i don't do bad sauce passes

❣ Chile in a Photography ❣
Xuebing Du
d e v o n

pixel skylines
dirt enthusiast
No title available
NASA

if i look back, i am lost
AnasAbdin
taylor price

JVL

JBB: An Artblog!
ojovivo
Game of Thrones Daily
cherry valley forever

shark vs the universe

PR's Tumblrdome
we're not kids anymore.

Love Begins
seen from Malaysia
seen from Germany

seen from United States
seen from Netherlands
seen from Germany
seen from Brazil

seen from Singapore

seen from Singapore

seen from Colombia
seen from Brazil
seen from Germany
seen from Malaysia

seen from United States
seen from France

seen from Malaysia
seen from Finland

seen from France

seen from Malaysia
seen from T1

seen from Australia
@sherylady
Polonya'nın gelenekleri, modern yaşamla nasıl geliştirerek yaşatmaya devam ettirdiğini görmek de ilginç oldu. Stroje ludowe adını verdikleri rengarenk halk kostümleri, ezgileri, dansları, oyunları ile bu zengin kültürü tanıma fırsatı bulmak en güzel deneyimlerden birisi oldu.
Temmuz 2021
Dipnot: Her gönderi için 10 resim sınırlaması olması biraz üzücü. Sadece Etnografya müzesinden onlarca resim paylaşılabilirdi :/
NAZIM'IN SAMAN SARISI ŞEHRİ ~VARŞOVA
Varşova'da Biristol Oteli'nde
yıllardır böyle derin uykulara dalmışlığım yoktu
oysa karyolam tahtaydı dardı
genç bir kadın uyuyor başka bir karyolada
saçları saman sarısı kirpikleri mavi
ak boynu uzundu yuvarlaktı
yıllardır böyle derin uykulara dalmışlığı yoktu
oysa karyolası tahtaydı dardı
vakit hızla ilerliyordu yaklaşıyorduk gece yarılarına
yıllardır böyle derin uykulara dalmışlığımız yoktu
oysa karyolalar tahtaydı dardı
...
Yemyeşil bir parka ve güllerle dolu bir bahçeye sahip Rose Garden, Üniversiteye ait yeşillikler içinde bulunan kütüphane Roof Garden, Sakson Kraliyet Bahçesi (Ogród Saski).. Varşova'yı parkları, yeşil doğa örtüsü ve birbirinden güzel caddeleri ile hatırlayacaksınız.
Yerel halk tarafından pek sevilmese de Stalin tarafından yaptırılan Kültür ve Bilim Sarayı şehrin en dikkat çeken binaların başında geliyor. Gerçekten o kadar yüksek ve heybetli bir bina ki hayran kalmamak elde değil. İçerisinde tiyatro, müze, kütüphane hatta üniversite bile barındırıyor.
Temmuz 2021
SİMURG MİSALİ KÜLLERİNDEN YENİDEN DOĞAN ŞEHİR "VARŞOVA"
2. Dünya Savaşı sırasında Almanya ve Rusya tarafından işgal edilen, büyük yıkıma uğrayan ülke halkı 1 Ağustos 1944'te büyük bir ayaklanma başlatmış, harap olmuş ülkelerini sonuna kadar savunmuşlar. Polonyalılar mücadeleyi kaybetmiş olsalar da direnişte kaybettikleri cesur insanların ve feda edilen nesillerin her daim hatırlanması için Varşova Ayaklanma Müzesi direnişin 60. yıldönümünde açılmış. Müze içinde yayınlanan 5 dakikalık kısa belgesel yıkımın tüm boyutlarını gözler önüne seriyor ve tarihin bu karanlık çağına üzülmemek elde değil.
Temmuz 2021
WARSZ 《VARŞ》`A AİT OLAN ŞEHİR VARŞOVA
Tarih boyunca yaşadıkları kaosu aşmayı bir şekilde başarmış, mücadeleci ruhlarına hayran kaldığım, nazik ve güzel insanların ülkesi Polonya'nın başkenti Varşova'dan sekiz günlük hatırat🪶
Şehrin simgesi bu heykel ile gezdiğiniz meydanlarda sıklıkla karşılaşıyorsunuz. Bu resimlerde şehrin ortasından geçen Vistula nehrini de görmek mümkün.
Lazienki Parkı şehrin her karış toprağına sirayet etmiş yeşilin, bitki örtüsünün en güzel örneklerinden. İçerisinde Su Sarayı gibi bir dizi saray, neoklasik dönemden kalma bir amfitiyatro, Old Orangery de sergilenen eski Roma imparatorları büstleri, güzel bir gölet ve pek çok sevimli hayvanla karşılaşabilirsiniz. Parkı tamamen gezmek için saatler ayırmak gerekli ama buna değeceği kesin :) Romantik dönemin ünlü bestecilerinden Chopin'in de bu parkta açık hava konserleri verdiği biliniyor. Onun anısına yapılan heykel parkın en güzel durak noktalarından birisi.
