🪃▪️ Yetki Faşizmi ve Sonuçları Üzerine Düşünceler
Bir insanın gelebileceği en yüksek seviye güvenilir bir insan olabilmesidir.
Örgütlü bir çaba genel yarar aleyhine bir niyet olduğu müddetçe hiçbir zaman güvenilir en yüksek seviyeye ulaşamaz.
Türk ulusunun güvenini tamamen kaybeden soyguncular neye güveniyor da Türk ulusuna karşı zıtlaşma düzeyini iyice artırıyorlar?
Yürüyün arkanızda biz varız diyenlerin art niyetini bildikleri halde, bildiğimiz halde gözleri dönmüş bir şekilde bölünerek ve toplumu bölerek kötülük peşinde koşuyorlar.
Güven bir kere kaybedildi mi? Hiçbir zorlama yöntemler ile geri gelmez. Güveni kaybeden gücü ne olursa olsun biter.
Satılmış olanlar herkesi her zaman satın alınabilir yanlışı içine düşerler. Sonsuza kadar kimse kimseye satılmaz. Kendini çaresizliği yüzünden emeğini satan hiçbir insanda bundan memnun değildir.
Gücü elinden alınınan çocuklar gibidir güce esir düşen çaresizler. Bu sebeple kendileri gibi çaresiz çoğaltıp onların çaresizliğini sömürmekten zevk alır kaybetme korkusunu bu tutum ile baskılayarak yok etmeye çalışır iken herkese kendileri dahil zarar verdiklerini unuturlar.
Mücadele ettiklerimiz hiçbir zaman mert olmadılar. Tinlerini ve karakterlerini namert bir kalleşlik esir almıştır.
Yüzleşilmesi gereken gerçek budur.
Öz değerlerine güvenen insanlara karşı bu kadar vahşi davranmış olmalarının sebebi budur.
Bizi asimetrik psikolojik saldırının bir deneyi olarak kullanıyorlar. Bunun farkında olmuş olmamız onları çıldırtıyor. Art niyetli çabaları nihayete ulaşmayacak diye bu kadar çok kötülük denemesi yapıyorlar.
1946 sonrası sözde demokrasi adına çok partili siyasi bölücülük ile sandıkta halk kobay olarak kullanıldı ve soyguncu ve bölücü siyasete yetki sağlandı.
Bunun sebebi iyilerin dağınık olmaları. Bunun çaresi ise hiçbir örgütlü kötülük değil. Zorluğu içinde büyük bir mücadeledir. Bu çağda bu mücadelenin adını devrim diye çağın kuvvayi milliyesi yurttaşın etik ahlak anlayışı direnişi koyacaktır.
Onlar ne kadar yıpratmak isyerse istesinler biz o kadar çelik bir tin anlayışı içinde sabır ve azimle yıkılmaz olduğumuzu bütün insanlığa ders vererek ispat ediyoruz.
Dalgasını daha güçlü bir şekilde getirmek için yüreğine çekilerek içten güçlenen bir okyanus gibiyiz biz. Her dalgada çok daha güçlü gelmek için geri çekilir gibi yapar daha şaşkına çeviren bir anlayış ve ahlakla geliriz.
Biliyoruz ki yumurta dıştan kırılır ise yaşam biter. Bu sebeple içten yumurtayı kırarak yaşamı yeniden başlattık. Yaşam yumurtayı dıştan kırmak isteyenler için bitti. Bittiklerini kabullenmekte zorlanıyorlar. Güç esiri olanlar her çağda benzer faşist çabalar içine girerek bitmiştir.
Bir yetki faşizminin daha son zamanları yaşanıyor Anadolu da Türk ulusunun haklı direnişi karşısında..
Gösterişe ve başkalarının hakkı çalınarak elde edilmiş çalıntı güç görgüsüzlüğüne ihtiyaç duymayan yaşam mücadeleleri kaliteli ve değerlidir.
Hiçbir güç normal yollar ile büyük bir tehdide dönüşmez. Her gücün arkasında sayısız kadar suç, her suçun arkasında arsız ayrı bir güç vardır.
Güç peşine düşürülen insan her çağda yeryüzünde ki tanrısını yeniden kendi anlamsız çabası ile kendi yarattı.
Aşkın bir güç yeryüzünde tanrı adına ancak o hayranlık tarafından üretilir.
