Müslümanlar için, olağanüstü durumlar söz konusu olsa bile, ilim tahsili aralıksızdır.
Cahit Zarifoğlu
hello vonnie

shark vs the universe
Jules of Nature
Xuebing Du

Product Placement

tannertan36

@theartofmadeline
2025 on Tumblr: Trends That Defined the Year
🪼
Today's Document
art blog(derogatory)

blake kathryn
Not today Justin
DEAR READER
PUT YOUR BEARD IN MY MOUTH

oozey mess

Kaledo Art

Origami Around
occasionally subtle
No title available

seen from Malaysia
seen from Poland

seen from Türkiye

seen from Spain

seen from United States

seen from Indonesia

seen from Singapore
seen from United States
seen from Brazil
seen from United States

seen from Indonesia
seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from United States

seen from United States

seen from United States
seen from United States
@sadbur2004-blog
Müslümanlar için, olağanüstü durumlar söz konusu olsa bile, ilim tahsili aralıksızdır.
Cahit Zarifoğlu
İkiz kızlarım beş yaşındaydılar. Keçinin kurban edilişini seyrederken ağlamaya başlamışlardı. Bunu kızlarıma nasıl anlatmalıydım? "Kestiğimiz keçi vardı ya,işte onu kesen amca tam bıçağı keçinin boynuna değdirdiği anda,Yaratıcımız keçinin ruhunu alıyor ve cennete koyuyor." "Şunu sorabilirsiniz:Kesilirken neden çırpınıyor? Çırpınması illa da canının çok acıdığı anlamına gelmez. Bazen bizim araba da ani fren yapınca sallanıyor ya,canının acıdığı anlamına gelmiyor,değil mi? Keçinin boynunda, beyninden çıkan sinirler var. Bıçakla bu sinirler kesilince beyindeki bir mekanizma harekete geçiyor ve hayvan çırpınıyor. Bu doğal bir tepki." "Kesilenin,aslında hayvanın kendisi değil,beden elbisesi olduğunu aklımdan çıkarmam. Debelenmesinin de omuriliğinin kesilmesine bağlı olduğunu unutmam. Her şeyin sahibi O ise, O sahibi olduğu varlıklara karşı merhametlidir." "O'nun merhametinden fazla merhamet,merhamet değildir."
Her insan, evlilikte önce bir bireydir. Her birey önce kendisini sorgulamalıdır. Karşı tarafla mahremiyetin paylaşılacağı bir hayat, Yaratıcı adına yaşanılacak bir çizgiye oturtulmuş mudur? İnsanın önce birey olduğunu nereden mi çıkarıyorum? Kabir hayatından. İnsan evli de olsa mezara tek başına girmiyor mu? O zaman kişi, aile yaşamından önce kendisine sunulan hayatı sorgulamalıdır.
İkisi de bekarken mutsuzdur. Her ikisi de evliliği, hayatta bir yer edinmek, hayata bağlanmak,önemsenmek,değerli olduğunu eşiyle hissetmek için ister. İkisi de evliliğe hayat sorununu çözmeden başlamışlardır. En büyük yanılgı budur. Birlikte yaşamak, çocuk yapmak hayatı anlamlı kılmayacaktır. Evlilik bu ağır yükü kaldıramaz. Anne baba nerede yanlış yapmıştır? Bu çift evlenmiş ancak nikah yapmamıştır. Dikkat edin nikah töreni veya düğün yapmamışlardır demiyorum. Benim kastettiğim asli anlamıyla nikahtır. Evlilikle nikah farklıdır. Evlilik, karşı cinsten iki kişinin bir evde beraber yaşamasıdır. Nikah ise karşı cinsten iki kişinin mahremiyetlerini,onlara hayatlarını veren Yaratıcı adına birbirlerine açmak için, yine O'nun adına yaptıkları akittir. Hayatı kendisine verilmiş bir emanet olarak gören kişi, onu bu hayatı veren adına kullanır. Mahremiyetini de O'nun adına yapılan bir akitle başkasına açabilir. İşte bu akit "nikah"tır.
