Çember
Sivri kafalarımız ve onların içinde yumruk büyüklüğündeki beyinlerimizle dolaşıyoruz ortalıkta. Rahatça… Öncesini ve sonrasını düşünmüyoruz. Neden düşünelim ki… Bizler kronosantrik varlıklarız ve böyle olmak zorundayız. Umutsuzca yaşamaktansa kronosantrik olmayı tercih ederiz.
Eğer böyle olmasaydı bilime inancımız kalmaz, teknolojiyle aramızdaki sarsılmaz bağ kopardı. Her zaman için dinin ya da evrimin bir gün ispatlanacağı inancıyla yaşamımızı sürdürürüz. Peki ya bilime inancımız olmasaydı… Korkunç değil mi?
Bazen aptalca şeyler yaparız aptalca olduklarını bildiğimiz halde. Bunun üzerinde düşünmememiz gerektiğini biliriz. Bütün sahteliğimizi takınıp yaşıyormuşçasına yaşamamız gerekir…
“Önce ve sonra gibi saçma sapan şeylerden bahsediyorsun. Öncesi sonrası yok anlasana! Bir çemberin içinde dönüp duruyoruz işte…”
O çember öyle bir çember ki; kendisinin farkında olanı da, kendisinin dışına çıkanı da umutsuzluğa boğması işten bile değil…














