Şu enfes kitaptan kafaaçan, beni çok etkileyen birkaç pasaj paylaşmak istiyorum.
İnsan ruhu, ötekinin bakışından uzak; kendi başına kalabileceği alanlara ihtiyaç duyar. Bütünüyle ışıklandırılması ruhun yanmasına ve bir tür ruhsal tükenişe yol açacaktır.
Teşhircilik toplumunda her özne kendi reklam nesnesidir. Her şey sergi değeri ile ölçülür. Her şey dışa çevrilmiş, inşa edilmiş çıplaklaştırılmış, soyulmuş, ortaya serilmiş durumdadır. Sergi değeri her şeyden önce güzel görünüşe bağlıdır. Sergileme zorlaması böylelikle güzellik ve dinçlik zorlamasını ortaya çıkarır. (Estetik operasyonlar, sergilenme değerini en yüksek düzeye getirmeyi hedefler.)
Göstermekten başka hiçbir şey göstermemek (yani medya ile mutlak bir bütünleşme)
Günümüz dünyası; mahremiyetlerin sergilendiği, satıldığı ve tüketildiği bir pazardır!
Güven, hakkındaki bilgisizliğime rağmen öteki ile olumlu bir ilişki kurmak demektir. Her şeyi önceden bilmem durumunda güven gereksizdir. Şeffaflık, güveni ortadan kaldırır. Şeffaflık talebi, güven kalmadığında yüksek sesle dile getirilmeye başlar.
Şeffaflık zorlaması günümüzde ahlaki ya da biyopolitik değil, her şeyden önce ekonomik bir buyruktur. Kendini ışıklandırılan herkes kendini sömürüye teslim eder. ışıklandırma sömürüdür. Kişinin aşırı ışıklandırılması ekonomik etkinliğini en üst noktaya çıkarır. Şeffaf müşteri dijital panoptikonun yeni mahkumudur. Tüketiciler ihtiyaçlarını yönlendiren ve tatmin eden panoptik gözetime gönüllü olarak teslim ederler kendilerini. (Her şeyini linkleyen influencerlar?)
Günümüzde yerkürenin bütünü bir panoptikon durumuna doğru gelişme gösteriyor. Panoptikonun dışı diye bir şey mevcut değil. Bir topyekünlük söz konusu. Kendilerini özgürlük alanları olarak sunan Google ve sosyal ağlar panoptik biçimlere bürünüyorlar. Bugün gözetleme, genelde sanıldığı şekliyle özgürlüğe saldırı şeklinde gerçekleşmiyor. İnsanlar kendilerini daha ziyade gönüllü olarak teslim ediyor panoptik bakışa. Dijital panoptikondaki mahkum aynı zamanda hem kurban hem faildir. Özgürlüğün diyalektiği işte budur.
Ben, başkalarının hakkımda bilmediklerinden besleniyorum.*













