Ne garip değil mi ? Hayatımızın yarısı yaşamımızın travmalara dönüşmesiyle, kalan yarısı da onları tedavi etmekle geçiyor. Yaşamın uzay boşluğunda, sonunu bilmediğimiz bir çıkış arıyoruz. O sona ulaşınca ne yapacağımızı da bilmiyoruz üstelik. Bugün babama bağırarak dedim ki “benim bütün travmalarımın sahibi sensin! ” Halbuki biz çoğunlukla çok iyi vakit geçiririz. İnanılmaz bir baba-kız ilişkisi bizimkisi. Hem iki yakın arkadaş hem de iki düşman gibi. Bazen böyledir. Aile, bir trajediye dönüşür. Seçemezsin, değiştiremezsin. Savaşırsın, kaybetmezsin ama galip de gelemezsin. Sadece kabullenirsin. Belki de sakin bir kabulleniş iyileşmenin başlangıcıdır. Olamaz mı?