“Omzundan bir melek olacağım, günahlarımızı sayacağım. Ve sonra hepsini öperek iyileştireceğim.”
~~~
“Günahın günahım, günahım günahın. Ve ben hepsini kabul ettim.”
Show & Tell
No title available

Origami Around
PUT YOUR BEARD IN MY MOUTH
2025 on Tumblr: Trends That Defined the Year

izzy's playlists!
Lint Roller? I Barely Know Her

⁂

Discoholic 🪩
Game of Thrones Daily
will byers stan first human second

blake kathryn
he wasn't even looking at me and he found me
styofa doing anything
Aqua Utopia|海の底で記憶を紡ぐ
One Nice Bug Per Day
Jules of Nature

ellievsbear

JBB: An Artblog!

No title available

seen from Australia
seen from United States
seen from Germany

seen from United Kingdom

seen from Brazil
seen from Brazil

seen from United States
seen from Thailand
seen from United States

seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from Germany
seen from United States
seen from United States
seen from United States
@ruhlarinritmi
“Omzundan bir melek olacağım, günahlarımızı sayacağım. Ve sonra hepsini öperek iyileştireceğim.”
~~~
“Günahın günahım, günahım günahın. Ve ben hepsini kabul ettim.”
Bazen bazı şeylerde kolay kolay cesaretimizi bulamayız, yüzleşmek çok zor gelir. Ağlarız, susarız, ayağımız o yöne adımlamaz.
Kalbin sızlar. Kendi kendine yapamam dersln.
Kendin kendine inanmadığında ne önemi kalıyor bilmiyorum.
Wattpad 2016 kitapları diye bir yargılama sistemi var. Benimle yan kitabı mesela. Evet, o dönemler de yazılmış olabilir fakat bakıldığında oradaki dertler şuan ki dertlerimizle uyuşmadığı için bize kötü geliyor. Ya da şakalar eskimiş olabilir. En önemlisi ise düşünceler.
Düşüncelerimiz kitaplara o kadar yansıdı ki elenmek için, kafamızı gerçeklerden uzaklaştırıp rahatlamak için okuduğumuz kitaplar gittikçe bell bir kalıma girmeye, kendini tekrarlamaya ve distopyalaşmaya başladı.
Hayat her zaman istediğimiz gibi işlemiyor. Bazen çok ağırlaşıyor, sanki üstümüze çöküyor. Çok ağır şeylerin üstesinden geldiğimiz her an dahada yıpranıyoruz. Ama hayır. Biz güçsüz değiliz, sadece yorulduk. O kadar çok yorulduk ki güçsüzüz sandık kendimizi. Çabalayıp elde edemediğimiz sonuçlar, yanılsamalar gibi düştü üzerimize.
Bu hayatta çok sevdiğim yedi kişi bana çok şey öğretti. En önemlisi ve ilki her şeyden ve herkesten çok kendimi sevmenin önemiydi. Ben daha tam olarak kendimi sevemedim. Ama önemini çok iyi biliyorum.
İkincisi, arkana bakmadan devam etmekti. Ne olursa olsun, ne kadar büyük olursa olsun yaptığın her hata arkada kalmıştı artık ve geriye bakmanın bir önemi yoktu. İlerlemek, önüne bakmaktan geçiyordu. Nasıl pişman olursan ol, nasıl üzülmüş olursan ol.
Üçüncüsü ise asla yalnız olmadığımdı. En çok korktuğum şeyin gerçek olmamasıydı. Çünkü yalnız kalmak istiyorum dediğim anlarda bile onlar hep yanımdaydı. Bunu çok iyi biliyordum.
Hayat büyük bir deniz aslında. Biz ise sadece yüzmeyi öğreniyoruz. Ve çok sevdiğim bir insan bana şöyle demişti: "Bende düşündüm, bir kere. Ama sana şunu söyleyeyim. Hayat eğlenceli, hayat yaşamaya değer."
Ona güvenin. Hayat yaşamaya değer.
“Şiddetle başlayan hazlar şiddetle son bulur. Ölüm olur zaferleri, öpüşürken yok olan ateşle barut gibi.”
Romeo ve Juliet, William Shakespeare
“Ruhu çok ağrıyordu, her zaman gülüyor olmuş olsa bile.”
Şeker Portakalı.
Lunar etiketini çok istiyorum aşırı iyi ya
Peki bitti mi tüm imkanlar?
Herkesin bir hikayesi var. Senin hikayen ne?
Benim hikayem demir parmaklıklar gibi olan kablolar.
Bazen hayat çok garip geliyor bana. İnsanların ne amaçladığını anlamak o kadar zor ki. Mutsuz olanlar neden mutsuz? Düşününce bunun tekrardan genelde bir insan veya insanlar yüzünden olduğunu anlamak zor olmuyor.
