kadar çok değişti. Bazı şeyler ne kadar da aynı.
Tarihe not düşelim o zaman.
Bugün 1 Nisan 2020.
Bu yazıyı yazdığımda 18 yaşındaydım, şu an 22 yaşındayım.
Bahsi geçen hikaye o dönem, yanlış hatırlamıyorsam, 34 milyon okunmuştu. Bugün itibariyle 148 milyon okunmuş ve kitap olmuş.
Geçen 4 senede buna benzer kaç hikaye çıkmıştır ve kaç milyon kişi tarafından okunmuştur bilemiyorum.
Bildiğim başka bir şey var.
2016 yılında 328 kadın öldürüldü.
2017 yılında 409 kadın öldürüldü, 332 kadın cinsel şiddete uğradı.
2018 yılında 440 kadın öldürüldü, 317 kadın cinsel şiddete uğradı.
2019 yılında 474 kadın öldürüldü.
2020 yılının ilk üç ayında 78 kadın öldürüldü.
Birkaç gün önce Rize’de bir kadının sokak ortasında boğazı kesildi. Bundan kısa bir süre önce de bir genç kızın evinin önünde kalbine bıçak saplanmıştı. Bundan kısa bir süre önce de bir kadının, çocuğunun gözü önünde boğazı kesilmişti. Bundan kısa bir süre önce de genç bir kız bir gökdelenin tepesinden aşağı atılmıştı.
Kadın cinayetlerinin failleri genelde sevgililer, eşler ve eski eşler.
Şiddetin miktarı ve dozu artmaya devam ediyor.
Hayatın her alanında yaşam mücadelesi veriyoruz.
Ama kazanacağız.
Umutluyum, umutluyuz.
Her gün biraz daha yüksek çıkıyor sesimiz.
El birliği ile boğacağız bu karanlığı.
Kolay olmayacak ama başaracağız.
Buraya bir sonraki gelişimde “kazandık” yazabilmek umuduyla…
“Sınavdan yine düşük alırsın kesin böyle çalışmazsan.”
“seninle ilk kez yan yana geldiğimizde kavuşamadığımızı anlamıştım. vedalaşmak da gereksizdi bu yüzden.”
“Hayat geç kalmayı affetmiyor.”
“Çok karışığım. Bir yanım olabildiğince huzursuz ve yorgun. Diğer yanım mucizelere ve düşlerin gerçek olabileceğine halen inanıyor ve heyecanını koruyor. Bu iki yan arasında ben, eziliyorum.”
Sevenler birbirlerine yara izlerini gösterirler. Sana ruhumu açmadan önce bil ki incinebilirim demek için.. çünkü en çok sevdiklerin yaralar seni.
KİTAP ÖNERİLERİ ;
1. Aişe • Sibel Erarslan (Roman baya kalitelisinden)
2. Ballı Çörek Kafeteryası • Zeynep Cemali (Çocuk kitabı deyip geçmeyin adı ile müstesna tatlı bi okumalık)
3. Don Kişot • Cervantes (klasiklerin klasik olmasının bi sebebi var)
4. Eyfel Kulesi Kadar Kocaman Bir Bulutu Yutan Küçük Kız • Romain Puértolas (henüz başladığım, büyük umutlar beslediğim kitap)
5. Günübirlik Hayatlar • Irvin D. Yalom ( Psikoloji ve öykü hatta ikisini birden sevenlere)
6. Hijyenik Aşklar • Yılmaz Erdoğan (Denemeler)
7. Hikayem Paramparça • Emrah Serbes (Anlamı büyük, hem yazara vefa borcudur, okuyun :)
8. Korkma Ben Varım • Murat Menteş (polisiye roman diyelim, ama listenin gözbebeği okumayan kalmasın)
9. Lord Arthur Savile'in Suçu • Oscar Wilde (öykü, zeka ironisi)
10. Sırça Fanus • Sylvia Plath (Kim üzdü bu kadını bu kadar?! Diyerek bitirilen iyi bi eser)
“Hayat kısa, kuşlar uçuyor.” -Cemal Süreya “Kuşlar uçarlar uçarlar, insanlar vardı sanır.” -Cahit Zarifoğlu “Belki bütün kuşlar uçar, belki değil mutlaka.” -Turgut Uyar “Kuşlar boşluk boşluk uçtukça bir şey hızla duruyor.” -Edip Cansever “Kuşlar gelsin hafız; Onlara dair kötü hatıraları yoktur gökyüzünün. Onlar intihar nedir, ihanet nedir bilmezler.” -Bekir Erdoğan “Mevsimi aşka çağıran kuşların nerde senin…” -İsmet Özel “Yüreğinde ki yaralara kuş olayım, Her şeyi düzeltip lütufkarca uçayım.” -Özmen Yıldız “Takınsam kanat manat, kuş muş olsam, seğirtsem.” -Necip Fazıl Kısakürek “Kuşlar Peru’ya ölmek için uçar.” -İlhan Berk “Bir çocuğun, kuş olduğunu düşünmeye hakkı vardır. Tabii bu biraz tehlikelidir. Özellikle arka balkonlarda manasızca oturmayı seviyorsa. -Emrah Serbes “Utanın; kuşlar uçuyor, uçaklar düşüyor.” -Özdemir Asaf “Ah beni vursalar bir kuş yerine.” -Sezai Karakoç “Ve sen kuş olup gidersin.” -Tarık Tufan “Kuşlar mı ki, çok şey denildi şair dilinden.” -Ahmet Telli “Dön bana ve dinle, kuşlar uçuşuyor içimde.” -Erdem Beyazıt “Göçmen kuşlar gibi çok uzaklardan. Gel artık. Ne olursun.” -Yavuz Bülent Bakiler “Kuşlar ölürse yere düşerler, yere düşerler ve onları hep Zehra toplar.” -Âh Muhsin Ünlü “Yüreğinden beyaz kuşlar uçardı yüreğime.” -Haydar Ergülen “Bir yastık arıyorum kuş seslerinden.” -İbrahim Tenekeci “Uçan kuşlar konsun senin göğüne.” -Murathan Mungan “Konuk et, kanatları kanatılmış kuşlar getirdim sana.” -Yılmaz Odabaşı “Ah bu kuş, bu gidişle, uça uça gök bırakmayacak öteki kuşlara.” -Cahit Koytak “Kuşlar geçiyor, derken; yükseklerden, sürü sürü, çığlık çığlık.” -Orhan Veli Kanık “Siz söyleyin garipliğimi kuşlar.” -Cahit Sıtkı Tarancı “Kuşlar gibi yalnız, yapayalnızdım açıkta.” -Yahya Kemal Beyatlı “Hasretsiz bir kanat şakırtısına, mavi gökte kuşlar yine uçar mı?” -Ahmet Hamdi Tanpınar “Sen gittin gideli kuşlar anlamaz görünür.” -Hilmi Yavuz “Canımla besliyorum şu hüznün kuşlarını.” -Cemal Süreya “Kuşlar da kaderle uçar.” -Cahit Zarifoğlu “Öyle güzelsin ki, kuş koysunlar yoluna.” -Nilgün Marmara “Kuş ölür, sen uçuşu hatırla.” -Füruğ Ferruhzad