kaçtığım her şeyin benden hızlı koşması ne fena.

titsay

No title available
Sweet Seals For You, Always
Sade Olutola
The Stonewall Inn
Game of Thrones Daily
Noah Kahan
taylor price
h

No title available
No title available

Origami Around

pixel skylines
let's talk about Bridgerton tea, my ask is open
Doug Jones
NASA
$LAYYYTER

bliss lane

PR's Tumblrdome
I'd rather be in outer space 🛸

seen from United States

seen from Canada

seen from Argentina

seen from Türkiye
seen from United States
seen from Malaysia

seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from Argentina
seen from Bangladesh
@ruhcentigi
kaçtığım her şeyin benden hızlı koşması ne fena.
geceyi sevmiyorum; gece beni benden daha iyi tanıyor. her sessizlikte adımı yeniden öğreniyor, her karanlıkta unuttuğumu sandığım acıları usulca önüme bırakıyor. insan, en çok sustuğu cümlelerin ağırlığında yaşlanıyormuş. bunu hiçbir takvim yazmıyor. bir zamanlar kalbimin de bir evi vardı. şimdi kapıları açık, pencereleri kırık. giren rüzgâr değil; hatıralar. neyi dışarıda bırakmaya çalışsam, dönüp dolaşıp içime yerleşiyor. meğer bazı gidişler bir insanı eksiltmiyor; ona ait sandığın bütün anlamları sessizce söküp götürüyormuş. artık kimseye "kal" demiyorum. çünkü kalmak, söylenerek gerçekleşen bir şey değil. gitmeye niyeti olanın ayak sesleri, vedasından çok önce duyuluyor. ben bunu, beklemenin duvarlarında öğrendim. şimdi içimde adı konulamayan bir mevsim var. ne tamamen kış, ne de bahar. bir tarafım hâlâ çiçek açmaya çalışırken, öteki tarafım çoktan toprağa karışmış gibi. belki insanın ruhu bir gün iyileşmez; yalnızca acısıyla aynı dili konuşmayı öğrenir. o yüzden bazı yaralar kabuk bağlamaz. bazı yaralar, insanın karakteri olur.
sesler hiç susmuyor. çok kızgınlar birbirlerine. sanki kurtulmak istiyorlar; kendilerinden, yaşamaktan, acı çekmekten. sesler, yükseliyor. korku yayılıyor etrafa. pusuda bekliyor acı. sesler yine yükseliyor. ellerim titriyor, durduramıyorum. sesler yakınımdan geliyor, çok yakınımdan. uzaklaşıyorum. siniyorum bir köşeye. nerde olduğumu anlamıyorum. sesler izin vermiyor. sussunlar istiyorum, yeter diyorum yeter artık. sesler gidiyor. fısıltıya dönüşüyor, ben korkuyorum. bu sefer bileğimdeki sızı kendini belli ediyor. koca bir çizik, derin. çok derin. kim yaptı bilmiyorum. saçlarım, yolmak istiyorum hepsini, tek tek. yalnız kalmak istiyorum. duvarlar, artık beni sevmiyor. kimse saçımı okşamıyor. ben dönemiyorum, dönemiyorum beş yaşıma. korkuyorum, çok korkuyorum. kimse görmüyor, kimse bilmiyor. acım büyüyor ve ben her geçen gün ölüyorum.
"intihar krokileri ile zorla sabahı ettim."
empatiden yoksun molozlar arasında tükeniyorum umarsızca.
duvarlarım var, diyorsun; elbette var. evsin sen, benim evimsin.
nefesimin kesildiği, sigarayla ciğerimi ısıttığım vakitlerden yazıyorum. hep yazmak istediğim anlarda yazamadım, konuşmam gereken zamanlarda konuşamadım. her şeye ve herkese geç kaldım, yaşama olduğu gibi. gitmek istediğim anlarda hep oturdum, kalkamadım dizlerime derman bırakmadılar. ölmek istedim kapılarımı kilitlediler, birkaç ilaca, sigaraya ve duvarlara hapsettiler. ağlayamadıklarımı, anlayamadıklarını duvarlara bıraktım. yolun sonunda, merdivenin son basamağındayım. bir adım daha atsam karanlıkta en dipteyim. kafamın ta en derinlerinden bağıran bir ses, zihnimi işgal eden birkaç anı, küllüğümde yer bırakmayacak kadar acıtan çaresizlik. ötesini sorarsan ötesi toprak, ötesini günah.
sevgili günlük, insandan örülmüş duvarlar arasında yalnızım. bu ilk değil ve son da olmayacak.
“ben alnımı dayadığım ilk duvarı hatırlıyorum ibrâhîm, ilk taşın soğuğunu, ilk kalakalmayı. zihnim unutkandır, kabul. ama şuram asla.”
ev diye sırtını yasladığın duvar sırtına yük oldu
bir kere ağladıysan üç kere gülecek, on yedi katlı binan yıkıldıysa on sekiz katlısını yapacaksın, elli beş kez düştüysen elli altıncı kez kalkacaksın. bazı savaşlar böyle kazanılır.
bir şarkının köşesine oturup ağladım.
duvarlarımı boyadım ama çatlakların yeri hala aklımda.
yıllar geçecek ismail abi, ben hep onda kalacağım ama o hiç bana gelmeyecek. gelir deme abi. tanırım ben onu, bir daha uğramaz bile sokağıma. gelmeyecek abi. bu gerçek bana doğum günümde iki paket sigara yaktırdı. gelmeyecek abi. bu gerçek beni iki yıl önce sokak ortasında ağlattı. abi gelmeyecek diyorum bakma bana öyle. sen öyle bakınca belki diyorum hani. o belki'ler beni on yedimde on yedi yerimden vurdu ismail abi. bakma bana öyle abi. bakma.
kaçmaya çalıştığım cehennemi taşıyorum içimde.
kin de tutabilirim ama ellerin tercihim.