Cumartesi Anneleri 616.Hafta
Galatasaray’dan yükselen sesimiz bir adalet çağrısıdır, susmayacağız!
Zorla kaybetme uluslararası hukukta insanlığa karşı suçlar içerisinde yer alır ve herkesin zorla kaybedilmeden korunmasını ve suçun etkili bir biçimde cezalandırılmasını devletlerin yükümlülüğü olarak görür. 616 haftadır devletin, gözaltında kaybedilen yüzlerce insanımız için bu yükümlülüğünü yerine getirmesi talebiyle Galatasaray’dayız. Bu talebimizi tekrarladığımız yoğun kar yağışı altında gerçekleşen 615. buluşmamızda polis müdahalesi ile tehdit edildik, basın açıklamamızı okuyan kayıp yakını Maside Ocak gözaltına alındı. 2011 yılında dönemin Başbakanı Erdoğan’ın davet ederek görüştüğü, “elimizden geleni yapacağız” dediği Cumartesi Anneleri’nin yeniden 28 Şubat’ın hukuksuz uygulamalarına tabi tutulmasını kınıyoruz. Her cumartesi bir kaybın hikâyesini anlatarak, bilinen faillerini açıklayarak buluşuyoruz. Anlattıklarımız tanık beyanlarına, kamu görevlilerinin ifadelerine, TBMM raporlarına, savcılık fezlekelerine, mahkeme tutanaklarına, AİHM kararlarına, kitaplara, gazete haberlerine de yansıyan gerçeklerdir. Bu gerçekleri anlattığımız için, taleplerimizi basın açıklamaları ile hükümete ve kamuoyuna duyurduğumuz için suçlanmayı, polis şiddetiyle tehdit edilmeyi reddediyoruz. Cumartesi Anneleri ve bu mücadelenin destekçisi hak savunucuları olarak hak ve özgürlüklerimizden, hakikat ve adalet talebimizden vazgeçmeyeceğiz. Hukukun üstünlüğüne, demokrasiye ve barışa yönelmiş bir Türkiye talep etmekten vazgeçmeyeceğiz. Hukuksuzluğa boyun eğmeyeceğiz; susmayacağız! Bu hafta gözaltında kaybedilişinin 21. yılında Av. Tahir Elçi’nin takip ettiği davalardan biri olan, “Abdullah Canan için adalet istiyoruz!” demek için buluştuk. 43 yaşındaki Abdullah Canan Yüksekova’da yaşayan bir iş insanıydı. Bölgede işlenen suçlar nedeniyle Yüksekova Dağ Komando Tabur Komutanı Binbaşı Mehmet Emin Yurdakul hakkında 7 akrabası ile birlikte savcılığa suç duyurusunda bulundu. Bunun üzerine Binbaşı Yurdakul tanıkların yanında şikâyetinden vazgeçmesi için kendisini tehdit etti. Canan tüm baskı ve uyarılara rağmen şikâyetini geri almadı. Abdullah Canan 17 Ocak 1996 sabahı otomobiliyle Hakkâri’ye gitmek üzere evinden ayrıldı. Yolda askerler tarafından otomobili durdurularak gözaltına alındı ve Yüksekova Dağ Komando Taburu'na götürüldü. Ailesi yerel ve ulusal tüm makamlara başvurdu. Abdullah Canan’ın gözaltına alındığı inkâr edildi. Tüm girişimler sonuçsuz kaldı. 21 Şubat 1996 günü Abdullah Canan’ın ağır işkence görmüş cansız bedeni elleri, ayakları ve ağzı bağlı olarak Yüksekova-Esendere Karayolundaki bir menfeze saklanmış halde bulundu. Canan yakın mesafeden atılan 7 kurşunla öldürülmüştü. Canan Ailesi Yüksekova Cumhuriyet Başsavcılığı'na başvurarak, Abdullah Canan’ın öldürülmesinden sorumlu olduğu gerekçesiyle Binbaşı Yurdakul aleyhine suç duyurusunda bulundu. Yüksekova taburunda görev yapan itirafçı Kahraman Bilgiç savcıya verdiği ifadede; Abdullah Canan'ın taburda işkence ile sorgulandığını, Tabur Komutanı Binbaşı Mehmet Emin Yurdakul’un talimatı ile Bölük Komutanı Yüzbaşı Nihat Yiğiter tarafından silahla öldürüldüğünü detaylarıyla anlattı. Albay Kamber Oğur, Yüksekova Savcılığına başvurarak “Şubat 1996'da tabur karargâhında Abdullah Canan isimli şahsı başı sarılı vaziyette revirde gördüm.” dedi. Binbaşı Mehmet Emin Yurdakul ve Yüzbaşı Nihat Yiğiter hakkında Diyarbakır DGM Savcılığı’nca soruşturma açıldı. Bu kişiler, Abdullah Canan’ı öldürmekle suçlandı. Ama mahkeme Canan’ın “terörist” bir çatışmada veya aşiretler arası çatışmada öldürüldüğü kanaatine vardı ve yargılanan sanıkların beraatine karar verdi. Yerel mahkemeyi “iddiaları araştırmaya isteği olmamakla” suçlayan AİHM ise “Aralarında askeri personelin de yer aldığı tanık beyanlarından da anlaşılacağı üzere, Abdullah Canan'ın gözaltında öldürüldüğü mahkememizce saptanmıştır" tespitinde bulundu. Türkiye’nin yaklaşımını şaşkınlık verici bularak oy birliğiyle mahkumiyet kararı verdi.
Abdullah Canan’ı gözaltına alanlar, işkence ile sorgulayanlar, katledenler ve bedenini kaybedenler bellidir. Savcılık ifadelerinde, mahkeme tutanaklarında, AİHM kararında TBMM raporunda isimleri yazılıdır. Abdullah Canan’ı katledenler, kaybedenler yargılanarak cezalandırılmalı, Devlet, Abdullah Canan’ın kaybedilmesindeki sorumluluğunu kamuoyuna açıklamalıdır. Abdullah Canan davasındaki 21 yıllık cezasızlık son bulmalıdır.
İnsan hakları derneği İstanbul Şubesi Gözaltında kayıplara karşı komisyon