Baba ve çocuk ilişkisinde iktidarı elinde bulunduran kim olacak? Çocuğun dünyaya gelmesinde kendini etken olarak gören baba için, hakimiyet kendi elinde olmalıdır. Onun her söylediği yapılmalıdır. Babaya itiraz edilmemelidir. Çocuk onun bir parçasıdır; kendi başına bir anlamı yoktur. Bağımsızlığı, tercihleri olamaz. Çünkü baba olmazsa çocuk da olamaz. Baba aksini hissederse, öfke duyar,incinir,kendisini değersiz hisseder. Kendisini vesile olarak gören babanın çocuğuyla ilişkisinde iktidar ve hakimiyet mücadelesi yoktur. O,kendisini "yaratılmışlık açısından" çocuğuyla "eşit" hisseder. Her ikisinin de görevleri aynıdır: Yaratıcı'yı tanımak ve bilmek. Çocuğunun kendi kişiliğini kazanmasına izin verir. Kendisini, her şeyin en iyisini bilen, en doğru kararları alan biri olarak görmez;dediğim dedik değildir. En iyi bilen baba değil, Yaratıcı'dır. İkisi birbiri üzerinde hakimiyet kuran değil, aynı Yaratıcı'nın hakimiyetini tanıyanlardır.
Baba, kendisine verilen biyolojik kabiliyetleri kullanarak çocuğun yaratılmasına vesile oluyor. Burada iki temel tutum olabilir. Babalar çocuklarını sahiplenirler; kendilerini,çocuğun dünyaya gelme nedeni olarak görüp, bundan narsistik bir zevk alabilirler. İkinci tutumsa babanın kendisini sadece bir vesile olarak kabul etmesidir. Çocuk onun için Yaratıcı'nın nimeti, İhsanı, hediyesidir.
Şeytanın en büyük oyunlarından biri de, insana kusurunu itiraf ettirmemektir. Böylelikle istiğfar yolu kapanır. Kusursuzluk özlemi duyan büyüklenmeci benlik, hayatını kendini savunma üzerine kurar. Yanlışlarını görmek istemez. İnsan,kendisi olmak istiyorsa kusursuzluk kibrinden sıyrılabilmelidir. İnsan eğer bir Yaratıcı'ya inanıyorsa kendini, kusurlu hallerini O'na itiraf etme, kendini O'na açma imkanına sahip demektir.
ÖRTÜLÜ BENLİK
"Bu beden benimse,onu ne kadar örteceğimi de ben belirlerim." Cümleyi ikiye bölersek, birinci cümle:"Bu beden benim." İkinci cümle:"Onu ne kadar örteceğimi ben belirlerim." Peki gerçekten bedenin sahibi kim? Hayata gelmeyi tercih eden insan değildir. Sonra,insanın "benim" dediği bedenin biçimi,ağırlığı,büyümesi,rengi,kokusu,organlarının çalışması,değişimler yaşaması,hangi cinsiyetten olunacağı gibi kesin bir tercih,ilim ve kudret gerektiren işlerde insanın hiç ama hiç katkısı olmamıştır. İnsanı yanıltan,iradesinin verilmesidir;hayat,insana bir emanet olarak verilmiştir. Tesettürsüzlükle gerek erkeğin, gerek kadının bedenini teşhir etmesiyle elde edilen zevkin kaynağında,"Bu güzel bedenin sahibi benim," inanışındaki sahiplenme duygusu vardır. Esasen teşhir edilen şey, alımlı ve güzel bedenler değil, bu "benlik duygusu"dur. "Bu beden benim" iddiasıdır. Kendisinden bihaber olarak yaratılan insan, bedenini nasıl ve ne kadar örteceğini de belirleyemez.
BAŞARISIZLIK YA DA YETERİNCE İYİ BİRİ OLAMAMAK
