“Bak, daha kazanmadın bile, ama kaybetmekten ödün patlıyor.”
| Sezgin Kaymaz
Sweet Seals For You, Always
trying on a metaphor
NASA
we're not kids anymore.
No title available
One Nice Bug Per Day
d e v o n
Three Goblin Art

titsay
TVSTRANGERTHINGS

No title available

JVL
Jules of Nature
todays bird
sheepfilms
Game of Thrones Daily

Love Begins
Not today Justin
RMH

祝日 / Permanent Vacation

seen from United States

seen from United States
seen from Germany
seen from United States
seen from Malaysia
seen from Sweden
seen from Germany

seen from United States

seen from India
seen from Russia

seen from United States

seen from Canada

seen from Australia

seen from Switzerland

seen from United States

seen from United States
seen from United States

seen from Australia

seen from Malaysia

seen from Germany
@seherruzgari
“Bak, daha kazanmadın bile, ama kaybetmekten ödün patlıyor.”
| Sezgin Kaymaz
"Niçin rüzgarlı sonbahar akşamlarında, sessizce yan yana yürüyerek ruhlarımızın konuştuğunu dinleyemiyoruz?"
Sabahattin Ali
“Kalbin temizse hikayen mutlu biter”
mutlu insanların hikayesi olmaz. hikayesi olan insanlar mutsuzdur...
Ben yine de bir hikayem olsun istiyorum, öylesine yaşamayacağım bu hayatı
Kendime not; hayat yakaladığımız yerden çoğalabilir...
Şâirin, "Baktığını göremeyen, yaktığını görür mü hiç." dediği.
Tuna Kiremitçi & Elis Dubaz - Balkan Kızı (Tuna Kiremitçi ve Arkadaşları...
“Bak, daha kazanmadın bile, ama kaybetmekten ödün patlıyor.”
| Sezgin Kaymaz
“Bi’ yanarsak bin yakarız…”
sonra aynaya bakarsın;
soğuk bir istasyon gecesi,
gidince geçecekmiş gibi geldi.
dönünce de geçecekmiş gibi gelir hep.
gidince de geçmedi.
dönünce de.
sonra ortada kaldım.
geçmeyen şeyin ta kendisi; ortada kalmışlık.
ben görseydim beni on-iki yaşında falan;
büyüme derdim delikanlı.
gün gelecek kendinden nefret edeceksin.
ve o nefret ölene dek sürecek.
ve delikanlı sevme derdim;
senin kadar kimse sevmeyecek.
sonra körebe oynardım
on-iki yaşındaki benle, körebe.
zifiride.
bir ara konuşmaktan vazgeçersin,
bir karanlık çağ gelir senin yakın tarihinde,
susarsın.
kendine soykırım,
kendine iç savaş,
kendine ambargo,
kendine işgal,
kendini kana bularsın.
ama dışarıya susarsın
bakarsın ahaliye sikik bir tebessümle
sonra bir sigara yakarsın.
bir de bahse girersin, böbreğine.
yaşasın tam çalışan böbrekler!
yaşasın organ bütünlüğü!
tutunduğun bir dal vardır.
babadır o.
herkes bir dala tutunur.
babadır.
o dal kırılmasın diye dua edersin.
düşmekten değil, yalnız çakılmaktan korkarsın.
baba.
dal kırılır.
düşersin.
sonra dileklerinin tutmadığını anladığın o gün gelir.
işler böyle yürümüyormuş delikanlı;
dilek önce gerçekleşse, sonra bir yıldız kayar mı?
yazmaktan bile bıkarsın.
bu kadar kelime niye,
neyin çabası?
bir virgül daha...
bir cümle daha...
ne değişir?
gözde görmediklerini sözde mi görecekler?
sonra aynaya bakarsın;
bir zemin insanın ayağının altından kaç kere kayar?
Abdullah Bin Mübarek,
