"Attilâ İlhan" anısına...
(15 Haziran 1925, İzmir - 11 Ekim 2005, İstanbul)
Kimi şairlerinin önüne geçen şiirler vardır. Çoğu ezberimizde, dilimizin ucundadır ve o şiirler adeta şairlerinden bağımsız nefes alırlar. Bazen de yerli yersiz aklımıza gelir, bestelenip dile dolanırlar.
İşte böylesi şiirlerin yaratıcısıydı Attilâ İlhan. “Kaptan” derlerdi kısaca ona. Şiirleriyle, yazılarıyla, aydın çalışmalarıyla Türk edebiyat ve düşünce dünyasına önemli katkıları olan mavi adamdı; şair, romancı, gazeteci, senarist...
Kendi şairliği için şunları söylemişti: “Bazı şairlerimizin aksine, ben, ne şiir yapıyorum, ne de şiir yazıyorum. Ben, şiir söylüyorum.”
O ki, bir zamanların ünlü etkinliği olan “Edebiyat Matineleri”nde siyah balıkçı kazağıyla sahneye çıktığında salonda alkış kıyamet yeri göğü inletirdi. Ve Attilâ İlhan boyun atkısını arkaya atar, gözlerini kısarak son derece “dramatik” bir biçimde, kollarını sallayarak Pia’yı, Sisler Bulvarı’nı, Üçüncü Şahsın Şiiri’ni, Emperyal Oteli’ni okurdu. Kim bilir kaç kere okunmuştur bu şiirler ve hâlâ okunmaya da devam etmektedir.
An gelmiş, Attilâ İlhan ayrılmış aramızdan. Ama şiirleri, kitapları, tarihe not düşülen sözleriyle hep aramızda kalmış.
Onun ismi bazen, iki ‘T’ yerine iki ’L’ olarak yanlış yazılsa da, Sisler Bulvarı’nda yürüyemese de, Üçüncü Şahsa seslenemese de, Aysel Git Başımdan diyemese de Attilâ İlhan, o mavi adam, o kasketli kaptan hep yaşayacak bizimle...
Anısına sevgi ve saygıyla...
* * *
Haçan demir dökende
ateş yiyesim gelir.
Gök sofraya çökende
doruktan sesim gelir.
Dağdan yürek sökende
kurşun dökesim gelir.
Çatal şimşek çakanda,
yağmur perde çekende,
derya göğe çıkanda
haçan ölesim gelir.
1.
Destur bre gökkuşağı,
hangi devin kılıcısın,
sabah sabah kanın damlar,
besbelli can alıcısın.
Akıl almaz bir kelepçe,
anlaşılmaz hangi suça,
kilitlenmiş gündüz gece,
başımızda kalıcısın.
Öfkeyi sorduk sarından,
korkuyu bildik morundan,
azrail adında birinden,
giyilmiş ölmek tacısın.
Karanlık çiçek açtı mı,
ilmik boynuna geçti mi,
can kuşu tenden uçtu mu,
bir özgürlük ağacısın.
2.
Yıldız basınca gölleri,
kırılır zulmün dalları,
hoyrat ağanın kulları,
bu devran size de kalmaz,
özgürlük açar yolları.
İt vurur yiğit yakınmaz,
alnın da ölüm gülleri,
arslan emzirir dulları,
gizli bir güçtür bilinmez,
büyütür yoksulları.
Bu devran kimseye kalmaz
bre karanlık dölleri,
şimşek çatar çatısından,
kan uğuldar kapısından,
çatlar öfkenin selleri.
3.
Doğarsın sorgudur başlar,
doğmanın hesabı sorulur,
dünya bir bela sofrasıdır,
lokmanın hesabı sorulur.
Acı bir dumandır köyleri,
çakaldır kurttur soyları,
gecenin kanlı beyleri,
dumanın hesabı sorulur.
Kıvılcım çektiğin demirden,
canını oynadığın kumardan,
bıçağın oyduğu damardan,
akanın hesabı sorulur.
Yürü Attilâ İlhan yürü,
yaş da yanar yanarsa kuru,
günü gelir böyle doğru,
yazmanın hesabı sorulur.
- Attilâ İlhan, Varsağı
(Böyle Bir Sevmek)
- Görsel: Gülbahar B. Doldur (Attilâ İlhan)