İşte o an, ne denli korkutucu ve acı verici olursa olsun, aynı zamanda gerçek mutluluğu bulabileceğin tek yerin gerçeklik olduğunu anladım. Çünkü gerçeklik, gerçek. Anlıyor musun?
Başlat / Ernest Cline
seen from United States

seen from China
seen from Yemen

seen from South Africa

seen from Malaysia
seen from Greece
seen from Greece
seen from China
seen from United States
seen from Venezuela

seen from Malaysia
seen from United States
seen from United States
seen from Argentina
seen from T1
seen from Greece
seen from United States

seen from United States
seen from Mexico

seen from Japan
İşte o an, ne denli korkutucu ve acı verici olursa olsun, aynı zamanda gerçek mutluluğu bulabileceğin tek yerin gerçeklik olduğunu anladım. Çünkü gerçeklik, gerçek. Anlıyor musun?
Başlat / Ernest Cline
Demir Tekerlekli Araba
Şimdi sahneyi hayal edin. Birkaç çocuk yürüyorlar. Güneş arkalarında. Yüzlerinde büyük bir kararlılık ve heyecan. Ellerinde keser, çekiç, çivi gibi alet edevat. Fonda da George Thorogood'dan Bad To The Bone çalıyor. Sanırsın Ocean's Eleven. Öyle bir maceranın başlangıcı ve istekle yürüyoruz bilinmeyen tehlikelerin içine. Değil ama işte. Okul bitmiş. Marangozdan gerekli olan tahtalar kişisel isteğe göre ölçülü kestirilip alınmış. Rulmanlar bulunmuş. Yaz eğlencesinin başlaması için her şey hazır gibi. Çocukken sık sık kullandığımız, yaz aylarının acayip şekilde keyifli geçmesini sağlayan oyuncaklarımızdan biriydi bu da. Daha sonraları başka başka yerlerde farklı isimlerle anıldığını da öğrendim. Bizdeki demir tekerlekli araba, rulmanlı araba, bilyeli tahta araba gibi isimlerle de biliniyordu.
Londra Camping
Çocukluğumun büyük bölümü, hafta sonları banliyö trenlerinde Küçükçekmece -Yedikule arasında yapılan yolculukların anılarıyla dolu. Her durakta beliren satıcıları ve neredeyse bitmeyen çeşitli ürünleri ile Pazarlama 101 sınıfı, hareket halindeki trenin kapılarından sarkan gençler, akşamları ansızın infilak sesleri ile sönen aydınlatmalar (hayamama civarı), komşular ve tabi gel zaman git zaman oluşan ahbaplıklar.
Ergenlikle beraber seyrelen tren yolculuklarının yerini alan uzun otobüs, minibüs ve metrobüs seferleri ile, deniz manzarası ve ağaçlardan ziyade yol boyunca gökyüzüne uzanan sayısız betonarme binaları seyreder olduk. İşte o yolculukların çocukluğumdan beri en önemli detaylarından biridir; dört başı mamur Londra Camping. Benzincinin arkasındaki bir binadan fazlasıdır.
80'lerde Marvel Çizgi Romanları
Son 20 yıldır, özellikle de MCU (Marvel Cinematic Universe / Marvel Sinematik Evreni) ile birlikte bir hayli popülerleşen Marvel çizgi romanları eskiden ülkemizde bilinir ama bulunmaz durumdaydı. Spider-man'i saymazsak, ki o zamanlar bizde Örümcek Adam adıyla yayınlanırdı, bu konuda seçenekler oldukça azdı. Örümcek Adam'ın içerisindeki maceralarda görebilirsek bazı diğer Marvel karakterlerini de görürdük. Onlar da kısa öykülerden ibaret olurdu ve tadı damağımızda kalırdı.
Blue Jean Dergisi