Stare Miasto-Old Town diye geçen bölge 2. Dünya Savaşı'nda tamamen yıkılan kentin en simgesel binalarının aslına sadık kalarak yeniden inşası ile Varşova'nın en ilgi çeken yerlerinden birisi. İlk resim Marie Curie'nin müzeye çevrilen evine ait. İkinci resim ise Barbican isimli tarihi kaleye ait. Son resim ise UNESCO Dünya Mirası listesinde yer alan gotik tarzı ile Varşova'nın en eski kilisesi St. John Katedrali ve hâlâ ibadete açık.
Temmuz 2021
Birleşmiş Milletler Örgütü kurulur kurulmaz, bu örgütün ilk yaptıklarından biri, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesini oluşturmak ve ilân etmekti. 72 yıl önce ilân edilen bu Bildirgeyle insan haklarını önplâna getirmek, bu örgütün belki de en önemli girişimi oldu.
Ne var ki, Birleşmiş Milletler, insan haklarını önplâna getirmekle, o günden bu yana birçok insanlıkdışı, vahşi eylemlerin yapılmasını önleyemediği gibi, insan haklarının getiriliş amaçlarına aykırı kullanılmasını da engelleyemedi.
Bunun başlıca nedenlerinden biri, insan haklarına ilişkin bilgisizliktir –bu hakların aslında neyi talep ettiklerine ilişkin bilgisizlik.
Bu bilgisizliğin çarpıcı bir göstergesi, bazı devletlerin korona virüsle savaşma yolu olarak kullandıkları “sürü bağışıklığı”dır. “Doğal seleksiyon”u andıran bu “sürü bağışıklığı”nı Covit-19’la savaşmanın yolu olarak kullananlar, bunun sağlık hakkının ihlali olduğunun, birçok durumda da yaşama hakkının ihlali olduğunun, herhalde, farkında değildir.
Bu bilgisizliğin başka bir göstergesi de, birçok ülkede getirilen sokağa çıkma yasakları ve bu tür kısıtlamalar karşısında “Bu beden benimdir!” yazan pankartlar taşıyan insanların dünyanın dört bucağında gördüğümüz protestolarıdır.
Bu ve bu gibi olaylar, bugüne kadar yapılan teorik araştırmaların insan haklarına ve sorunlarına yeterince ışık tutamadığını, dolayısıyla bu araştırmaların farklı bir hareket noktasıyla yapılması; çoğu yerde yapılan insan hakları eğitiminin de farklı bir anlayışla –amacına götürebilecek bir anlayışla– yapılması gerektiğini düşündürüyor, öyle ki kişiler o durumun insan haklarıyla ilgisini görebilecek bir göz kazanabilsinler ve bu hakların o durumda gerektirdiklerini –yapacak durumda iseler– yapsınlar.
Korona virüs musibetinin, insan haklarının insanlardan ve insanlara nasıl bir muamele talep ettiğine daha güçlü bir ışık tutan araştırmaların yapılmasına ve kişilerin karşılaştıkları durumlar ile insan hakları arasındaki bağlantıyı görmelerini sağlayabilecek olan insan haklarının felsefî eğitiminin yaygınlaştırılmasına bir vesile olmasını umuduyla, dünyamıza korona virüssüz günlerin bir an önce gelmesini dilerim.
Sokaklarda, caddelerde, insana hasret insanlar çarpar birbirine..
***
insanın insana hasret kalması..
ne acı.
Biliyor musun, sen şimdiki zamanda yaşamıyor sanki, rus romanlarından kaçmış gibisin.
Dirençte. Kabulde.
Ter kokusunda. Gül kokusunda.
Yeni açan goncada. Kurumuş, dökülen yaprakta.
Gözyaşının tuzunda. Kahkahanın sesinde.
İnsan oluşun her durağında,
Doğumda, ölümde, sarılışta ve vedada,
Bu hallere zaman vererek, kucak açarak,
Bu hallere yoldaş olarak ve belki nihayetinde razı olarak...
Aldığımız her nefes, hep aşk.
Arif
