Bugün 6 Ekim, 98 yıl önce İstanbul halkının 4 yıl 10 ay 23 gün süren esaretten kurtulma sevincinin sokaklara taştığı gün. O sabah son işgal birliklerinin İstanbul Boğazı’nın Marmara çıkışında bekleyen savaş gemilerine binerek şehirden ayrılmalarını takiben Mirliva Şükrü Naili Paşa komutasındaki 3. Kolordu Sarayburnu rıhtımına çıkarak Gülhane Parkı’nda toplandı.
Birlikler halkın coşkulu gösterileri arasında buradan hareket etti. Galata Köprüsü, Şişhane, Beyoğlu İstiklal Caddesi üzerinden Taksim Meydanı’na çıkarak resm-i geçidi burada sona erdirdiler.
Tam bir hafta sonra Ankara’nın başkent olduğu gün yayımlanan Resimli Gazete’nin 13 Teşrinievvel 1339 (13 Ekim 1923) tarihli nüshasının kapağında önde Mehmetçik, fonda Boğaz girişinde demirli İtilaf donanması resmedilmişti. Altında, “Gidenlerden kalan acı hatıraları unutmayacağız. Onları koğan Mehmetçiği de unutmayalım” yazıyordu.
Binlerce yıllık tarihi acılarla örülmüş bir kentin dahi hafızasından silmek isteyeceği kadar kara günlerdi, işgal günleri... Gelin görün ki acıların sebepleri unutulursa, ancak yeni acılara açılıyor kapılar. O kurtuluş bayramının 1789 gün öncesini, işgalin başladığı 13 Kasım 1918'i de hatırlatmak gerek öyleyse...
Osmanlı Devleti, dört yıl süren 1. Dünya Savaşı’ndan mağlup çıkmıştı. İmparatorluktan geriye kalan topraklar bir bir işgal edilirken İstanbul da işgallerden nasibini almış; İtilaf donanmasının 13 Kasım 1918’de Haydarpaşa önlerine demirlenmesiyle fiili olarak başlayan işgal, 16 Mart 1920'de Meclis-i Mebûsan'ın basılmasıyla resmîleşmişti. İstanbullular 467 yıl sonra yeniden esaretle tanışıyordu.
İtilaf Devletleri’ne bağlı işgal birliklerinin ilk hedefi İstanbul’daki kışla, karakol, iskele, telgrafhâne gibi stratejik önemi olan noktaları teslim almak olmuştu. 16 Mart'ta henüz günün ağarmadığı saatlerde uykusunda öldürülen Şehzadebaşı Karakolu'ndaki şehitler daha sonra Nâzım Hikmet'in Kuvayi Milliye Destanı'nda şöyle anılacaktı;
uykuda kesti kâfir üçümüzü.
Soktu Osman'ın karnına kasaturayı,
bastı göğsüne kâfirin dizi.
Dört çocuk babasıydı Abdullah çavuş.
Doymadı dünyasına Abdülkadir.
Üçümüzü uykuda kesti kâfir,
Saatler içinde şehrin dörtbir tarafına yayılan işgalciler kontrolü sağladıktan sonra, İngiliz ve Fransız komutanlar Sirkeci rıhtımından karaya çıkmış; Fatih Sultan Mehmet'in İstanbul'a girişini andırır şekilde at üstünde Galata Köprüsü’nü geçip Bankalar Caddesi yoluyla Şişhane’ye, oradan da İstiklal Caddesi’ne ulaşmıştı. İşgal ordularının kumandanları caddede boy gösterdiğinde işgali destekleyen İstanbulluların sevinç gösterileriyle karşılanmışlardı. Lord Kinross o günleri “Türkler evlerine kapanmış, kendi kendilerinin gölgesi gibi, ancak ekmek almak için dışarı çıkıyorlardı. Bazıları şehre girmiş olan İtilaf Devletleri kuvvetlerinin yanında iş bulabilmek için feslerini atarak Türk olmadıklarını bile ileri sürüyorlardı. Beri yandan Rumlar, sokaklarda caka satarak dolaşıyor ve rastladıkları Türkleri itip kakarak duvar kenarına sürüyorlar, geleni geçeni Yunan karargahında dalgalanan mavi beyaz bayrağı selamlamaya zorluyorlardı. Türkler bu aşağılamaya boyun eğmemek için arka yollardan dolaşmak zorunda kalıyorlardı” diye anlatıyordu.
11 Ekim 1922’de Mudanya Mütarekesi’nin imzalanmasından sonra Refet (Bele) Paşa’nın BMM Muhafız Grubu’ndan 100 kişilik küçük bir kuvvet eşliğinde Gülnihal vapuruyla İstanbul’a gelişi, herkesin hafızasında işgalin sonu ve şehrin kurtuluşu olarak yer etmişti.
Halbuki İtilaf Devletleri’nin orduları bir yıl daha şehirde kaldılar. 2 Ekim 1923’te Selahattin Adil Paşa, Galata rıhtımındaki Arabic transatlantiğinde İtilaf kuvvetleri tarafından el konmuş askerî malzemenin Türk hükümetine teslim edildiğine dair bir belge imzaladı. İstanbul için hazin bir dönemin perdesi böylece kapandı.
— “6 Ekim 2021, #tarihtebugün, Tarih Dergi”
3. Kolordu’ya bağlı neferler, önde askeri bando, arkada atlı subaylar ve piyadeler Galata Köprüsü üzerinde toplanan mahşeri kalabalığın tezahüratları altında Taksim’e doğru ilerliyor, 6 Ekim 1923. (Cengiz Kahraman arşivi)
Şükrü Naili Gökberk (1876 Selanik - 1936 Edirne)