Ağaç, Ben, Duvar ve At
İçimi durduramıyorum, koşmak istiyor, bir şey olsun istiyor, ya kendi yapsın ya da oldurulsun istiyor. Ağaçlar beklemezler, yalnızca dururlar, bense durmaksızın beklerim. Onlar kök salarlar toprağa, topraksa beni kucaklar. Bir ağaç her bahar yeni bir ağaçtır oysa ben baharları bekleyemem, çoktan akıp giderim kendime.
İçim kopar kopar durur şu dünyadan, ince dikiş iplikleriyle bağlarım kendimi hayatın tepesine, kırk farklı düğüm gelip oturur boğazıma. Kırmızıya boyarım, kiraz sarısına boyarım, yumuşak kahve tonlarına boyarım yaşamı, sonra ayna bana bakar ve sırrı dökülür dayanamam ben de sırlarımı dökerim ve öylece dağınık bırakırız koyu fayansları.
Duvarlara bakmıyorum, özellikle beyaz olanlara, konuşabilirken bilerek susan bir adamı hatırlatıyor bana, üzerine basıp geçtiğim solgun kadınları, küstah oğlanları ve alıngan kızları. Arkamda bıraktıklarım paçalarıma tutunuyor, aşağı bakmamak için başımı eğmiyorum asla. Gidiyorum sanıyorum ve her durduğumda kalmış buluyorum kendimi.
İçimdeki vahşi at geçenlerde yırtıyor kafesini. Koşuyor sonra, çatlamasına ramak kalana kadar koşuyor, at daireler çiziyor, daireler daha büyük daireleri çiziyor ve nihayet ben yoruluyorum, at duruyor. Sonra morları ve alları aynada buluyorum ve bulduğum yerde bırakıyorum.









