YOKSULLUK KADER OLAMAZ
Türkiye'de Roman-Abdal toplulukları tarihsel olarak marjinal işlere, güvencesiz emeğe, düşük ücretli sektörlere, esnek ve mevsimlik işlere sıkıştırılmıştır. Modern kapitalizm bu işgücünü yedek işçi ordusu olarak kullanır. Böylece işgücü arzı yüksek göründüğü için ücretler düşer. Roman-Abdal topluluklar sistematik biçimde ucuz işçi statüsünde tutulur. Bu durum sınıfsal çelişkiyi etnik çelişkiye dönüştürür. Yoksulluğun sistemik nedeni görünmez kılınır, sorumluluk kültürel özelliklere atfedilir. Roman–Abdal topluluklarının bir bölümü tarihsel olarak seyyar zanaat, gösteri sanatı, hurda-geri dönüşüm, müzisyenlik, tamircilik
gibi yerleşik üretim ilişkileri ile tam uyumlu olmayan emek biçimleri geliştirmiştir. Kapitalist devletler için yerleşik olmayan üretim ve yaşam biçimleri kontrol edilemezlik anlamına geldiğinden, bu topluluklar tarihsel olarak hep bir tehdit olarak kodlanmıştır. Bu çelişki kültürel değil; mülkiyet temelli bir çelişkidir. Yerleşik toplum mülkiyet, vergi, kayıt, sabit iş ve düzen ister. Roman-Abdal emek biçimleri ise bunların dışında kalır. Kentsel dönüşüm süreçlerinde Roman-Abdal mahalleleri çöküntü alanı, riskli bölge olarak ilan edilip düşük değerde el değiştirilir, yerinden edilmeye açık hâle gelir. Bu, mekânsal ırkçılık için ekonomik zemin yaratır. Bu toplulukların tarihsel olarak marjinal işlere itilmeleri, kapitalizmin "yedek işçi ordusu" gereksinimiyle tam uyumludur. Roman-Abdal halkının hâlihazırda bulunduğu güvencesiz iş alanları, neoliberal dönemde daha da değersizleşmiş ve popülasyon daha da dışlanmıştır. Emek piyasasında "en alttaki grup" haline getirilmişlerdir. Kent merkezlerindeki Roman mahalleleri inşaat sermayesine aktarılabilir alanlar hâline gelmiştir. Yerleşik olmayan kültürel yaşam tarzları ulus-devletin "makbul vatandaş" modelinin dışında kaldığı için baskı ve ayrımcılık doğurur. Bu olgu hem kapitalizmin erken aşamalarında (emek yoğun, düşük ücretli sanayi dönemi) hem de neoliberal dönemde ortaya çıkmakla birlikte bugün gördüğümüz biçimi özellikle neoliberal finansallaşma ve kentsel rant ekonomisinin ürünüdür. Esnek çalışma yoksulları daha görünür biçimde rekabetçi baskı altına sokar. Yoksulluk artarken devlet sosyal politikaları küçülür; toplumdaki öfke güçsüze yönlendirilir. Kent rantı büyüdükçe Roman-Abdal mahalleler ekonomik değer için yerinden edilir; bu ırkçılığı yeniden üretir. Ucuz iş gücü, güvencesiz çalışma, kayıtsız emekle maliyet avantajı sağlar. Kentsel dönüşüm projelerinde ucuz arazi elde eder. Roman-Abdal topluluklarının siyasal gücü az olduğu için direnme kapasiteleri düşük kalır. Emek sorunları ve yoksulluk yerine kültürel problem, asayiş sorunu gibi söylemlerle sorumluluğu gizleyebilir. Kentsel dönüşüm ile daha güvenlikli-elit mekânlar elde eder. Yoksulluğun sebebi olarak sistemi değil Romanları-Abdalları suçlayarak sembolik rahatlama yaşar. Roman–Abdal toplulukları gelir kaybı, konut kaybı, eğitimde ayrımcılık, işte ayrımcılık, mekânsal segregasyon, kurumsal ırkçılık ve polis baskısıyla kaybeder. Irkçılık sınıf dayanışmasını böler. Böylece sermaye için ücretleri düşük tutmak kolaylaşır. Kentsel dönüşüm yasaları yerinden etmeyi meşrulaştırır. Yoksul mahalleler riskli bölge ilan edilerek hukuki gerekçe yaratılır. Irkçılık çoğu zaman cezasız kalır. Popülist siyaset yoksulluk yerine suçlu kültür, uyumsuz topluluk söylemleri üretir. Güvenlik politikaları sertleşir. Kent politikaları emlak ve inşaat çıkarlarına göre düzenlenir. Çingeneler tembeldir, suç işleyecekler, kente uyum sağlayamazlar gibi tarihsel önyargılar yeniden üretilir. Yoksulluğun nedeni sınıfsal değil kültürel gösterilir. Medya stereotip üretimini sürekli kılar. Sanatsal, müzikal ve zanaatkâr üretimler değersizleştirilir. Egzotik ama aşağı bir kültürel temsil yayılır. Roman-Abdal kimliği tehlikeli–aşağı–eğlencelik üçgeninde kodlanır. Roman–Abdal halkına yönelik ırkçılık, kültürel bir yanlış anlamadan değil; kapitalist üretim ilişkilerinin tarihsel ve güncel çelişkilerinden doğar. Bu olgu emek piyasasındaki yedek işçi ordusunun varlığını, kentsel rantın genişletilmesini, güvencesizliğin süreklileşmesini, ulus-devletin homojenleştirici baskısını ekonomik olarak yararlı kılar. Irkçılık; sermaye, devlet ve orta sınıflar için işlevsel, Roman–Abdal toplulukları ve emekçi sınıflar için yıkıcı bir sonuç üretir.












