2025 Sağlamaları:
Yolda, Bulutların Altında; Yakamoz, İnsanlar, Gökyüzü ve Kalbimle
2025 benim için kötü bir yıl değildi. Belki yorucuydu, belki yer yer ağırdı; ama en çok yaşanmış, yoğun, kalbimin ritmini değiştiren bir yıldı. İçimde hep biraz melankoli vardır; ama bu yılın üstüne eğildiğimde gölgelerle birlikte ışığın varlığını da net görüyorum.
Bu yılın kalbinde aşk vardı. Sadece birine âşık olmak değil; aşkın bana yeniden nefes öğretmesi vardı. Yabancı bir dilde birine âşık olmak… kelimelerin bazen yetmediği yerde bakışların, hareketin, bedenin dili devreye giriyor. Dolunayın altında yakamozu paylaşmak vardı. Suyun üstünde titreyen ışık gibi kalbim de titreşti; yakamozun hem kalıcı hem geçici, hem güçlü hem kırılgan hali gibi aşk da içimde tam öyle durdu.
Ve Tam… Hareket eden, bedeniyle düşünen, bedeniyle anlatan bir kadın. Dans eden sadece bedeni değildi; hafızası, bilgisi, inceliği de hareket ediyordu. Onu izlerken insanın sadece aşık olduğu kişiye değil; hareketin kendisine, yaşama, bedene, akışa da âşık olması gibi bir şey… Uzak, zor, alışılmadık, çoğul bir dinamik içinde bile içime yayılan gerçek bir bağ. Beni büyüten, genişleten, yer yer zorlayan ama kalbimi açan bir aşk. Aşk bu yıl benim için teslimiyet değildi; kendime daha çok yaklaşmanın bir haliydi.
Ve elbette vedalar da vardı. Begüm’le 2,5 yıllık bir hikâyenin çözülüşü… Hüzne rağmen saygının kalabildiği, “yaşandı ve kıymetliydi” diyebildiğim bir ayrılık. Aşk beni çoğalttı; vedalar beni inceltti. İkisi birden ben oldum.
Hayatın daha sert, daha gerçek tarafı da vardı. İşsiz kaldım. Parasız kaldım. Annemle babamdan para aldım; bunun yarattığı kırılganlığı da, şefkati de aynı anda hissettim. Gururla utanç, güçle ihtiyaç bazen yan yana durdu. Ama çok önemli bir şey yaptım: 22 yıllık fizyoterapi kariyerimi yeniden kurmaya cesaret ettim. Avrupa Birliği projelerine yöneldim. Özgürlüğün bedeli vardı ama “deniyorum” demenin hafifliğini üzerimde taşıdım. Bu yılın güçlü omurgalarından biri buydu.
Ailem… Annem… MR kapısında savaş çanlarını görmek; onun bedenindeki güçsüzlüğü görmek ama duygularıyla yüzleşmekten yine kaçışını izlemek. Hem ürkütücü, hem tanıdık, hem çok insan. Ve narkozun yarı gerçek dünyasında söylediği o cümle: “Merak etme, her şey çok güzel olacak.” 43 yaşımda ilk defa ondan bu kadar açık bir umut almak… Tuhaf, yumuşak, derinden dokunan bir an.
Bu yıl arkadaşlıklarım çok belirleyiciydi.
Pervin…
Pervin sadece bir arkadaş değil; zamanın içinden geçerek bugünlere gelen, 30 küsur yılın birikmiş nefesi, kahkahası, dayanıklılığı… İnsan bazen biriyle sadece “yan yana” olmaz; aynı hayatın farklı dönemlerinde birbirine tanıklık eden iki insan olursun. Biz biraz öyleyiz.
Floransa sadece bir seyahat değildi; bir hafıza açılışı, bir keyif, bir akıştı. Ama Floransa’yı bile aşan bir şey var Pervin’le: Benim hayatımdaki en sessiz ama en derin sürekliliklerden biri olması. O, benim için bir ev. Bazen gidip yerleştiğim, bazen hiçbir şey anlatmadan sadece var olarak nefes aldığım bir ev. Büyüdüğüm, düştüğüm, toparlandığım her dönemin bir yerinde duruyor. Güvenle, sakinlikle, gürültüsüz ama güçlü bir varlıkla. Her anıma, anına tanıklığı var. Bu tanıklık aslında büyük bir insani sözleşme: “Gitmiyorum, buradayım.” Zaman geçse de, şehirler değişse de…
Kadın kadına eşlik etmenin zarif ve güçlü hali onda somutlaşıyor. Ve tabii ki… bir Aşk-ı Memnu şampiyonluğu gerçeği de var 😊 Hayatı hafifleten, kahkahayı evcilleştiren bir yerden… Benim için “Pervin”: sessiz güven, derin dostluk ve ev.