Peki mutlu olanlar neden mutlu?
Ölüm, çok kolay geliyor dilimize. Oysa o kadar zor ki... Bunu ise sadece birini kaybettiğimiz zaman, geri dönüşü olmadığında anlıyoruz.
Bazı zamanlar kurtuluş olarak görüyoruz ama değil, kurtuluş olacak kadar güzel değil. Ardında sevdiklerini bırakacak kadar kötü. İçindeki acıları çözmek yerine kaçmak asla çözüm değil, asla çözülmemiş sorunların acısı artık ruhuna kazınmıştır, bedenine değil.
Şimdi dışarı çık ve bak. Güneş hâlâ doğuyorsa, kuşlar ötüyorsa, bir melodi kulağına hoş geliyorsa, bir hayvanın başını okşayabiliyorsan, çiçekleri koklayabiliyorsan, geceleri ay ve yıldızları seyredebiliyorsan, okumak istediğin kitaplar varsa, içindekileri yazmak istiyorsan, bir spora tutkuyla bağlanmak istiyorsan, bir şarkıyı tekrar tekrar dinlemek istiyorsan, bir koleksiyon yapmak istiyorsan, birine sarılmak istiyorsan hâlâ bir umut vardır.
Unutma, bu hayatı başkaları yönetmiyor, sen yönetiyorsun. Senin hayatın, senin karaların.
Çok düşündüm. Cidden. O kadar çok düşünüyorum ki bu sıralar, bir şeyleri o kadar çok kafama takıyorum ki hayatıma odaklanamıyorum.
Kendimi sorguluyorum bazen. Neden böyleyim? Diye. Gerçi bunu hep sorguluyorum.
İnsanları sorguluyorum sonra. Bana neden böyle dedi? Diye. Sonra nefret ediyorum kendimden.
Tekrar tekrar kendimi suçluyorum.
Oysa bende insanım.
Benimde duygularım var.
Ve gerçekten... İyi olmak istiyorum.
Kitap kokusu kadar samimi olan bir koku bulamadım daha. Eski kitapların yapraklarının sarılığı kadar samimi bir renk de görmedim hayatımda. Kimse kitap kadar sıcak sarılmadı bana. Oysa insanlar ne için vardı?
Mükemmel İnsan.
Hayatlarımız boyunca hepimiz mükemmel bir insan istemişizdir bizim olan. Bu insan nerededir hep sorarız, ararız. Lakin bence asıl soru: Var mıdır gerçekten de?
İdeal insan bizim ütopyamızdır. Ulaşmak ona mümkün değildir, gerçekleşmesi bile mümkün değildir. Bir insan hem içten hem de dıştan kusursuz olamaz. Güzel görünen biri içten içe kötü olabilir mesela. Ama ikisine de aynı anda rastlayamazsınız.
O kusursuz sandığımız insanların bile kusurları vardır. Sadece biz görmezden geliriz, bize kusur gibi gelmeyebilir. Bu durumda başkasına kusur gibi görünebilir.
Oysa sizin görmezden gördüğünüz kusurların hepsi sevgidendir. İçlerinde sevgi bulundurmayan insanlar her şeyde kusur bulur. Duygularının olmadığını düşünen insanlar dünyaya renksiz bakar... Siyah ve beyazında bir renk olmasına rağmen.
Her intihar eden ölmek istemiş miydi gerçekten?
İntihara teşebbüs değil
Tebessüm ettim dün gece
Ölmek mi?
Ölmek ne kelime
Parmak uçlarıma kadar aşık oldum sadece.
Bazı hisler vardır, sizde boşluk hissi yaratır. Bu boşluğu ise sadece gözyaşlarınızla doldurursunuz. Çünkü ağlamaktan başka bir şey gelmez elinizden.
Birine isteyip de dokunamamak gibi. Dokunmak istersin ama yoktur, elin havada boşlukta kalır, sarılmak istersin ama hissettiğin tek şey sırtındaki yalnız soğukluk olur. Bakmak istersin, ama yoktur işte karşında. O zaman da yaptığın tek şey duvarı seyretmek olur, hayalinde o duvara çizersin o insanı.
Bazense alınan sözler acıtır, o söyler için uzun zaman bekleyeceğini bilmek acıtır, içini bir boşluk hissi kaplar. Gözyaşların yanaklarından süzülürken tek yapacağın şey başını hafifçe sallamak olur. Sesin çıkamaz o an, kalbinin en derin yerlerine gömülür. Hıçkırıkların her seferinde ciğerini yakar. Ama dediğim gibi, ne gelir elden ağlamaktan başka?