İnsanların kabul edilme ve tanınma ihtiyaçları var. Fıtri bir ihtiyaç. Batı medeniyetinde kabul görme, tanınma, bilinme ihtiyacını karşılamanın tek yolu, toplumsal bir grup tarafından tanınan "bir şey olmak" yani "başarılı biri olmak". Başarılıysanız kabul göreceksiniz, kabul gördüğünüzde var olduğunuzu anlayacaksınız. Kur'an medeniyetindeyse kişi, hayattaki konumunu toplumsal normlara bağlamaz. Mümin, yeterince iyi biri olmayı, dünyevi hedefler elde ederek başarmaya çalışmaz. Mümin başarılı olmayacak mıdır? Olmalıdır da. Ama yeterince iyi biri olmak için değil. Yaratıcı'sının verdiği, kendisine emanet ettiği kabiliyetleri en iyi şekilde kullanmak için. Bu,onun duası,Rabb'ine yakarışı olacaktır.
Seni gerçekten sevenleri, tatlı sözlerle seni onaylayanların içinde değil, arılarını sana gönderenlerin içinde ara. Sakın sözlerime kızıp da aynayı kırma. Antik bir Osmanlı aynasının üzerindeki şu kelimelere kulak ver: "Kırma aynayı, o da seni yüz parça eder." Sevgili Dost, Çinliler, "Balık tutulunca ağ unutulur." diyorlar. Beni Unutma! #aliural#postakutusundakimızıka Bu kitabı çok seven canım Zeynep'le konuşurken, bir karar aldık. Bizde #mektuparkadaşı olacağız artık inşallah🙆 Evet bu devirde😆 Çünkü kalbimizden anlayan güzel insanlarla konuşmak kadar, yazışmak da ayrı tat verir bence✏😊Bunu bu kitabı okuyunca daha iyi anladım📖😊 Belki çocuklarımıza miras olarak bıraktığım anılarım arasında olur😊🍁 #CahitZarifoğlu 'nu anma sempozyumunda görmüştüm #aliural 'ı. O zaman anlamıştım, dostluğa verdiği önemi. Bize de vesile oldu inşallah..👭💖 #yeni#güzel#fikirler#anılar#huzursebepleri#dostluk#1kitap1fotoğraf#1kitap1tanıtım#kitap#okuyorum#okumahalleri#kitaplariyikivar#instagram (Fırnız)
Rüyalarımdan screenshot almak istiyorum
Yaşamaya değer bulduğumuz şeyler, her nedense, buna değmedikleri halde hayata tutunmak için yüceltilmiş şeylerdir. Yüceltildikleri için de, insana hep düş kırıklıkları yaşatırlar. Uğruna yaşanılan aileler dağılır. Uğruna saçların süpürge edildiği evlatlar gün gelir anasını babasını tanımaz olur. Yaşamaya değer bulunan sevgilere karşılık alınmaz. Yücelttiği her şeyi gün gelir kaybeder, her şey elinden çıkar. İnsan anlar ki dünyevi hiçbir neden yaşamaya değmez. İyi olmaya değer olan şey, Yaratıcı adına yaşamaktır. Hayatı O'nun isim ve sıfatlarına mazhar olarak yaşamaktır. Çünkü hayat bunun için verilmiştir. Gerisi sahte bir iyilik, hayata zoraki bir tutunmadır.
YAŞANASI HAYATLAR
İnsanlar arası konuşmaların çoğu "Nasılsın,iyi misin?"diye başlıyor. "Bugün kendini nasıl hissediyorsun?" sorusuna verilen cevaplar kısa,hep bilinen türden. Otomatiğe bağlanmış gibi: "İyiyim,ya sen?" İyi olduğunu söyleyenlerin cevabına karşılık hep bir soğukluk hissederim. Anlarım ki, iyiyim lafına aldanmamalı. "İyiyim" bir bakıma ardına saklandığımız bir duvardır.
Bilinmesi gerekir ki, en kolay şeymiş gibi görünen şey,aslında en zor şeydir. KENDİNİ BİLMEK.
Edgar Morin
Yumuşak huylu adam, sonsuz bir sefer halinde tutardı hep kendini. Bu sonsuz seferde ona arkadaşlık etmeyen, arkadaşlığa ehil olmayan işlere kalpten bağlanmazdı. Önem vermezdi onlara. Yok oluşlarından, kayboluşlarından kederlenmezdi. Bir şey elinden kaçsa, "Verildi ve alındı," derdi. Mülk Rabb'inindi. O,ne zaman isterse,verdiği gibi alırdı.
Karanlık kabirde aydınlık kelimelere ihtiyaç var...