Bir yıl hacca gidip Hacdan fariğ oldu. Uykusu geldi. Rüyasında gökten iki melek indiğini gördü. Birbirleriyle; Bu yıl hacda üçyüz bin kişi vardı. Fakat hiçbirinin haccı kabul olmadı, diye konuşuyorlardı. Abdullah uyku halinde; “Bu kadar uzak yerlerden gelen bunca kimselerin emekleri zayi mi oldu?” Dediler; “Şam içinde bir eskici vardı ona Ali bin El-Muvaffak derler, bu yıl hacca gelecekti gelemedi. Fakat mücerret niyetiyle haccı kabul olundu. Ve cümle hacıları da ona bağışladılar.“ Abdullah anlatıyor. Uyandıktan sonra; “Bu zatı gidip göreyim” dedim. Şama gelip aradım, buldum. “Adın nedir?” dedim. “Ali bin El-Muvaffak'tır” dedi. İşini sordum. “Eskiciyim” dedi. Rüyamı söyleyince, Ali bin el Muvaffak nara vurdu. Düştü. Bayıldı. Aklı başından gitti. Kendine geldiği zaman: “Bu ne haldir?” diye sordum. Dedi ki; “Ya şeyh, üç yıldır hacca niyet ederim. Paramın kifayetsizliğinden gidemedim. Bu sene 500 akçeye iblağ ettim. Hareket edeceğim sırada komşudan bir et kokusunu duyan ve hamile olan refikam çocuğu düşürmesin diye, bana biraz olsun istemem için ısrar etti. Gittim. Eti pişiren evden biraz taleb ettim. Vermediler. Esbabını izah eden zat, üç gündür çocuklarının aç olduğundan bahsile, ölmüş bir eşek etinden kestiği ve alıp getirdiği, çömlekte kaynayan etin bu olduğunu anlattı.”
“Zaruret halinde biz yiyeceğiz, fakat size haramdır nasıl vereyim ki” dedi ve ağladı.. Çıkardım 500 akçeyi sadaka verdim. Bu yıl benim haccım bu olsun dedim.
(Tezkiretül Evliya’dan)
"Sana Rabbini hatırlatacak bir arkadaş bulunca ona sımsıkı sarıl, ondan ayrılma, onu küçümseme, onu kendine nimet bil."
| İmam Gazali
@nadidebirblog beni diyor..
...🍂
Sonra dedim ki..
Bütün neyseleri kenara atarak;
"Züleyha'nın hâlinden Yusuf haberdar değilse bile,Yusuf'un sahibi haberdardır."
Hâlleri bilene teslimiyetimiz..
...🔒
beynimin içi -ki bu aralar altın günü var sanki-
kuru yük dolu.
gemi kazaları..
açık deniz kuralları,
kabotaj,
kapitülasyon,
kamboçya!
bir gün başka bir yerde uyandığımda,
her şeyin bittiğini,
ya da her şeyin yeniden başladığını görmek isterim.
gün batımında sadece beyaz leblebi kemirmek,
ve sessiz kaldığımda haklılığımı yitirmemek.
siz de biliyorsunuz işte, yaptırmayın;
açıklamalar konudaki anlamı düşürür.
vicdan!
vic-dan!
dan!
dan!
dan!
kurşun atıyor...
kapısında kaldım geçmişimin,
anahtarım yok,
çilingir sarhoş,
o değil hırsızlar kapıyı da çalmış!
kapısı olmayan eşikten içeriye girememek...
umut dağından, en tepeden düştüm ben.
kemiklerim kırıldı.
canım acıyor diyememek...
konuştuk bunu; anlam düşer, söyleyemem.
dışarıdan bakılınca cilt kırışıklığı,
yakından devasa bir kafa karışıklığıyım.
aynı gün hem felsefeden hem de matematikten kaldım.
ben kimim?
kaç yaşındayım?
1789...
fransız ihtilali kadar yaşlıyım.
tarihim suikast dolu.
kendime pusular kurdum.
pusularımdan sağ kurtuldum.
anlayın işte; ben hiç kazanan olmadım.
beni tanı!
ya beni tanı, ya da bana hak tanı!
ben kimim?
yaşım kaç?
bunu bir daha sormayacağım.
ve kamboçya nerede?
bir gün başka bir yerde uyandığımda,
her şeyin bittiğini,
ya da her şeyin yeniden başladığını görmek isterim.
gün batımında sadece beyaz leblebi kemirmek,
ve sessiz kaldığımda haklılığımı yitirmemek.
siz de biliyorsunuz işte, yaptırmayın;
açıklamalar konudaki anlamı düşürür.
ben neden kara kuru bir yüktüm sizin için?
aynı gün hem felsefeden hem de matematikten kalmak,
tanrı’dan ah almak...
Ya beni tanı, ya da bana hak tanı...
gittiğim her yere kendimi de götürüyorum.büyük sıkıntı. bu, her yeri aynı yapıyor..
kuran mealini okudukça ona sarılmak istiyorum. .sizde de oluyor mu?
dostoyevski nankörlüğü bir cümleyle özetliyor ve şöyle diyor: “havalar soğuduğunda insan gölge veren ağaçları unutur..”
“Bazı şiirler gözyaşlarıyla yazılır, okuyunca dilimizde tuzlu bir tat bırakır. “