Kendi içinde var olanı aşkın bir gücün adına yapmak tehlikeli olduğunu bildikleri halde buna tevessül neden ettiler?
Gücün kendisini tanrılaştırmak için ürettikleri her kötülüğü tanrıya suç atarak kendilerini bundan sıyırmak istediler.
Askeri bir darbe kalkışmasından Allah'ın bir lütfu diyeyek sivil dayatmacı bir zorbalığa dönüştürmeye kalktılar.
Hakikatin ölçüsü hileli güçler gibi çalışmaz.
Yapay metafizik bu sebeple bu çağda çuvalladı.
Sorgulamanın dengesini kaçırmayan tarafsız bir bakış açısıyla tüm çabaların ne anlama geldiğini anlamakta zorlanmaz..
Yeryüzünde bilgeliğin konusu tanrı ve din değil tanrı ve dini çıkarına alet eden sorunlu insandır.
İnsan ne ile beslenir ise ona dönüşür. Duygu ve düşüncelerini beslemeyen insan kendisiyle ilgili bir fikre sahip olamaz. Beslenmenin iyi veya kötü yönünü yine insanın niyeti belirler.
İnsanı bir bütün olarak ele almak gerekir. Açlığa mahkum edilerek çaresizliği sömürülen insan ile o gücü kötüye kullanarak gücünü koruma derdi içinde olan insan aynı değildir. Bu sebeple gücü çalan gücü çalınan insanları kendi taraftarı yapmanın bir yolunu bulur.
Her insanın inancı kendi psişesi ile oluşur. Psişesini ise yaşadığı koşullar ortaya çıkartır.
Gücünü yaşamdan ve mücadeleden alanlar her zaman çalıntı güçlerin hakkından gelir.
İnsan ölümlü olduğu için tanrı sonsuz ömürlüdür.
Yaratan, yaşatır ve öldürür. Sınır çizen güç tanrıya bu sebeple dönüşür.
Sorun yeryüzünde her sınır çizme hakkını kendinde görenin zamanla bir tanrıya dönüşmüş olmasıdır.
Tanrının özellikleri yarattığına yabancı değildir. Tanrının yarattığı bu özellikleri tanrı gibi bir güce dönüştürme hakkını insanın kendinde görmüş olması tehlikelidir.
Tanrı hiçbir özelliğini insana kötüye kullanması için vermedi. Seçim hakkı tanıdı. Özgür bıraktı. Her seçimin sonucuna kim neyi seçerse ona katlanır ilkesini yaşama aktardı. Ve başka da hiçbir gelişmeye karışmadı. Ölçü sürekli tartı ve sunucu açık etti. Kaybeden bitti hak eden geldi.
İyiliği kendi dışında arayan birinden daha kötü bir insan yoktur. İnsan kendi kötülüğünün farkında olmadan yaşamdan geçip giden bir varlık olduğu için bu haldedir.
İnsanı kötülüğe iten tanrı ve dinler karşısında bu kadar güçsüz ve çaresiz his ve düşüncesine doğal olarak kapılmış olmasıdır. Oysa yapması gerekenleri yapan insan kendini bu his ve düşünceye itmeye gerek duymaz. O gücün doğal ve uyumlu bir parçasına dönüşür.
Din tehlikeli değil korku üreterek aldatmacaya alet edilen din adına örgütlü kötülük tehlikelidir. Bu her çağda büyük bir yıkım üretmiştir.
İnsan yaşamın zorlukları karşısında teselli arayan bir varlıktır.
Teselliyi ranta dönüştüren çakallık bu sebeple ortaya çıkar.
İnsanın kendi ürettiği acısına anlam üretme çabası da tam burada doğar ve büyür. Herkesin acısı aynı olmadığı için kimse kimseyi anlamaz. Bu durum birlik beraberlik ve bütünlüğü sağlamakta güçlük üretir.
Yaratan anlam üretme çabasının her çağda merkezinde olmuştur. İnsan üstü bir ölçünün olduğunu kimse inkar edemez. Sorun bu ölçünün dini, tanrıyı, inancı siyaset ve ticaret gibi kirli bir alana alet etmiş olmaktır.
Kadim Anadolu ve Türk bilgeliği karşısında soyguncu soykırımcı yayılmacı haçlı batının felsefesi ve doğunun duyunç sömürüsü yapan felyesoflarının batı sömürüsüne hizmet eden çabaları dünkü çocuk sayılır..