Ata binmeyi dedemden öğrendim. Lakin üç tekerlekli ilk bisikletimi alan, beni kilometrelerce sırtında taşıyan amcamdı. Yeşilçam yıldızı değildi belki ama yine de yakışıklıydı. Gülünce gözlerinin içi ışıldar, dudakları muzipçe kıvrılırdı. Kahkahası kulaklarımda.. Üç hafta önce son kez duydum ismimi ağzından, hırıldayan nefesine eşlik eden bir incelikte. Gerçi hep nazikti, huşu içinde dinlerdiniz söylediklerini. Üç hafta daha dayanabildi dünyadaki yolculuğuna.. Ölümden korkmuyorum on iki yaşından beri, ama bu kadar gülümseyerek karşılayabilir miyim yine de bilmiyorum. Son anlarında bile bana bunu düşündüren, ince bir örtü gibi beni saran, iyileştiren, büyümeyen çocukluğumun bir parçasını toprağa gömdüm. Boğazımda hatrı sayılır bir yangın. Süleyman bir ah'dı gönlümde, Arif her solukta bir alev.
[Julio Cortazar]:Öyküyü hep bir küre olarak düşündüm, yani kapalı biçimde... Öykü hiçbir şeyin fazlalık olmadığı o kusursuz biçime yanaştığı ölçüde mükemmel... Diğer yandan romanı ağaç gibi düşünüyorum, dal veren bir gövde gibi, dallanıp budaklanabilir, dallar alt dallara ayrılır.
~°~
Bu şarkıyı bir an duymam yetiyor. Her şey duruyor. Tek bu şarkı asılı kalıyor beynimde. İçimde çalıyor melodi. Midemde kekremsi bir tat bırakıyor. Boğazımda bir kuruluk. Tekrar ve tekrar. Aynı ritim çınlıyor kulaklarımda. Ayaklarım sürükleniyor. Kanım hızlanıyor. Göğsüm daralıyor. Tekrar ve tekrar. En başa dönüyorum. Kıvrılıyorum ana rahminde bir cenin gibi. Başlangıç ve son. Ama hep tekrar. Hep yeniden.
Dünyaca ünlü eğitim uzmanı Sir Ken Robinson'a göre sanayi devriminden kalma okul sistemlerimiz 21.yy becerilerini öğrencilerimize kazandırmada yeterli donanıma sahip değil. Öğrencilerin ilgisini çekmek için teknolojik ve profesyonel kaynaklardan yararlanan oldukça kişiselleştirilmiş, organik bir yaklaşım gerek bize.
Hazan yapraklarını döker kalbime
Kuşları da göçer geriye kalır hüzün🍂
Eylül tartışmasız en sevdiğim zaman. Hasat biter, yemekler tatlanır, sıcak diner yerini serinlik alır. Evlere dönüş başlar. Hüzün benim evim gibidir. İçinde yabancılık çekmem. Eylül bana şiir gibi gelir, hüzün ise sonbaharı kağıda döken kalem.
Hüznü güzellemek değil amacım , o hep vardır zaten. Nefes gibi azala çoğala akar, bazen kesilir ama bitmez. Meyveyi tatlandıran güneşse insanı pişiren hüznüdür. İçi dolu başaklar gibi hüzünden eğilir başlar ve kalbe yaklaşır. Kalbe uğramadan akan söz sel gibidir, yıkar.
Mutluluk ise çağlayan gibidir. Köpürür, coşkun akar, sesi kat kat yayılır, uzaktan duyulur. İzlemesi, eşlik etmesi güzeldir. Suyun sessizleştiği yer hüzündür. Nehrin en derin yatağıdır, su süzülür, çağlamaz. Bakarsan içine kendi aksini görürsün, derininde yaşam bulursun. İşte sessizleşip derinlere dalmak bundandır. Kişi kendini arar, derine daldıkça bulur. Çünkü dışında sadece kabuk vardır, derininde hayat. Hüznü eksik kalplerin dışı kabuktur, içi köpük.
Anlamıştım, Çünkü şu tükenmez gurbetimi Öldürmüştü yabancılığın İnsan, göze yitirir güveni de Söze de güler geçer ya hani Hani insan korktuğunca hiç, Güldüğünce devdir ya Hani tuğlalar bedenlere, Aşk ruhlara evdir, bilirsin: Anlamıştım…
***
"Öyledir, dedi Zübeyir; bazı canlıları yara öldürmüyor, muhatapsız kalmak öldürüyor." (s. 167)
Yavaş yavaş ölürler
seyahat etmeyenler.
yavaş yavaş ölürler
okumayanlar, müzik dinlemeyenler,
vicdanlarında hoşgörüyü barındıramayanlar.
yavaş yavaş ölürler
alışkanlıklarına esir olanlar,
her gün aynı yolları yürüyenler,
ufuklarını genişletmeyen ve değiştirmeyenler,
elbiselerinin rengini değiştirme riskine bile
girmeyenler,
bir yabancı ile konuşmayanlar.
yavaş yavaş ölürler
heyecanlardan kaçınanlar,
tamir edilen kırık kalplerin gözlerindeki pırıltıyı görmek istemekten kaçınanlar.
yavaş yavaş ölürler
aşkta veya işte bedbaht olup yön değiştirmeyenler,
rüyalarını gerçekleştirmek için risk almayanlar,
hayatlarında bir kez dahi mantıklı tavsiyelerin dışına çıkmamış olanlar
pablo neruda