"Kızlar" Beran, İzlem, Özlem, Gizem ve yine Pervin. Bu kadınların sadece yanımda olmaları değil; zekâlarıyla, kalpleriyle, derinlikleriyle yanımda olmaları… Kadın kadının sığınağıdır evet; ama benim için kadın kadının yol arkadaşıdır aynı zamanda. Beni taşıdılar, benimle yürüdüler. Hayatımı çoğalttılar.
Hatice… Çok zıt olmamıza rağmen yan yana yürüyebilmenin zarafeti. Yanında “kendim” olabilmenin güveni, hafta sonu rutinlerimizin sığınağı.
Mine… Uzaklardan bile hayatımda kalmaya devam eden, yıllara yayılan dostluk.
Ezgi… Benzer deneyimlerden geçmenin sessiz dayanışması. Onun zaman zaman yanında oluşunun inceliği.
Ve Derya… Onu farklı bir yerden yazmak istiyorum. Çünkü sadece bir arkadaşlık değil; kalbimin yolunu açan bir eşlikti. Aşkımı bulmama kapı oldu Derya. Tüm çekingen anlarıma, utançlarıma alan açan; beni itmeden, zorlamadan ama varlığıyla “tamam, böylesin ve buradasın” diyen bir eşlik. Yanında çok rahatım. Çok sevilesi bir insan. Onun varlığı, bu yılın kalplerden kurulmuş en kıymetli alanlarından biriydi.
Ve EMAA… Sadece bir sanat derneği değil; benim için bir ev. Duvarları eserlerle değil, ilişkiyle, temasla, düşünceyle örülü bir ev. Orada her bir insanla “münasebet etmek”… Bunun bir onuru var. EMAA, sadece sanatın değil; nefesin, dayanışmanın, yumuşaklıkla gücün birlikte durabildiği bir yerdi hayatımda.
Ve dürüstlük… Bu yıl başkalarına karşı hislerimde çok dürüsttüm. Acıtırken bile huzur veren bir dürüstlük. Bununla gurur duydum. Kendime ne kadar dürüsttüm, hâlâ tartışırım. Ama başkalarına dürüstlük, kendimle bağımı güçlendirdi.
Bu yılın güçlü damarlarından biri de buydu: Bir işe yaradığımı hissetmek… Kıbrıs Türk Fizyoterapistler Derneği’nin “Dik Durmak İyidir – StandUp RIGHT” projesinin Nisan’da başarıyla bitişi. Gerçek bir katkının içinde olduğumu bilmek.
Sonra Evrensel Hasta Hakları Derneği’nin projesinde çalışmaya başlamak. Yakın görünen ama bambaşka bir alan olsa da yine insan odaklı bir mücadele… Bunlar 2025’in bana verdiği büyük gururlardan biriydi.
İyilikle yaşamayı seçmiş biri olarak bilinçli kötülükle karşılaşmak sarsıcıydı. Üstelik üniversitede bölüm başkanım olan ve arkadaş sandığım birinden… Soğuk, hesaplı, zarar vermeyi gözeten bir kötülükle yüzleşmek… Şaşırttı, incitti. Ama beni daha sert yapmadı. Daha bilinçli yaptı. Gözlerim daha açık; kalbim hâlâ sıcak.
Enteresan düğünlerde bulundum; bazen hayat absürt bir sahne kuruyor insana. Jackpot anlar yaşadım. Doğum günümde muhteşem bir performans izledim: aşkın ilk kıvılcımı orada düştü içime. Dans ettim. Pride’da utandım. Flört ederken utandım. Buna gülümsedim. Uzun tren yolculukları yaptım. Gereksiz bekleyişler yaşadım ama çıktım. Bazen prosecco, bazen insanlar, bazen sadece gökyüzü yetti. Meyhane masaları… kahkaha, sohbet, sessizlik… Hayatın yaşanmaya değer olduğunu hatırlatan masalar.
Ve bütün bunların ortasında ben yine yoldaydım. Şu anda bile yoldayım. Bulutlara bakıyorum. Gökyüzüne teşekkür ediyorum. Bulutlara benzemek istiyorum biraz: Planlı ama özgür, sakin ama hareketli, akarken bile bütün kalabilen…
2025 benim için böyle bir yıldı: Aşkın ağır bastığı, vedaların incelttiği, dostlukların sarıp sardığı, kötülüğün şaşırttığı, dürüstlüğün güç verdiği, aktivizmin anlam kattığı; kahkahaların, utançların, düğünlerin, tren yolculuklarının, meyhane masalarının hayatı doldurduğu bir yıl.
Ve ben bu yılın içinden geçtim. Düştüm, kalktım, sevdim, şaşırdım, kırıldım, onarıldım, güldüm… Ve büyüdüm.
Bugün sakinim. Ve bu sakinliği hak ettiğimi biliyorum. Bulutlar eşlik ediyor. Dolunay, yakamoz ve hareket hâlâ içimde bir yerlerde parlıyor.
Ve içimden yine usulca fısıldıyorum: “Her şeye rağmen… güzel bir yıldı. Ve ben iyi yaşadım.”













