Onu o gece öyle, gözleri kan çanağı, yüzünde bütün hayal kırıklıkları yazılı, kendi yükünden çökmüş omuzlarıyla görünce “neyin var” dedim.
Anlamsızca silkelendi, büyük bir suç işlerken yakalanmış gibi.
Haksız sayılmazdı. Hayatımda gördüğüm en güçlü kadınlardandı.
“Koşma” derdi mesela annesi, koşardı.
Dizleri parçalanır, canı yanar ama
“ben sana demiştim”i duymamak için asla ağlamazdı.
Dinleyerek değil, yaşayarak öğrenirdi.
Çevresinin uzak dur dediği şeylere kulağını tıkadı, içinden gelen sesi dinleyip yine de sarıldı.
Her düştüğünde yine canı yandı.
“ben demiştim”i duymamak için yine ağlamadı.
Herkes gidebilirdi ona göre.
Alışmamaya özen gösterir; daha en başından , sona hazırlardı kendini.
Babası onu ne kadar aramadıysa, karşısındaki o kadar arasın isterdi
ne kadar sarılmadıysa o kadar sarılsın.
Konya’da vapur bekler gibi bekledi anlaşılmayı. Haliyle hikayeleri hep
“ bu da değilmiş”lerle bitti.
Her sonu kendi hazırlar, kendi dışında kimseye kırılmazdı.
Çok okur, mutlu sona inanırdı.
Yolun yarısında değildi ama
o sonu bir gün mutlaka yaşayacaktı.
“bazı gerçeklerin kimseye yararı yoktur” diye.
Gerçekleri bilse de duymak istemezdi.
Boyundan büyük duvarlar örer sonra biri gelsin yıksın isterdi.
Kimseyle değil kavgası, kendisiyleydi. Çabuk küser, zor barışırdı.
Dışardan görenler neşesine hayrandı.
Çok güler, bazen eve girer girmez kapının arkasına çöküp ağlardı.
Akan rimeller, kaybedilmiş bir savaştı ona göre.
Aynaya bakmadan temizlerdi savaş boyalarını. Sonra çocuk gibi bakardı aynada kendisine, omzundan öperdi kendini.
Deli gibi gelecek belki ama çiçeklerle konuşur, şarkılar gününün %80ini oluştururdu.
Melodiyi duymaz sözleri dinler,
kendini kuş gibi kondururdu satırların bir yerine..
Zaman geçtikçe kendine döndü.
Neydi zoru, ne ben, ne o bildi.
Bir elinde kadeh, diğerinde sigara varken bir
Gözleri uzaklara dalardı,
Fonda sevdiği bir şarkı varsa bir de, dönmesi zaman alırdı.
Masada kim varsa birbirine bakar, onu anlar, kadehin dibini vurup gittiği yere içerlerdi.
Kim bilir hangi aşkı yaşardı gittiği yerde yada neyle hesaplaşırdı.
Annesi en büyük handikapıydı aslında.
annesinden neden şikayet ettiyse ona sahip oldu.
“Ben kendim yaparım “ hastalığına yakalanmıştı ve ayakları yere sağlam basardı.
Sevmediği birine kendisine sağlayacağı imkanlar için katlanmazdı.
İnsanlar zaman zaman neleri geri çevirdiğine hayretle bakarlardı.
Para kazanılan ve kaybedilen bir şeydi.
Hiçbir zaman “para benim için önemli değil” demediyse de yat kat at isteyip, bunların peşine düşmedi.
Olmayacak insanlara kaptıracakken sıyırdı attı kendini.
Elalem ne der diye vazgeçmedi,
ben kendime ne derim diye vazgeçti.
Mükafat olarak kendisine sarıldı.
Uykuya dalarken içi rahattı.
Kimle ne yaşadıysa hepsini sevdi ve haddinden fazla sevildi.
Ne yüzükler geldi parmağında değil kıyıda köşede bekledi.
Hayatından çıkanların çoğu ondan hemen sonra evlendi.
Aldığı evlilik haberlerine üzüldü mü derseniz tam tersine onlar adına sevindi.
O yaşayamadıklarına içer, dertlenirdi.
Bir de sokaktaki hayvanlara.
Onlara uzattığı eli, hiçbiri geri çevirmediğinden olsa gerek, hepsini alıp eve götürmek gibi ütopik istekleri vardı.
Her şeyi biriktirir ağlamak için kolunu sağa sola çarpmayı beklerdi.
Neden bilmiyorum güç aradı aslında. Hiçbir konuda hiçbir şeyi kabul etmese de yapamayacağı noktada bunu yüzüne vurmadan, sırtını yaslayabileceği birini istedi, olmadı.
Hoş, bunu beklemek bütün hayvanları eve alıp götürmekten daha ütopikti zaten.
Geçmişiyle gurur duyardı.
Kendine has tepkileri oldu. Kişiliğinden çıkmadı.
İyiliğe karşılık iyilik beklemez, nankörlük edilmesin yeter diyenlerdendi.
Bir anda kalkıp gitme özelliğinden mütevellit her zaman kapıya yakın tarafta otururdu.
Zaten kendi gibi hayat da kısaydı.
Ve kendi kendine her şeyle mücadele ederdi.
Babası yada abisinin ölümünden başka onu ne yıkabilirdi?
Bunun dışındakiler en fazla belini biraz bükerdi.
“Bir ihtimal var o da ölmek mi dersin?” diye sorsan yine de “yaşamak” derdi.
Derinlerde bir yerlerde bir yarası vardır belki kendi de bilmiyordur.
Bilmiyordur neden böyle bir yükselip bir alçaldığını.
Bir an mutluyken bir anda mutsuzluğa koşmayı.
Yine biliyordu olmayacağını da can çıkar huy çıkmazdı.
Zaten nerde olmayacak şey var ordaydı.
Rakının yanına iki çay söylerlerdi biri açıktı.
Biri kışsa diğeri yazdı. Biri anda kalmak istedi, diğeri sonsuz olmak.
Bir sonraki ayrılıktan Geriye sayımdı.
Biliyorum kalbi daha fazla dayanmayacak, duracaktı.
Birkaç çizgi daha eklenecek ifadesine, biraz daha yorgun görünecek,
Gücünü topladığı ilk gecenin sabahında yeniden başlayacaktı...
gözlerim kan çanağı, yüzümde bütün hayal kırıklıkları yazılı,
kendi yükümden çökmüş omuzlarımla
aynada görünce, bunları söyledim.
Ben yıllar sonra o gece ilk defa kendimle yüzleştim.