Konuşmaya ne lüzum vardı? Bütün güzel laflardan ve hoş insanlardan sıkılan bu mahlukları, birbirlerinin sessiz mevcudiyeti, yorgunluk verecek kadar doyuruyordu.
Three Goblin Art

pixel skylines
Aqua Utopia|海の底で記憶を紡ぐ

shark vs the universe

oozey mess

roma★
trying on a metaphor

Andulka
TVSTRANGERTHINGS
Show & Tell
PUT YOUR BEARD IN MY MOUTH
Peter Solarz
official daine visual archive

izzy's playlists!
Monterey Bay Aquarium

@theartofmadeline
sheepfilms
Xuebing Du

Origami Around

blake kathryn

seen from Mexico
seen from Mexico

seen from United States

seen from United States
seen from United States

seen from United Kingdom
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from Italy
seen from United States
seen from United States

seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from Bangladesh

seen from United States

seen from United States

seen from Malaysia
seen from United States
@psikolojikseanslar
Konuşmaya ne lüzum vardı? Bütün güzel laflardan ve hoş insanlardan sıkılan bu mahlukları, birbirlerinin sessiz mevcudiyeti, yorgunluk verecek kadar doyuruyordu.
Şimdi konuşmuyorum, seneler sonra da konuşmayacağım. Hiçbir zaman karşılarına geçip intikam almayacağım. Düştüklerinde iyi olmuş bile demeyeceğim. Benim kelimelerim sesimden çıkıp kimseye çarpmayacak. Keşke bunun anlamını biraz olsun bilseydiniz.
O kadar güçsüzüm ki sesim bile çıkmıyor Saat üçtür belki dört uyusaydım ya keşke Uyanmaktan korkmasam yüz yıl uyurum sanki Ağaçlar, evler, kuşlar bile uykuda Bir garip, bir tuhaf, bir huysuzum ki sorma. Sana söyleyemediklerimi bak gaybına söylüyorum İçinden konuşma! Bu yeryüzü bu gökyüzü iyi güzel amenna Her işte bir hayır var doğru bunları geçmeyelim Ama bıktım artık şerden hayır damıtmaktan Misal şimdi yan yana uyumak var Uyumamakta hayır var da Uyumakta ne mahsur var
İnsan umutsuzluk içindeyken yeniden seçim yapar ve o zaman neyi seçer; kendini seçer.
“Sen gidersen ah, yeşiller siyah Benim kalbim de susar bir sabah”
Bir metaforu kanıt, bir laf kalabalığı selini temel gerçekler pınarı, kendimizi de kahin sanma aptallığına düşmek doğamızda var.
Zedka bir an ona her şeyi anlatabileceğini düşündü, ama sonra vazgeçti; insanlar hiçbir zaman kendilerine anlatılanlardan bir şey öğrenmezler, kendi çabalarıyla öğrenirler yalnızca.
Ancak bunlar "anlatılan” öykülerdi, "yaşanan" değil. Bu meslekte geçirdiği onca yıldan sonra hep aynı soruyu soruyordu: İnsanlar farklı olmaktan neden bu kadar korkarlar?
“Onlar biraz terk edilmiş Biraz küskün çocuktular “
Fazla itiraz gerçeğin itibarını düşürür.
Tüm ömrünü bir şeyler bekleyerek geçirmişti zaten; babasının işten eve dönmesini beklemek, sevgiliden gelecek, ama hiç gelmeyen mektubu, yıl sonu sınavlarını, treni, otobüsü, telefonu, tatilleri, tatillerin sonunu beklemek, hep beklemek. Şimdi de kendisiyle önceden randevulaşmış olan ölümü beklemek zorundaydı.
Herkes ölünce ardında bir şeyler bırakmalı, derdi dedem. Bir çocuk, bir kitap, bir tablo, inşa edilmiş bir ev veya duvar, yapılmış bir çift ayakkabı. Veya ekilmiş bir bahçe. Elinin bir şekilde dokunduğu bir şey, öldüğünde ruhunun gideceği bir yer olsun diye; böylece insanlar ektiğin o ağaca veya çiçeğe baktığında, sen orada olursun. Ne olduğu önemli değil, dokununca onu değiştirdiğin ve ellerini çektiğinde sana benzeyeceği bir şeye dönüştürdüğün sürece, derdi. Sadece çim biçen adamla bahçıvan arasındaki fark dokunuştadır, derdi. Çimleri biçen adam orada hiç olmamış gibidir; bahçıvansa bir ömür boyu orada olacak.
Seni bir kere öpsem ikinin hatırı kalıyordu İki kere öpeyim desem üçün boynu bükük
Kaostan beslenemeyip, sakinlik ve huzur insanı olduğum için üzgün değilim. Sadece bulunduğum yer bana uygun olmadığı için üzgünüm. Keşke böyle olmasaydı. Oldu. Biraz daha dayanmalıyım. Az kaldı.
Yasaklar davet gibi çağırdı olmazlara
Bir insana onu sevdiğini hissettirdiğinde gerçekten C. Bukovskinin dediği gibi olur ve “Onun gözünde senin dışındaki her şey değer kazanır.” ama siz yine de hissettirin. Çünkü gerçeği anlamak sevmekten ve sevilmekten daha değerlidir.
Kaplanlar kadar kana susamış insanlar vardır. Böyleleri yaradılıştan aralarında hiçbir fark bulunmayan, hatta İsa'nın kanununa göre kardeşleri sayılanların vücutları, kanları, ruhları üzerinde şu ya da bu şekilde sınırsız bir egemenlik kurduklarında, eziyet etmekten bir an geri kalmazlar. Zulüm bir alışkanlıktır; insanda bu alışkanlığın kökleşmesi, sonunda hastalığa dönüşmesi mümkündür. Sarsılmaz inancıma göre, en iyi bir insan bile alışkanlıkla, sanki bir hayvanmış gi bi kabalaşıp o derece aptallaşabilir. Kanla, kudretle mest olur; hoyratlığı, ahlaksızlığı, içindeki kötülüğü büsbütün geliştirir; aklı, duyguları kesinlikle doğal olmayan hareketleri yadırgamaz ve sonunda bundan zevk almaya başlar. Bir zalimde hem insanlık hem de vatandaşlık tamamıyla yok olmuştur; yeniden onurlu bir insan olması, pişmanlık duyup eski hayatına dönmesi hemen hemen imkânsızdır artık. İşin asıl kötü yanı, böyle bir başına buyrukluk kolayca topluluğa sirayet edebilir; kudret, son derece ayartıcı bir şeydir. Toplum da böyle bir etkiye kayıtsız kalırsa, bu alışkanlığın toplulukta kökleşmesi işten bile değildir. Kısacası, bir insana kendi benzerine fiziksel ceza verme hakkının tanınması topluluğun yaralarından biridir; bu yara bir yandan o topluluktaki özü ve vatandaşlık duygusunu kemirirken, öte yandan önüne geçilmez bir düzensizliğe de yol açar.