Beyaz atlı kadınlar - Kentli erkekler = Modern zamanların Masalı
Kadınların artık her birinin kendi atları var. Hem de beyaz, dört nala sürüyorlar. Kendilerine ait hayatları, dünyaları, hobileri bir de bunlarla bağlantılı mekanları, gazeteleri, dergileri… Kadın olmak zevkli iş doğrusu. Reenkarnasyona inanıyor olsam daima kadın olmuş olmayı ve olacak olmayı dilerdim. Belki şömine kenarında mayışan bir kedi olabilirdim, o ayrı. Özel çayın, özel deodorantın, aldığın onca kaloriye, yaptığın onca huysuzluğa suçu yükleyebileceğin özel günün bile var. Tüm firmalar, evren emrine amade, sana çalışıyor. Çalışıyordu… Peki ya erkekler? Bu gezegende yalnız değildik bu sürpriz değil. Asıl sürpriz bizlere 21. yy endüstrisi tarafından yaşatıldı. Kadınlara ait her şey ters köşe edilip, baylara özel versiyonları da çıkar ve daha da ilgi görür oldu. Öyle ki kadınların kendilerini özel hissettikleri her alan sıradanlaştı. Ok yön değiştirdi. Pazarlama alanının yeni göz bebeği metroseksüellik ile örtüşmeye başlayan bu durum erkeklerce de çok hoş karşılandı. Her gün yenilenen dünyanın hızına yetişmek de bu hızı yaratmak da tüketmek de taraflara düşen görevler oldu. Misal; moda. Moda hiç bir zaman kadınlara has bir kavram değildi fakat erkek modası kadınlar önden dercesine naifti. Erdemli, sessiz sakin bir köşede elinde gazetesiyle sandalyesinde sallanırdı. Seçiciydi, öyle herkese uğramazdı. Şimdilerdeyse bırakmış görünüyor bu huylarını. Sokaklara inmiş ormanların kralı aslanlar gibi kükrüyor ’‘ben de buradayım.“ dercesine. Andy Warhol ’'bir gün herkes on beş dakikalığına meşhur olacak.” derken şimdilerin sokaklarını görmüş olmalıydı. Erkek modasına bu yeni huylarıyla ben pek alışamadım doğrusu. E yakışan var yakışmayan var, on üzerinden bin ile geçip hayran eden var, eline yüzüne bulaştıran var. Velhasıl günümüzün erkek modelini piramitle inceleyecek olsak içe dönük bir piramit çizerdik gibi. Şehrin kaldırım taşlarında ayaklarında stilettolaları, ellerinde kahveleriyle bir yerden bir yere koşturan kentli kadınlarınsa pek hoşuna gitti bu kentli erkekler. En başa dönüp şöyle bir denklemini kuracak olursak basitti aslında. Kadınlar atlarını kuşanınca erkekler de kentlere indi, bunu fark eden pazarlama sektörü de boş durmadı. Böylece başladı modern zamanların peri masalı… Yok mu o masalın kötü kahramanı tüm bunlar onun başının altından çıktı esasen. Üniversite yıllarında hemen hemen tüm kitaplarını hatmettiğim Philip Kolter der ki “Pazarlama, ürettiğinizi elden çıkarmanın zekice yollarını bulma sanatı değildir. Pazarlama; gerçek müşteri değeri yaratma sanatıdır. Müşterilerinizin daha iyi duruma gelmelerine yardımcı olma sanatıdır.” Bilmem anlatabildim mi? Dünya devleri tarafından şartlar tereyağından kıl çeker gibi, bizler daha narin gözlerimizi açıp kapayamadan daha iyi duruma getirildi, önümüze sunuldu. Sürü psikolojisi de üflemeden, afiyetle yedi. Roller değişilir, çılgınca üretilir, umarsızca tüketilir. İşte modern zamanların masalı… Raflarda. Yazar biraz acımasızmış sanki ama ben değilim. Korunmaya alınmasını istediğim şeyler var, bu yüzden de:
Beyaz Atlı Kadınlara
-Sevin. Kadını kadın yapan duygularınızda cömert olmayı, hissetmeyi unutmayın.
-Hissizleştirilmeyin. Direnin.
-Özgür olun. Ve bunu bi’ şeylere gem vurmakla sakın karıştırmayın. Gerçekten özgür olun. Ve bunun için de direnin.
-Yalnızlığınızı sevin, besleyin kimseciklerle paylaşmayın, ama bir olmayı da en iyi siz bilin.
-Çocukluğunuzun size en güzel armağanı hayallerinizi ardınızda bırakmayın.
-Kendiniz için yaşamayı öncelik edinin. “Canım öyle istedi.” diyebilin.
-Her ne yaparsanız yapın hırsla değil, sevgiyle yapın.
-Sevgiyle bakın. Sevgiyle baktıklarınız sizin olacaktır. (Ben garantili.)
-Ötekileştirmeyin. Kibirli olmayın. Bir göğün altında bir olduğumuzu unutmayın. Çocuklarınıza da bunu öğretin.
-Yargıların, bazı bakışların, bazı kelimelerin, yükselen en ufak bir ses tonunun bile kaba kuvvet olduğunu unutmayın. Ve bunu da çocuklarınıza öğretin.
-İyi hissettiğiniz şeylerin peşine takılın. İyi hissetmeyi sadece terfiilerde anımsamayın.
-Yapıcılığı bilin fakat canınızı fazlaca sıkan şeylerinse fişini bir çırpıda çekebilin.
-Bir beyin sizi şımartmasına izin verin. Mesela düşünülerek alınmış en sevdiğiniz çikolatanın sizi fazlaca mutlu etmesine izin verin.
-Anımsayın küçük şeylerle mutlu olmayı…
-Sevin. Çok sevin. Sevmekte, duygularınızı sergilemekte korkak olmayın.
-Özgüvenli olun. Kadını hayatında özgür bırakabilecek kadar hem de.
-Etiketle elde edebileceğiniz şeylerin yeni ve parlak bir etiketle gidebileceğini kestirebilecek kadar da zeki olun.
-Spor salonlarında vakit geçirin. Bunu kitapçılarda da yapın.
-Öğrenmeye hep açık olun.
-Asıl gücün kibar, saygılı olmak, duygulara sahip çıkabilmek olduğunu bilin.
-Yargıların, bazı bakışların, bazı kelimelerin, yükselen en ufak bir ses tonunun bile kaba kuvvet olduğunu unutmayın. Ve bunu çocuklarınıza da öğretin.
-Annenizi, anne yerine koyduklarınızı çok sevin.
-Kafayı güzel şeylere takın. Mızıka çalmayı öğrenin misal. Ömrünüzde bir bile olsa bir kadına serenat yapın.
-Dinleyin. Miş gibi yapmayın.
-Şiir okuyun. Merak edin, Ahmed Arif olmak nasıldır.
-Hırslı, kibirli, kindar olmayın. Çocukluğunuzun elinden tutun o size anımsatacaktır…
*Lütfen her köşe başına birer sokak müzisyeni koyun. Akordeon koyun, mızıka koyun. Biraz zamanı yavaşlatalım, sokakları yaşayalım diye.
Ben mi? Hala sevdiklerinden mektuplar isteyen, çayı açık seven, hep birilerinin Milenası olmuş olmayı dileyen kız…