Çocukluğumda babamın eski Ses, Hey gibi dergilerinin arasında dolanıp kaybolmaya bayılırdım. İlgi alanım olan pek çok şey hakkında bir dolu bilgi sahibi olmuşluğum vardır bu iki dergi sayesinde. Ama dergilerin eski tarihli olması, güncelliğini yitirmesi ve inceleyip okumadığım sayılarının kalmaması gibi etkenlerden kaynaklı bir eksiklik hissetmeye de başlamıştım. Etrafta okuyacak, içine dalıp saatlerce ortalıkta olmayacağım bir şeyler arıyordum.
Çizgi romanları bu arayışın dışında tutuyorum. Onlar artık olmazsa olmazlara dönüşmüştü. Haftalık yayınlar bittiğinde eski sayılardan seçki yapıp okuma şansın oluyordu. Bütün hikayeyi bilmene rağmen en ufak bir sorun yaşamadan tekrar tekrar okuyabiliyordun.
Kaymaklı Leblebi Tozu
Öncelikle bu ürünü hatırlayanlar yaşlandıklarını kabul etsinler. Ardından da bu enteresan buluşun 90'lara ait olduğunu düşünenler biraz kenara çekilsinler. Zira 80'lerde hemen bütün bakkallarda bulunabilen bir atıştırmalıktı Kaymaklı Leblebi Tozu. Bu arada özellikle belirteyim, hangi sınıfa girdiğine dair hiç bir fikrim olmadığı için atıştırmalık olarak tanımladım. Gerçekten de yenilebilir özellikleri olmasına rağmen nasıl sınıflandıracağını bulması çok zor olan bir ürün bu. He ama 80'lerde belki de kilolarca tüketmişliğimiz de vardır. O nedenle kendisine saygıda kusur etmiyor, nostaljik duygularla kucaklıyoruz. 80'lerin o tuhaf havasında bizi biz yapan saçmalıklardan biri olması gibi bir özelliği vardır bu Kaymaklı Leblebi Tozu'nun. Çocuk aklımızla çok enteresan bir şeymiş gibi oyun aralarında, dinlencelerde, yazın kavruk günlerinde, ağaçların altında, kaldırım kenarında otururken fazlasıyla ilgi odağımız olmuştur.
Perma Kabusu
Geçenlerde bir makale okuyordum saç ile ilgili. Ne alaka, neden, niye ki gibi sorular sorulabilir tabi bu konuyla alakalı olarak ama gereği olmadığı kanaatindeyim. Neyse, Marcel Grateau adlı Fransız bir saç tasarımcısı tarafından ilk kez yapılmış işleme Perma adı verilmiş. Bizim bildiğimiz anlamda alet edevat olmadığı için de epeyce zorlanmış Grateau bu konuda. Ama yılmamış, çalışmış, çabalamış ve yapmış. Tabi ben bunları okuduktan sonra aklıma gelen ilk şey "ah Marcel ah, 80'lerde bu hale geleceğini ön görebilseydin, icat eder miydin acaba" oldu.
Bilmeyenler anlamaz, bilenler de hafızalarındaki o kötü görüntüyü silmek için hala uğraşırlar. 80'lerde fena bir perma kabusu yaşanmıştı ve dönemin çocukları olarak tam orta yerinde kalmıştık. Kötüydü, çok kötüydü. O zaman da kötüydü, şimdiden o zamana bakınca da kötü.
Kan Sporu / Bloodsport (1988)
80'lerde erkek çocuk olup da (aa ayrımcılık mı yaptım ben yaa) bu filmi izleyip gaza gelmeyen kalmamıştır diye tahmin ediyorum. Hepimizin damarlarında dolaşmasına rağmen film adı olunca bu kan kelimesi daha bir sert görünüyor insana. Yanına da sporu ekleyince efsane lezzetler kıvamında bir şeye dönüşüyor tabi. Biz de çocukken sanki çok bir haltmış gibi epey takılmıştık bu filme. Çoğu arkadaşın Jean Claude Van Damme ile tanışması da bu filmle olmuştur.
Kendimi hemen buradan ayırıyorum, zira ben bundan çok daha önce No Retreat No Surrender (Geri Çekilmek Yok Teslim Olmak Yok) ile tanımıştım kendisini. Gerçi hayatıma çok büyük bir değişiklik mi geldi, hayatım çok mu farklılaştı? Olmadı tabi öyle şeyler ama çocukken kafa başka türlü çalışıyor işte. Sidik yarışı da hiç bitmez. :)